Tarim Topraklarinda Mülki̇yet Ki̇mi̇n?

Ocak 6, 2020

Demokrasiyle idare edilen devlet düzenine sahip uluslar tarafından temel hak kabul edilen ve anayasa ile garanti altına alınan mülkiyet hakkı ne yazık ki, kamu yararı gerekçe gösterilerek yasayla sahibinin elinden alınıp, kamunun ya da bir başkasının özel mülkiyetine verilebiliyor…

Topraktaki mülkiyet hakkının ne olduğunu, nasıl kullanıldığını? Anlayabilmek için öncelikle tarihi süreçte nasıl geliştiğini,  tarım topraklarına kimlerin sahip olduğunu bilmemiz gerekir…

Sözlük anlamı olarak mülk taşınmaz mal demektir. Mülkiyet ise taşınmaz mallara sahip olmak ve tasarruf etme hakkıdır. Bizim burada irdelediğimiz ülkenin tarım toprakları üzerindeki mülkiyet hakkının kime ait olduğu sorunudur.

Toprak mülkiyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 44. Maddesinde belirtilen ilkeler doğrultusunda garanti altına alınmış temel haklardandır…

Temel haklar arasında sayılan toprak mülkiyeti tarihi süreçte nasıl oluşmuştur? Ferdi mülkiyet, tarihin her dönemde tanınmış mıdır? Devlete ait topraklar halka dağıtılmış, toprak reformu yapılmış mıdır?  Birlikte araştıralım.

Tarım toprakları üzerindeki mülkiyet hakkı, doğası gereği yabani buğdayın ehlîleştirilip tarımının yapılmasıyla başlamıştır. Toplayıcı-avcı ve göçebe yaşamakta olan insan, yerleşikliğe geçmiş ve çiftçiliğe başlamış, tarım toplumu olmuştur.

İlk tarım toplumunu oluşturan insan, ilkel bir komün yaşamı sürdürdüğünden mülkiyet hakkı onlar için önceleri problem yaratmamıştır. Çünkü toprak, üretim araçları ve elde edilen ürün herkesin ortak malıdır ve ondan eşit olarak yararlanılmıştır…

Nüfus çoğalıp toplumda işbölümü ortaya çıkınca, toprak mülkiyetinin kime ait olacağı sorunu ister istemez gündeme gelmiştir. Toprak mülkiyeti, köyü ele geçiren, köylüye hâkim olan, köyün en güçlü kişisinin olmuştur. Toprak onun adına işlenmiş, artık değerden faydalanarak, köylüyü tahakküm altında tutmak için silahlı güç oluşturmaya başlanmıştır…

Tarihe baktığımızda Anadolu’da hüküm sürmüş hemen bütün devletler, yazılı olarak ilk kez Hamurabi kanunlarında yer aldığı şekliyle toprakların mülkiyet hakkının devlet başkanına tanrının armağanı olduğunu halka kabul ettirmişlerdir. Toprakların gerçek sahibi Köylüye, çiftçiye, üreticiye mülkiyet hakkı tanımamışlardır…

Bilinen tarihte bu durum Hititlerden Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına kadar geçen süreçte kurulan tüm Anadolu devletlerinde uzun yıllar kesintisiz devam etmiştir. Toprak mülkiyetindeki adaletsizlik Anadolu’da kurulmuş devletlerin sonunu hazırlamıştır…

Tarım toprağının mülkiyeti kendisine ait olmamasına rağmen, yaşadığı toprakları vatan bilen, yurdunu seven kahraman Anadolu halkı onu korumuştur. Anadolu topraklarını işgale gelen düşmanlara karşı kanının son damlasına kadar savaşmış ve toprağı savunmuştur…

Bu savunma; Truva’da işgalci Greklere karşı, Akad Kralına karşı, Firavun Ramses’e karşı, 1. Dünya Savaşında Çanakkale’de Yedidüvel’e karşı, Kurtuluş Savaşında Yunan’a karşı Anadolu halkınca hep birlikte yapılmıştır…

Anadolu köylüsüne, çiftçisine ferdi mülkiyet hakkı Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk kez Tanzimat Fermanı ile tanınmış ancak çiftçiyi kurtaracak, mülkiyet sahibi yapacak kesin sonuç alınamamıştır. Bu toprakların mülkiyeti bir şekilde ayanların, ağaların, şeyhlerin elinde toplanmıştır…

Anadolu köylüsüne hak ettiği değeri veren,  köylüyü baş tacı yapıp  “Milletin Efendisi” kabul eden, onun üretim yapmasını teşvik eden, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti olmuştur…

Genç Türkiye Cumhuriyeti, hazinesinde yeterli parası olmamasına rağmen, köylünün, çiftçinin sırtında kambur olan “Aşar Vergisini” kaldırmakla işe başlamış, köylüye işlediği toprakların mülkiyetine sahip olma hakkı tanımıştır…

Mustafa Kemal Atatürk, köylünün, çiftçinin çocuklarının okumasını istiyor, kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın köyden başlaması gerektiğini biliyor ve bunun için gerekli önlemleri alıp, topraksız köylüyü toprak sahibi yapmak için çaba gösteriyor ve yasalar çıkarıyordu… (Türkiye’de toprak reformu neden yapılamadı? Gelecek yazımda)

Yorumla

Your email address will not be published.