Anadolu Ağliyor

Şubat 17, 2020

Anadolu, yabani buğdayın ehlileştirildiği, ilk yabani hayvanın evcilleştirildiği, ilk sulu tarımın yapıldığı, yeryüzünde bilinen ilk mabedin kurulduğu, uygarlığın doğduğu, Türk Ulusunun ebedi yurdu ve son umudu, dört mevsimin bir arada yaşandığı eşsiz doğal güzelliklere sahip kara parçasıdır.

Tarih boyunca birçok ulus Anadolu’ya sahip olmak için kan döktü, can yaktı. Anadolu’yu yabancı işgalinden bağrında beslediği, esirgediği yiğitler aralarındaki anlaşmazlıkları bir yana bırakarak kurtardı.  Anadolu işte o kahramanların yurdudur.

Nice ulus geldi geçti, nice kral, padişah Anadolu’ya sahip oldu ama hiçbiri yok etmek için uğraşmadı, aksine bayındır etmek için çalıştı…

Karnı tok, sırtı pek Anadolu insanı, uygarlık yolunda ilerledi birçok eser yarattı, yollar, köprüler, saraylar, kiliseler, camiler yaptı. Her kentte kütüphane, hastane kurdu ve okul yaptı bilim yolunda ilerledi…

Anadolu topraklarında devlet kuran kadim halkların kralları, kendilerini hiçbir zaman tanrıya benzetmedi, O’nun gölgesi olarak da kabul etmediler, ta ki Romalılar Anadolu’yu işgal edinceye kadar. (1)

Romalılar, kendisinden önce kurulmuş olan uygarlığı devam ettirmeye çalıştı, ancak Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmeleriyle birlikte, kadim Anadolu uygarlığını yıkmaya başladılar, kentleri harabeye çevirdiler. “Tarih geçmişi olmayan, tarihini bilmeyen bir ulusun uygarlığının da olamayacağını” (2) kanıtladılar.

Romalılardan sonra Anadolu’da devlet kuran uluslar, görkemli mabetler yaptılar ama bundan başka herhangi bir eser ortaya çıkaramadılar. Uygarlık geliştirmekten çok savaşlara önem verdiler. Talan ekonomisini uyguladılar…

Anadolu’nun bağrından fışkıran dereler, nehirler ve zümrüt mavisi göllerinde yaşayan balıklar insanı besledi, insan da onları korudu, gözü gibi baktı. Sularından şifa buldu, kuşlar özgürce masmavi gökyüzünde uçtu, yaban hayvanlar sularından içti…

Bire on veren bu cömert topraklar; üzerinde yaşayan canlıları besledi, esirgedi onları kimseye muhtaç etmedi, ürettikleriyle binlerce yıl kendi kendilerine yettiler.

Yirminci yüzyılın başında Anadolu’nun bağrından bir yiğit çıktı, Onu eski günlerinde olduğu gibi bilimle uğraşan, uygar, çağdaş insanların yaşadığı, bağımsız, bağlantısız Türk vatanı yaptı.

Bu bağlantısızlık uzun sürmedi. XX. yüzyılın ortalarında kapitalistler geldi. İlk önce toprağı zehirleyen, suyu ve havayı kirleten, uygar ulusların kullanımını yasakladığı tarımsal kimyasalları kullanmaya zorladı…

Kapitalistler bununla yetinmedi, Anadolu’nun eşsiz ormanlarını, verimli topraklarını, şifalı sularını; maden aramak, taş ocağı açmak, baraj yapmak, jeotermal santral kurmak,  yerleşim yeri açmak için yok etti…

Trakya’dan Doğu Anadolu’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e bütün bölgelerdeki nehirler, göller, yeraltı suları arıtılmadan deşarj edilen kanalizasyon ve fabrika atıklarıyla kirletildi. Kirletilmedik göl, dere, nehir, yeraltı, yerüstü suyu kalmadı…

Batı bölgesindeki nehirler; Meriç, Ergene, Tunca, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes neredeyse canlı yaşayamayacak hale getirildi…

Birinci sınıf tarım alanları kimyasal gübreler ve pestisitlerle zehirlendi, incir bahçeleri, zeytin bahçeleri, üzüm bağları maden üretimine, kentsel ranta ve jeotermal santrala kurban edildi.

Yirmi birinci yüzyılda Anadolu toprakları üzerinde kurulmuş, Türkiye Cumhuriyetini yöneten idareciler, kuruluşta önem verilen üretim felsefesini gözardı etti. Üretime değil, tüketime önem verdi. Tarihe, Anadolu’nun geçmişine dönüp bakmadılar.  Önceden kurulmuş devletlerin neden yıkıldığını görmediler, araştırmadılar ve olacakları anlamadılar belki görmek, anlamak istemediler…

İnsanı binlerce yıl besleyen Anadolu toprakları kirlendi artık ekilmiyor, yanlış tarım politikalar yüzünden çitçi tarlasını terk ediyor. Kirlenen sularda balıklar yaşamıyor, kuşlar uçmuyor.  Anadolu, esirgediği insanın topraklarına yaptığı kötülüklere bakıp ağlıyor. Bizler de yaptıklarımıza bakıp utanmalı, ağlamalı ve bir kere daha düşünmeliyiz…   

 KAYNAK:

1-C. W. Ceram, Tanrıların Vatanı Anadolu. S. 97

2-İsmet Zeki Eyüboğlu, Şeyh Bedreddin ve Varidat. S.29

Yorumla

Your email address will not be published.