Anadolu Köylüsünün Haklari

Temmuz 12, 2021

Doğa, hava, su, orman, tarım, köy, köylü, çiftçi birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Anadolu köylüsü yılların birikimi, engin tecrübesi ile bilir ki hava, su, toprak, tohum temiz olmazsa sağlıklı ürün elde edilemez, edindiği bu bilinç yerleşikliğe geçtiği günden Emperyalizmin Dünya egemenliğine soyunmasına kadar kesintisiz sürmüştür…

Geçmişte Anadolu köylüsünün rahat yaşadığı, insan olmaktan kaynaklanan bütün haklarının verildiği sanılmasın. Köylü dün de egemenlerin baskısı altındaydı bu gün de. Dün sömürülüyordu bu gün de değişen sadece sömürenin isminde oldu! Geçmişte krallar, padişahlar, egemenler, derebeyleri, eşkıya sömürüyordu bugün kapitalistler sömürüyor…

Belki çoğunluğunuz öyle şey olur mu? Diyeceksiniz ama gerçek şu ki, Osmanlı döneminde 1528 tarihine gelinceye kadar; köylüden kişi başına kırkar akçe kelle vergisi, ellişer akçe cizye vergisi (gayrımüslim kelle vergisi), kırkar akçe emlak-avarız vergisi alınmaktaydı. Ordu nüfusunun artması masrafların artmasına sebep olunca yukarıda saydığımız vergiler, kırk akçeden iki yüz akçeye, avarız vergisi de elli akçeden üç yüz akçeye çıkarılmıştı.”(1) Bunların dışında köylüden alınan vergileri yazmaya kalksam sayfalar tutar.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Dr. Metin Aydın, Aydın SES Gazetesinde yayınlanan “Köylülerin Hakları” adlı köşe yazısında Köy, köylü, tarım, toprak reformu gibi konularda onlarca köşe yazısı yazdım. Köylünün dününü, bugününü, yaşadıklarını, idare edenlerin kendisine nasıl baktığını gözler önüne serdim.17 Aralık 2018 tarihinde kabul edilen Köylü Hakları Deklarasyonunu irdeleyerek çiftçiye hangi gözle bakıldığını ve köylünün uluslararası haklarını çok güzel anlatmış. (2) Her köylü vatandaşımızın yazıyı okuyup Birleşmiş Milletlerin köylüye tanıdığı hakları öğrenmesini ve yetkililerden uygulanması talebinde bulunmasını isterim.

İşin ilginç tarafı, Birleşmiş Milletlerin 2018 yılında kabul ettiği köylü haklarının birçoğunun 18 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 442 sayılı Köy Kanununda yer almasıdır. Bu günkü yazımda Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen köylü haklarından bahsedeceğim…

Yukarıda bahsettim, Türkiye Cumhuriyeti kuruluncaya kadar çiftçi, Osmanlı Devletinin “Reayası” idi ve toprağa bağlıydı. İşlediği topraktan ayrılıp başka bir yere gitme hakkı bile yoktu…

“Cumhuriyet kurulmazdan önce, toprak kanunları eskimişti ve uygunsuzdu. Aile düzeni karışıktı. Şeriat, köyde köy ağasının ücretli uşağı olan mollanın, kasabada cahil müftünün oyuncağı haline gelmişti. Tekkeler tarikatlar zaten kokuşmuş, amacından sapmıştı. Yeni kurulan hükümetle halk henüz kaynaşmamıştı. Bu haldeki bir toplum devrime muhtaçtı. Yıkan ve altüst eden değil, fakat temizleyen ve düzenleyen bir devrime” (3) İhtiyaç vardı. Devrimi gerçekleştirmek, köylüye hak ettiği değeri vermek için Türkiye Cumhuriyeti harekete geçti.

1924 yılında kabul edilen köy yasasında BM’lerden önce köylünün haklarının tanındığı birçok hüküm yer almaktadır. Bunları burada teker teker saymak yerine önemli gördüğüm birkaç maddeyi örnek olarak sunacağım: Köylü tarafından yapılması zorunlu işlerinin sayıldığı 13. Maddenim 34ncü bendi, köylünün kullandığı hayvanların hakkını korur. 44. M. 3 Fıkra ise toprağı olmayan köylüye toprak verilmesini emreder. En önemlisi yıllardır Kadim Anadolu halkları tarafından uygulanan “İMECE” nin yasal hale getirilmesidir. Yasaya baktığımızda köy ve köylü haklarının çok önceden Cumhuriyet Hükümeti tarafından kabul edildiğini görmekteyiz.

Köy, Cumhuriyetle birlikte idari statüde tüzel kişiliğe, köylü insan olmasından kaynaklanan haklarına kavuştu, aşar vergisi ve diğer ağır vergiler kaldırıldı, işlediği toprağın sahibi ve “Milletin Efendisi” oldu.

12.11.2012 tarih 6360 sayılı otuz ilde Büyükşehir yapılmasına dair yasayla Köylerin tüzel kişiliğinin kaldırılması kabul edildi 2014 yılında yapılan yerel seçimlerle bu illerde bulunan köylerin tüzel kişiliği sona erdi. Köyler mahalle haline geldi.

Dünya köy ve köylünün değerini anlayıp yeni haklar tanırken, idarecilerimiz yıllar önce tanınan hakları ortadan kaldırıp köyü ve köylüyü yok sayıyor. Ne demişler; eller gider Mersin’e biz gideriz tersine…

KAYNAK:

1-İsmail Tokalak, Bizans Osmanlı sentezi. S.321

2-https://www.sesgazetesi.com.tr/makale/7352661/metin-aydin/koylulerin-haklari

3- Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam. S. 426-427

Yorumla

Your email address will not be published.