1970 yıllarında yirmi km uzaklıktaki Germencik’ten Aydın’a okula gelip gitmek kolay değildi. Sabah karanlığında trene yetişmek için sokak köpeklerinden kaçan çocuklardandım ben. Kömürle çalışan ve isi beyaz yakalarımıza iz bırakan trene sabah altı treni derdik. Çoğu zaman uykulu bindiğimiz o treni kötüleyecek değilim. Tam tersi, tren arkadaşlığını, kardeşliğini, kıymet bilmeyi soğuk havalarda pencere kenarında yer bulup dizlerimin üstünde ödev yapmayı, kısaca hayata açılan ilk kapının çok da kolay açılmadığını öğrettiği için bugün teşekkür edenlerdenim.
Tek sefer yapan sabah altı treni 13.30 da Söke’ye geri dönmek üzere uzun uzun düdüğünü çaldığında trenin içinde değilsem “ eve geç gidersem anneme ne diyeceğim korkusuyla kalbim çarpardı. Aydın’da kalıp sinemaya gitmeye zamanım yoktu. Aydın’da ailesiyle oturup okula gidip gelen arkadaşlarımı şanslı bulur, bir gün okul çıkışında arkadaşlarımla pastanede oturmayı, pınar başında gezmeyi hayal ederdim.
Okula başladığım yıl sıra arkadaşım Sevil Korkmaz (Özuysal) başıma konan talih kuşuydu. Sevil’in teyzesiyle annemin arkadaş olması onunla aramda sıcacık kardeşlik bağını kurdu ve her gün bu arkadaşlık daha da güçlendi. O yıllarda beden eğitimi ya da bazı çalışmalarımızda öğleden sonra dersimiz oluyordu. Trenci öğrenciler olarak biz ya kantinde ya okul bahçesinde zamanımızı geçiriyorduk. Fakat bu süreç bende çok uzun olmadı zira Sevil beni öğle yemeğine götürmeye başladı. Eve döndüğümde zamanımı nasıl geçirdiğimi soran anneme Sevil’i ve ailesini anlatıyor, onlarda kalmak istediğimi ifade eden cümlelerle bitiriyordum. Annemin; “ayıp olur, yük olursun! “ karşı çıkmaları giderek kırıldı. Sonunda aldığım izinlerle arkadaşımda yatılı kalmaya başladım. Babası Sigorta müfettişi Selahattin Bey Annesi Sigortada memur Muazzez Hanım ve kardeşi Bilgehan artık benim ikinci ailem olmuştu. Sevil’in mahalle arkadaşları da arkadaşlarım…
Sevil’ler Zafer Mahallesi diğer adıyla hakimler mahallesinde oturuyorlardı. Bu mahalledeki evlerin çoğu iki katlıydı. Bahçe içindeki bağımsız dairelerden ikinci katlar, dıştan merdivenli, balkonları çiçekli masa örtüleriyle süslemiş, bol kahkahalı evlerdi. Dalgalı saçlı, burada adı verilen moda dergilerinden örnek alınarak dikilmiş, belleri oturtmalı emprime elbiseli şık kadınlar, kravatlı takım elbiseli doktor, mühendis, milletvekili, sanayici, eşlerini uğurladıktan sonra işlerini bitirirler akşamüstü balkonda toplanıp çaylı sohbet ederlerdi. Okul çıkışı kızlı erkekli gençlerden bir kaçı bir bahçe duvarının üstünde sıralanarak otururlar, diğerleri nasıl haber alıyorlarsa anında toplanırlardı. Onların gülüp eğlenmeleri, birlikte sinemaya gitmeleri, doğum günlerini kutlamaları hala süregelen arkadaşlıklarının temelinin atıldığı yerdi Zafer mahallesi.
Zaman su gibi aktı geçti, okul yılları bitti. Üniversiteye gidişler, bir daha Aydın’a dönmeyenler, unutanlar, unutulanlar, gurbette olanlar derken geçen yıl Melih Özuysal; “Tralleis” grubu adı altında yeniden bizi biraya getirdi.
Uzun zamandır şehrimizin ait, yer, kişi, olaylar hakkında yazılarımla yerel tarihimize katkıda bulunmaya çalışıyorum. Zafer mahallesi de tarihe tanıklık etmiş mahallelerimizden. Üstelik benim gençlik çağımda Aydın’da ilk tanıdığım, gördüğüm, mahalle. İçinde anılarım, arkadaşlarım ve şu an değişen, değişmeyen yerleri var. İçimden yazmak geldi. Gruba; ”Zafer Mahallesi dediğimde aklınıza gelen üç kelimeyi yazar mısınız?” diye mesaj attım. Aldığım her yanıt geçmişten gelen bir ses, yaşayan bir öyküydü.
Sevil Özuysal: Aklıma modern bir Avrupa şehri gelir,
Ercüment Aysever: Dostluk, dayanışma, Pınarbaşı, salı pazarı, nikah dairesi, şehir garajı
Ahmet Ergun: Mahalle ruhu ve arkadaşlık, Pınarbaşı –havuzlar, salı pazarı
Dilara Özden: 1-Benim için salı pazarı ruhunu hiç kaybetmedi, bunu anladığımdan beri hala annemi ziyarete giderken mutlaka içinde salı olmasına özen gösteririm. O gün tüm arka sokaklarda salınmak bana iyi gelir. (paralelindeki Ticaret Lisesiyle dere arasındaki bitpazarı keşfetmeye değer)
2- Pınarbaşı: Etkinlik deyince akla gelen mekanım, yürüyüş ve çay sohbetleri için ideal.
3- havuzlar ilk yüzmeyi öğrenişim tramplenden atlayanlara özenişim ve iki havuz arası akşam yemeklerinde dans edişim… Tabii bunlar mahallemle ilgili mekânsal simgeler.
En kıymetlisi dostluklar… ki hala devam ediyor, bir de zafer sineması. Bütün mahalle filmleri takip eder hiçbir filmi kaçırmazdık. Hala başka şehirden Aydın’a girerken nasıl mutlu oluyorsam, zafer mahallesinde mutluluğum zirveye ulaşır.
Mimar, yazar, sanatçı Dilara Özden, Mersin’de yaşıyor. İnsanın doğduğu, anılarını bıraktığı şehre olan özlemini su cümlelerle bitiriyor.
Mekanlar işin büyüsü, yardımcı elbet, ama komşuluk, arkadaşlık, dostluk öyle köklü ki… Sokaklara teslim olup yürürken, balkonlarda pencerelerde, tanıdık apartman kapılarında o canlılık kendini hala koruyor. Belki bu başlık şu olmalı “anlatılmaz yaşanır!”
Bu mahallede yaşayan biri olarak gelecek nesillere iz bırakmayı Dilara’ya bırakıyorum.
Kolalı matbaası tarafından basılan kitaptaki bilgilere göre; 7 Eylül 1922 yılında Aydının kurtarılışından önce bu mahallede Rumlar oturuyormuş. Kurtuluşun hemen sonrası Rumlar giderken bu mahalleyi yakıp yıkmışlar ve yıkıntılarda yılan, çıyanlar çoğalmış. 1940 yılına kadar burası Yunan barbarlığının izi olarak kalmış. 1940 yılında Belediye Başkanı Fuat Şahin Erlaçin Babadağlıların oturdukları bir kooperatif kurulmasında öncülük etmiş. Babadağlıları yerleştirmiş. Ayrıca Aydın ovasını gören yere de gazino yaptırmış. Daha sonra semt adı olarak kalacak olan bu yere “AYTEPE” adını vermiş.
Mahalle, kooperatif yapıları ile gelişince Rumlardan alınma bir semt olduğu için “ ZAFER MAHALLESİ” adıyla günümüze kadar gelmiş.
Haftaya devamında görüşmek üzere…
Sevil Özuysal, Dilara Özden, Gamze Taş, Ercüment Aysever, Ahmet Ergun, Gökalp Özşişeci, Melih Özuysal teşekkür ederim.
Kaynak: AYDIN KENTİ Tarihi, Coğrafyası ve Bu Günü 1966 say;58
YAZARLAR: H.HİLMİ BAYINDIR / H.FEHMİ POYRAZOĞLU