Los Angeles Konsolosu Talat Kulay

Mayıs 24, 2019

1980 yıllarında tanıdığım en kibar en karizmatik adamdı Konsolos amcam. 5 kattaki evimizin balkonundan onun evinin ağaçlarla kaplı bahçesini ayna gibi görüyordum. Aydının yaz sıcaklarında balkona çıkmamak mümkün mü? Çıkınca “ayıp, bakma” diyordum ama kendime söz geçiremiyordum. Ayıpsa ayıptı konsolos amcayı hayran hayran izliyordum. Konsolos amca sabah erkenden kalkıp, takım elbisesiyle mesaiye gider gibi evden çıkıyordu. Bulvardaki gazete bayisinden gazetelerini ve ekmeğini alıp yavaş adımlarla da geri dönüyordu. Babasından kalma müstakil evinin balkonunda masasına kocaman bir servis tabağına bir dilim peynir, domates, salatalık koyar, bir yandan çayını yudumlar bir yandan gazetesini okurdu. Bir kaç saat sonra ipek kumaştan dikilmiş sabahlıkla, omuzlarına dökülen saçlarını elleriyle toplayıp bırakan güzel karısı gelirdi kahvaltıya. Porselen demlikten onun fincanına çay koyar sonra karşısına geçip otururdu.

İlk zamanlar bayramda seyranda kapısını çalamazdık.  sebebi rahatsız etmekten korkmamızdı.Konsolostu, konsolosluk en büyük meslekti. Başka ülkede ülkemizi temsil etmişti emekli olmuştu. Uzun boylu, kırlaşmış saçları vardı ama yaşını da hiç göstermiyordu. Onların ziyaretine en çok Naciye giderdi. Naciye mahallemizin saf kızıydı. Konsolosa “Abim” Konsolos da ona “kızım“ derdi.  Konsolosun güzel karısı Ayşen Hanım ona güzel giysiler, takılar verirdi. 

Mahallemizin ileri gelen tanıyanlardan Sırrıye Hanım teyze, komşu ziyaretlerinde konsolos amcamız hakkında bilgiler vermeye başladı.”  “günlerden bir gün Kulaksızların Ayşe Hanım teyzenin oğlu Talat,  okumak için evden çıkıp gitti, Okudu yurt dışına da gitti geldi bakanlıklarda memur oldu. Sonra evlendi. Ayşe Hanım teyze çok güzel kızla evlendi “diye söylerdi. İlk evliliğinden iki kızı oldu, kızlarının biri Ürdün Kraliyet ailesine gelin gitti, iki kız torunu var Talat Beyin. Torunları dört beş yaşlarındayken Ayşe Hanım teyzeye ziyarete geldiler. Hiç Türkçe bilmiyorlardı. Küçücük çocuklar, bakıcılarıyla İngilizce konuşuyorlardı diye ballandıra ballandıra anlatıp, Ayşen Hanım onun sekreteriymiş. İlk eşinden ayrıldıktan sonra Ayşen Hanım sağlığıyla pek ilgilenmiş o da Ayşen hanımla evlenivermiş. Diyerek onları ne kadar çok tanıdığını vurgulamaya çalışıyordu.

Küçük şehrin komşulukları bir başka olur. Tıpkı çekirdekten çıkan meyve ağacının bedeni gibidir dostluklar. Topraktan başını çıkaran yaprağa ikinci bir yaprağın eşlik etmesi o yaprakların dallara, dalların gölgelere dönüşmesine benzer. iki komşu kapıda, bakkal dükkanında merhabalaşır önce. Talat amcayla babam da böyle küçük ama sevimli bir yerde ve anda karşılaşmışlar. Selamlaşmaları başlamış. Ayşen hanım da Sırrıye hanımın eşlik etmesiyle pastalı börekli günlere giderek komşularıyla iletişime geçmeye çalışır. Annemle Ayşen hanımın tanışması Sırrıye Hanım teyzenin gününde olmuş. İkisinin sıcak sohbeti sonrası bizim evde,  “hoşgeldine gitmek lazım“ cümlesi dolaşmaya başladı .”müsaitseniz bu akşam gelmek istiyoruz diye haber gönderildi. Daha o akşam bizi davet ettiler. Annemlerle gitmek üzere ben de hazırlanmaya başladım. En güzel elbisemi giydim. Konsolos amcama mı yoksa Ayşen Hanıma mı güzel görünmek istemiştim bilmiyorum. Onların evlerini, eşyalarını, bu kibar adamın kitaplarını görecek olmanın heyecanı içindeydim. Ayşen Hanım ve Konsolos amca nereleri görmüşler neler yapmışlardı merak içindeydim.

Bizi ikisi birden kapıda karşıladı. Salonda klasik oymalı koltuk takımı, televizyon, el dokuma halı ve duvarda aile büyüklerinin fotoğrafları yer alıyordu. Hal hatır ve muhabbet derken Konsolos amca nerede çalıştığımı sordu? Bu o gün bana sorulan en güzel soruydu. Çünkü onun hakkında bazı önemli bilgiler edindim.

Konsolos, Dış işleri bakanlığı tarafından kısa adı WHO olan dünya Sağlık Örgütünde Cenevre’de bulunmuş. Daha sonra Fransa’da konsolosluk yapmıştı. Fransa’dan merkeze çağırılmış Ankara’da çalışmalarını sürdürmüş. 1979 yılında Los Angeles Başkonsolosluğuna atanmış. Los Angeles’te 1982 yılına kadar kalmış ve tekrar geri çağrılmış bürokratlardandı.

Konsolos “Los Angeles’te Ermeniler Türkleri huzursuz ediyorlardı. Ermeni katliamının tanınmasını sürdürüyorlardı. Hükümet, 1982 yılında beni görevden alıp yerime KEMAL ARIKAN atadı. Ve Kemal Bey suikasta kurban gitti. Hayat işte. Eğer alınmasaydım o suikastta ben ölmüş olacaktım” dedi. Ben sanki masal dinliyordum. Ve kahramanım gerçekti karşımdaydı. Konsolos amca devam etti.

Emekliliğinden önce de Hindistan’a Delhi’ye gönderildim. Delhi’ye Ayşen hanımla birlikte gittik. Onların kültürlerini tanıma fırsatı bulduk. Hindistan değerli taşların olduğu bir ülke. Madenleri İngilizler tarafından işletiliyor. Halkın çoğu İngilizce biliyor. Çeşitli dinleri bir arada görebildiğimiz apayrı bir ülke. Unutamadığı anılardan birisinin karşılama törenlerinin birinde file binmesi olduğunu anlatırken, sohbeti çay servisi bozuvermişti. 

Beş yıl komşuluk yaptık. Bu zaman içinde eşimle tanışmış nişanlanmıştım. Nikâh günü için şahitler konuşulduğunda benim şahidim “Konsolos amcam olacak” diyerek isteğimi belirttim. Bu isteğimi kendisine ilettiğimde çok memnun oldu. Nikâh günü yanımdaydı. Mutluluğuma tanıklık etmişti. Ayşen Hanımı yanına çağırdı “nikah hediyemizi verir misin?” dedi. Ayşen Hanım küçük saten mücevher kesesinde pırlanta kesimi bir taş ‘ı “bizden bir anı” diye bana takdim etti.

Nikâh günüm onu son gördüğüm gün oldu. Yedi ay sonra vefat ettiğini öğrendim. Ayşen hanım o evde duramadı, kızlarının vekâletiyle evi sattı İzmir’e gitti. O bahçeli evi müteahhit beş katlı bilmem kaç daireli apartman yaptı. 

Yıllar geçti ama ben hala balkona çıkınca bahçeli evi görüp Rahmetli Talat amcamı anıyorum. Düğün fotoğrafçımız nedense o anı ölümsüzleştirmemiş. Keşke diyorum 1986 yılının 29 Haziran’ına geri dönebilsem.

Geçen yıl, Turkish Consulate General in Los Angeles’a bir e-mail yazdım. Onlar da Talat amcamın kızlarından izin aldıkları takdirde geri dönüş yapacaklarını yazdılar. Hala haber yok.

İnternette araştırdım 6 Kasım 1965 tarihli Akis Dergisi’nin TÜLİ’den haberler Köşesinde onunla ilgili haber ve fotoğraf buldum. TALAT amcamdan, ilk eşi REBAP KULAY’dan bahsediyordu. Bu, benim anlattıklarımı doğrulayacak küçük bir belgeydi. Çok sevindim.

TÜLİ SEZGİN Akis Dergisi’nin yazarlarından biri olup, köşesinde şunları yazıyordu;

Talât Kulay, bilhassa güzel ve zarif eşi Rebap Kulay için üzüntülü geçen aylardan sonra kusursuz olduğunun anlaşılmasıyla 1. Dairede bir Umum Müdür olarak görevine döndü. Talât Kulay, bir maliye müfettişinin raporuyla, çok iyi işler yaptığı Paris Başkonsolosluğu’ndan apar topar Başkente getirilmiş ve üstelik dosyası da adlî mercilere verilmişti. Bu merciler tetkiklerini yapmışlar ve ortada bir kusur görmediklerinden men’i muhakeme kararı vermişler. Kulaylar da böylece rahatladılar. Ama bir yandan, hiç yüzünde Paris’i bırakmanın, öteki yandan aylarca itham altında kalmanın azabının kefaretini kim ödeyecek? Kalender Talât Kulay, geniş yüreklilikle “Ne yapalım, olur böyle şey diyor, olur ama olmaması lazım değil mi?” diye bitiriyordu. Rahmetle anıyorum.

Yorumla

Your email address will not be published.