Dün bir günü daha geride bıraktık. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günüydü. Altmışlı yılların çocuğu olarak gazete deyince ilk aklıma gelenler; okuma kitaplarımızdaki gazete okuyan dede resimleri, ilkokulda sınıfımıza sırayla aldığımız gazeteler, annemin eve giren gazeteleri okuyarak okur olması (ilkokul birinci sınıfa gitmiş) , babamın bizi bir yaz tatilinde Zonguldak ‘a götürürken Ankara –Zonguldak arasındaki köy çocuklarının demiryolu kenarında bize el sallarken “gazete-gazete “diye seslenişleridir.
Haberleşme için radyo ve gazete günlük yaşantımızın bir parçasıydı. Küçük kasabamızın gazetelerini satan şişman Ruhi’ abiyi “ gazeteci “derdik. Gazete satanın gazeteci olmadığını öğretmenimin, hayat bilgisi dersimizde, meslekler konusunda verdiği bilgilerden öğrenmiştim. (Şimdiki çocuklar biliyor biz onlar kadar şanslı değildik, şanslı olduğumuz nokta öğretmenlerimizdi ve verilen her bilgi bizim kıymetlimizdi.) Savaşta, depremde, başka ülkelerde bizim için haber toplayıp onları bize ulaştırmak için hayatlarını tehlikeye atan muhabirler, özgürce fikirlerini savunan köşe yazarları, gazete sahipleri, editörler, dizgiciler, matbaa, elimize ulaşması için çalışanlar, bir günde dünyada olup bitenleri gözler önüne seren cesur insanlardı onlar. Hızla değişen dünyamız gibi günümüzde de değişti gazetecilik. Hız, yıpranmaları yaratır. Önce fikir özgürlüğü yıprandı. Sonra iletişimde kopukluklar başladı. Televizyon radyonun yerini aldı, internet de haberleşme ve iletişimin. Ben de büyüdüm ilkokulda değilim artık. Öğretmenliğime, on dört yıldır köşe yazarlığımı da ekledim.
Benim hikayem öğrencim Erdal Karakavukoğlu ile karşılaşmamla başladı. Erdal, Güzelhisar gazetesinde muhabirdi. Gazeteye davet etti. Gazetenin hazırlandığı yer evime çok yakındı bir çay içimliğine uğradım. Sayın Bülent Çam, Sevgili Bahar ve Erdal’la hoş sohbetimiz oldu.
Yıl 2005 Eski Eserleri Sevenler Derneğinin Başkanlığına seçilmiştim. Aydın’ın kültürü, tarihi, sanat tarihi, arkeolojik zenginliklerinin tanıtılması, korunmasına yönelik üyelerimizle çalışmalar yapıyordum. O sohbet sonunda Erdal “hocam gazetede köşeniz olsun siz bunları yazın” dedi.
Güzelhisar gazetesinde ilk köşe yazarlığım böylece başladı. Haftada iki gün yazıyordum. Gazete Gazetede yazım çıkana kadar sancılar içinde kıvranıyor, çıkınca yeni doğan her şey gibi seviniyordum. Köşe yazarı olmak bir şehrin sanatına, kültürüne, siyasi ve sosyal yaşantısına bakmak, öğrenmek öğrendiklerini okuyucularıyla paylaşmaktı. İnsanın sevincinin bir süre sonra alışkanlığa sonra da tutkuya dönüşmesi demektir köşe yazarı olmak. Yazdıklarıyla okuyucusunun dikkatini çekebilmek düzeltilmesi gerekenlerin öncülüğünü yapmaktır. Yanlışların altını çizmek işidir.
Sonra dergiler girdi hayatıma, dergilerde yazdım. Aydın Tarih ve Kültür dergisi de çıkarttım bir dönem. Sponsorlarla yürütmeye çalıştığım bu dergimden dolayı dönemin Gazeteciler Cemiyeti’nin İsmail Sivri Özel ödülünü aldım. Bu Gazeteciler Cemiyeti’nden aldığım ilk ödüldü. Yanımda olan kişilere minnettarım.
Gazeteler internet dünyasına adım atınca ben de Aydın Yerel internet gazetesinde yazmaya başladım. “Aydınlıların Gelini Belgin Doruk” başlıklı yazımla araştırmacı köşe yazarı olarak ikinci kez ödülümü Gazeteciler Cemiyeti Başkanımdan ödül töreninde aldım.
“Söz uçar yazı kalır” demişti değerli büyüğüm Mustafa Kemal Yılmaz. Üstelik yazmak benim için konuşmaktan daha kolaydı. Kimi köşe yazarı siyasi konuları köşesini taşır kimi gezilecek yerleri, yemekleri, magazini.. Ben kültürümüzü yazıyordum. Yok olmaya başlamış kültürümüzü gelecek nesillere aktarmaktı çizgim. Okuyor, araştırıyor, sayılı günleri olan büyüklerimizi buluyor onların yaşadıklarını kaleme alıyordum. Yazarken, yaşarken öğreniyor, öğrendikçe paylaşımın artıyor, bunun karşılığını sizlerden sevgi dönüşleri, yorumlar olarak alıyordum.
Dualarım vardır benim, Kendime de sizlere de. Babaannem bana “kızım insanın duası kendisinden çok başkasına geçer” diye öğüt verirdi. “dua içinde ol kızım” demişti. İnanıyorum ki sizlerin sevgisi bir dua. Yolumun, kalbimin açık olması sizlerden gelen dualardan kaynaklı.
Ticaret Odasının toplantısında karşılaştım Semra Şener’le. “Öğretmenim” dedi zarif bir genç kadın.”Sizin öğrencinizim ben.”Bir öğretmenin duymaktan bıkmayacağı en güzel söz, en tatlı sestir Öğretmenim derkenki ses.
Semra saygılı, diksiyonu kuvvetli, akıcı, Türkçeyi temiz kullanan, iletişimi güçlü iş kadınıydı. Aydın’daki Flaş Radyosu kurucusu, spikeriydi. Yine Flaş Gazetesi’ni eşiyle birlikte yürütüyordu. Suat Başkanımdan sonra Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkanlığına seçilmişti. Gazete, Radyo, birçok proje, eş ve muhteşem anneyle karşı karşıyaydım. Gurur duydum. Çocuklar ve anneler için gazetesinde ek sayfa çıkarıyordu. Yerel gazeteler içinde böyle bir sayfa daha önce hiç olmamıştı. Onun yönettiği o sayfada yazmaya başladım. Köşemde yazdığım yazılarla üçüncü kez Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nden ödül aldım.
Semra Şener iki dönemdir Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı. Ben de Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Yazmayı seviyorum şimdi www.aydinparagraf.com internet gazetesinde yazılarım. Sizlere bir tık kadar yakınım. İnternet gazetesinde yazmam matbaa kokulu gazeteleri unuttum anlamına gelmesin. Basılan her gazete, derginin uzun soluklu olmasından yanayım. Bir bir kapanan gazeteler içimi yakıyor benim. Artık, yerel medyamıza sahip çıkılmalı. Yine evlerimize, iş yerlerimize her gün bir gazete girmeli. Çocuklar gazete okuyanları görmeli. Yerel haberlerin önemini kavramalı, onlar için yazan köşe yazarlarını tanımalı. Habersiz kalmadığınız aydınlık günleriniz olsun.
Günün sözü: Gazeteleri gazeteciler yazar, ancak okuyucuIar yazdırır. -Benjamin Franklin-
havvacetinturk@gmail.co