Çevre, insanın yaşamını sürdürmek, soyunu devam ettirmek için; sosyal, fiziksel, biyolojik ve kimyasal faaliyetlerini gerçekleştirdiği doğal ortamdır. Bu ortam, sadece insana ait olmayıp, doğada yaşayan tüm canlıların ortak yaşam alanıdır.
Son yüzyılda Doğa yasalarına aykırı olarak geliştirilen sanayi ve teknoloji, doğa üzerindeki insan baskısını arttırmıştır. İnsan, doğayı kendi malı olarak görmüş, kaynakların tükenmeyeceği öngörüsüyle istediği şekilde düzenlemeye kalkmış, sonuçta iklim krizine neden olmuştur.
Bilim insanı Alman bakteriyolog Paul Ehrlich, “Doğa insan olmadan da yaşar; ama insan, doğa yok olduktan sonra yaşayamaz.” Sözleri ile insanın, doğa yasasına karşı durmasının yanlış olduğunu çok açık anlatmış ama çoğunluk ve kapitalistler işlerine gelmediği için bunu anlamamıştır.
Örneğin: Doğanın, canlı yaşamın devamını sağlamak için geliştirdiği; bataklıklar ve sulak alanlar kurutulmuş, buralarda yaşayan canlılar ve oksijen kaynağı ormanlar yok edilmiş, nehirler, göller kirletilmiş, toprak kazanmak için denizler doldurulmuş. Maden aramak ve otoyol yapmak için dağlar, ormanlar ve verimli tarım alanları geri dönülmez şekilde tahrip edilmiştir.
Doğanın hoyrat kullanılması, başta Atmosfer olmak üzere; su, torak ve çevreyi kirletmiştir. 1987 tarihli “Bilim ve Teknik Dergisinde” yayınlanan bir makaleye göre, “Ozon tabakasının 1981 yılından 1987 yılına kadar geçen sürede %40 azaldığına dikkat çekilmiştir.” (1)
Sanayi devriminden sonra; Güneş ısısı ve diğer doğal enerji kaynaklarını kullanmak yerine fosil yakıtların kullanılması, filtre edilmeden, temizlenmeden Atmosfere salınan Co2 ve sera gazları, Ozon tabakasının incelmesine, delinmesine, ortalama sıcaklığın artmasına ve buzulların erimesine neden olmuştur.
İnsanın doğaya muhtaç olduğunu ve doğaya karşı koyarak yaşamasının olanaksız olduğunu bilim insanları yıllardır dile getirilmektedir. Bundan 2 yıl önce aktivist genç kız, Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmada iklim krizinde geri dönülmez noktaya gelinmesine 12 yıl gibi az bir zaman kaldığını, bir şeyler yapılması gerektiğini ağlayarak anlatmaya çalışmıştır. Geri dönülmez noktaya bu gün için 10 yıl kalmıştır…
Bilim insanları, talan edilen doğal oksijen fabrikaları ormanların yerine ve tüm tarım alanlarına ağaç dikilmesi halinde bile iklim krizinin 10 yıllık sürede durdurulmasının olanaksız olduğunu, fosil yakıt kullanılmasının tamamen ve hemen durdurulmasını önermektedirler. Uyarıları duymazdan gelen kapitalist ülkeler ve doğayı para olarak görenler, doğayı dönüştürmeye fosil yakıtları ve sera gazlarını kullanmaya ve canlı yaşamı yok etmeye devam ediyorlar…
Tehlikenin farkına varan sanayileşmiş batılı ülkeler, Atmosfere salınan Co2 ve sera gazlarının sınırlandırılması amacıyla Paris İklim anlaşmasını imzaladılar. Antlaşmaya imza atan devletlerden ABD Başkanı Trump, ABD’nin imzasını sözleşmeden çekerek anlaşmanın hayata geçirilmesini geciktirmiş, zaman kaybına neden olmuştur…
Yeni seçilen ABD Başkanı Joe Biden’ın daveti üzerine, 40 ülkenin katılımı ile 22 Nisan 20121 tarihinde tele konferansla İklim zirvesi başlatılmıştır. Zirveyi düzenleyen ABD Başkanı J. Biden konuşmasında: “ABD’nin Atmosfere saldığı Co’ ve sera gazlarını 2030 yılına kadar 2005 seviyelerine göre yüzde 52’ye kadar azaltmayı, 2050 yılına kadar sıfırlamayı taahhüt etmiştir.” (2) Oysa geri dönülmez noktaya az bir zaman kalmıştır.
Basına yansıyan haberlere göre konferansa katılan ülkeler arasında birlik yoktur. Co2 ve sera gazlarının Atmosfere salınımını önleyecek bağlayıcı karar alınmamış, konferansa katılan devletlerin liderleri sadece taahhütte bulunmakla yetinmiştir.
Televizyon kanallarında konuyu tartışan bilim insanları, İklim krizini önleyici ortak bir karar alınmasının bu aşamada zor olduğunu, liderlerin krize farklı yaklaştıklarını, Dünyayı kurtarmak için harekete geçmeyip, laf ürettiklerini söylemektedirler.
Atmosfere salınan Co2 ve sera gazları hemen durdurulmazsa, iklim krizinde geri dönülmez noktaya öngörülenden daha önce girilecek. Bunun sonucunda Dünyada daha fazla sıcaklık, daha fazla kuraklık, daha fazla çölleşme, daha fazla hortum, daha fazla sel baskını olacak, virüs salgınları daha sık görülecektir.
KAYNAK:
1-Piererre Baron, Azalan Ozon ve Yaşam. Makale. Bilim ve teknik Dergisi Nisan 1987 233. sayı sayfa 1.
2-https://temizenerji.org/2021/04/23/biden-yeni-iklim-hedefini-acikladi-abd-emisyon-azaltim-hedefini-ikiye-katladi/