14 Mayıs seçimleri ile birlikte İYİ Parti’ye bir şeyler oldu. Son itiraflar ile daha net anlaşılıyor ki, İYİ Parti Kemal Kılıcdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olmasını hiç istemedi. İttifak halinde iken bile oylarını gidip bir başka ittifaka verdiklerini söyleyen İYİ Partililer bunun en bariz göstergesi.
Aslına bakarsanız başından beri İYİ Parti ve onun Genel Başkanı, Kılıcdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığını içine sindiremedi. Bu nedenle de iki yıl öncesinden ‘SEÇİLEBİLECEK ADAY’ söylemleri ile Kılıcdaroğlu’nun itibarsızlaştırıp, kendi partisi içinde bile istenmeyen adan olmasını sağladı.
Bunlar geçmişte yaşananlar.
Gelelim günümüze. 14 Mayıs seçimlerinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıcdaroğlu’nun kazanamaması için elinden geleni ardına koymayan İYİ Parti ve onun Genel Başkanı, bugün de İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlıklarının AK Parti’ye gitmesi için her türlü atraksiyonu yapmaktan geri kalmıyor.
Aslına bakarsanız bu hareketler (Çok güzel hareketler) İYİ Parti’nin kendi ayaklarına sıkmasından başka bir işe yaramayacaktır. Bunca tutarsızlık ve rüzgara göre hareket tarzının sona siyasi tarihin dehlizlerinde kaybolmaktan başka bir işe yaramayacaktır, yaramaz da.
İYİ Parti öyle bir hal almaya başladı ki; bir siyasi parti mi, yoksa başka bir şey mi anlamakta güçlük çekiyor vatandaşlar. Zira; Genel Başkan çıkıp “Dün bir aydınlanma yaşadım, Sayın Erdoğan bilir. İmamoğlu da öğrenecek.” diyerek, adeta aba altından sopa gösteriyor.
Aydın eski il başkanı da yerel gazetelerden birine verdiği demeçte,
“Yabaş’ın başkanlığa atanmaması durumunda aktif siyasetten çekilmeyi düşünüyorum” şeklinde ifadelerde bulunuyor.
Ne oluyoruz arkadaş. İYİ Parti bir hanedanlık mı?
Bu özgüven de neyin nesi?
MKYK kimi uygun görürse onu İl Başkanı atar. Sen MKYK’dan daha mı üstünsü?
Başta da söylediğim gibi; İYİ Parti’de 14 Mayıs’tan bu yana bir şeyler oluyor. Partinin en değerli isimleri birer birer istifa ediyor.