Üç Maymunu Oynamak?

Şubat 24, 2020

Japonların, “Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru” dedikleri “kötü bakmamak, kötüye kulak vermemek ve kötü söz söylememek.” Deyimi, Türkçe’ye anlamı dışında “görme, işitme ve konuşma”  şeklinde yerleşmiştir. Bizde anlaşıldığı şekliyle; Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü içselleştirmemiş toplumlarda sıkça uygulanır. Her ne kadar insanımız tarafından suya, sabuna dokunma, iyi yaşamaya bak şeklinde anlaşılmış olsa da Türkiye’de yaşanan çevre talanı ve kirliliği konusundaki olumsuzluklar karşısında halkın ve idarecilerin suskunluğunu anlatmak için uygun bir deyim olduğuna kuşku yoktur…

Bilim insanları, Dünyanın 6. yok olma sınırına geldiğini, tehlikenin sanılandan daha yakın olduğuna ve kurtulmak için çok az zamanımız kaldığını söylüyor ve savlarında ısrar ediyorlar. Dinleyen, önlem alan var mı? Yok!

Türkiye’nin ve Anadolu’nun eşsiz güzellikteki doğasının; maden aramak, elektrik üretmek,  bunlardan rant elde etmek için yok edilmesi ders alınmadığını, yanlışta ısrar edildiğini gösteriyor. Anadolu’nun geçmişte olduğu gibi bu gün de dünyayı tehdit eden iklim felaketi sonucunda oluşacağı öngörülen 6. yok oluştan insanları ve canlıları kurtaracak eşsiz topraklar olduğunu da anlayamadıklarını gösteriyor…

Çevreciler, yurdunu, doğayı ve her türlü canlıyı seven insanlardır, yaşanan olumsuzlukları her ortamda; kentte, köyde, kahvede, yolda, toplantı salonlarında ellerinden geldiğince anlatıp, yaklaşan 6. yok oluş tehlikesi karşısında halkı uyarmaya devam ediyorlar. Uyarmaya da devam edecekler, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Geçtiğimiz 15-16 Şubat 2020 tarihinde Ankara Barosunun ev sahipliğinde Türkiye Baroları Kent ve Çevre Hukuku Komisyonları 5. toplantısı yapıldı. Toplantıya katılan akademisyenler sunumlarında ısrarla iklim krizi kapımızda değil, kapımızdan içeri girdi, geri dönülmez noktaya on yıl kaldığını anlatıp, acil önlem alınması gerektiği vurgusu yaptılar.

Bilim insanlarının uyarıları ve krizle birlikte olacağını söyledikleri meteorolojik olaylar gerçekleşmeye başladı. Bunu somut olarak görüyor ve yaşıyoruz. Aşırı ve ani yağışlar sonucu oluşan sel baskınları, çığ düşmeleri, ceviz büyüklüğünde dolu yağışları, aniden oluşan ve ortalığı bir birine katan hortumlar, Virüslerin oraya çıkıp insanları tehdit etmesi, iklim değişikliğinin olağan sonuçlarıdır. Son yıllarda yaşanan bu gibi olumsuzlukları Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2019 yılı iklim raporu doğrulamaktadır.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün raporuna göre, 2019 yılında Türkiye’nin Karabük ve Bitlis illeri hariç ortalama sıcaklıklar uzun yıllar ortalamalarının üzerinde gerçekleşmiştir. Yağışlar, Güney bölgelerinde normallerin üzerinde artmış, Kuzey bölgelerde azalmıştır. 2019 yılında Türkiye’de 935 ekstrem (uç) hava olayı meydana gelmiştir ve uzun yıllar ortalamasının üzerindedir. (1)

Uç atmosfer olayları sadece ülkemizde yaşanmadı, Dünya Meteoroloji örgütü 2019 yılından önce yaşanan yılları,  dünya tarihinin en sıcak on yılı olarak açıklamıştır. Dünyanın ortalama sıcaklığının insan odaklı faaliyetler nedeniyle arttığına işaret etmiştir.  NASA verileri 2019 yılının 1850 yılından beri ölçülen en sıcak ikinci yıl olduğunu belirlemiştir.(2)

İklimin değiştiği, ülkemizde yaşanan uç iklim olayları bilimsel verilere dayanarak genel müdürlüğün internet sitesinde açıklanmıştır. Yetkililer, iklim değişimine neden olan olumsuz etkenleri dile getirip, gereken önlemleri alıp ortadan kaldıracakları yerde, doğanın yıkımına neden olabilecek ve iklim değişimini hızlandıracak girişimlere, projelere her türlü izni vermektedir…

Devleti idare eden iktidar, uyguladığı yanlış politikaların doğanın yıkımına ve çevre kirliliğine neden olduğunu kabul etmiyor. Hatta bir iktidar Milletvekili doğayı korumaya çalışan çevrecilere, “Yabancı İstihbaratçıların oyuncağı olmayın” diyebiliyor. (3) Aydın’ın havasını, suyunu, toprağını kirletenleri, doğayı talan edenleri görmezden geliyor. İzmir’de yapılan bir seminerde ise sunum yapan bir görevli, çevreyi koruyanları ve hayvan severleri “Terörist Olmaya” yatkın kişiler olarak niteleyebiliyor. (4)Ne yapmak istiyorlar anlamak mümkün değil…

Ne derlerse desinler, her türlü baskıya, iftiraya ve yıldırma hareketine rağmen hukuku, hukukun üstünlüğünü ve doğayı korumaya ant içmiş; “duyan, gören ve konuşan,” Türkiye Baroları ve Avukatlar var. Onlar yalnız değil, doğasını, toprağını, suyunu, havasını savunan vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri onların yanında. Yurdunu ve doğasını sevenler, Aydın Barosunun ev sahipliğinde 21 Şubat 2020 tarihinde Aydın Adliyesi önünde tutulan “Çevre İçin Adalet” Nöbetinde doğayı ve hukuku koruyacaklarını gür bir sesle haykırdılar ve haykırmaya da devam edecekler…

KAYNAK:

1-https://www.mgm.gov.tr/FILES/iklim/yillikiklim/2019-iklim-raporu.pdf

2-https://www.bbc.com/turkce/haberler-51144765

3- https://www.aydinhedef.com.tr/posaci-jeotermal-karsitlarini-uyardi-9179h.htm

4-https://www.birgun.net/haber/izmir-de-skandal-seminer-hayvan-ve-cevre-konularina-duyarli-olanlar-terorist-olmaya-yatkin-288748?fbclid=IwAR2DjRJid987adr5vB0OW9S8akFUNjiqvCTbi7W2wQm_YlNs1kLdzJB9G94

Yorumla

Your email address will not be published.