İklim değişikliğinin krize dönüşmesi, canlı yaşamını etkilemeye başlamıştır. Kuşlar ve bazı memeliler olağan şartlarda mevsime bağlı olarak sıcak ve soğuk bölgeler arasında alışılmış göçlerini yaparlar, bunlar olağan göçlerdir. Birde geçmişte Dünyanın yaşadığı olağanüstü doğa koşullarında ve genellikle geri dönüşü olmayan göçler yaşanmıştır…
İklim ve coğrafi koşullara uyum sağlamış bitki örtüsü, ormanlar, ortamın ısısını, su kaynaklarını canlıların yaşam alanlarının sınırını belirler. Isının artması veya azalması, su kaynaklarını, bitki örtüsünü ve ormanları olumsuz etkiler. Ortama uyum sağlamış bitkilere bağımlı canlılar, daha uygun yeni yaşam alanları aramaya başlar. Önlerinde iki seçenekleri vardır, yerlerinde kalıp oluşan yeni iklim koşullarına uyum sağlamak ya da yaşamaya elverişli yeni alanlara göç etmek…
Son 500.000 yılda, süresi en az 100.000 yıl süren birden çok buzul çağı yaşanmıştır. Son buzul çağı günümüzden 80.000 yıl önce bitmiş, Dünyayı kaplayan ağaçlar, bitkiler, insan ve diğer canlılar yeni oluşan ılıman iklim koşullarına uyum sağlamışlardır…
Son buzul çağının başlarında soğuk ortama alışkın olmayan canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için soğuyan kuzey bölgelerinden daha ılıman iklime sahip güneye, ekvator kuşağındaki Afrika kıtasına, Anadolu yarımadasına göç etmiştir.
Son buzul çağı öncesinde Avrupa’da yaşadığı mağara resimlerinden anlaşılan; vahşi atlar, alageyikler, rengeyikleri, Aslan, Mamut gibi hayvanlardan (1) soğuyan iklim şartlarına ayak uyduramayan Aslan kıtada görülmez olmuştur. Mamut gibi bazı hayvanların ise nesli tükenmiştir. Avrupa kıtasında yaşayan bu hayvanlar aynı dönemde Anadolu topraklarında yaşıyordu…
Bugün, durum farklıdır. Dünyanın ısısının artmasından kaynaklanan iklim krizi güney bölgeleri yaşanmaz hale getirmeye başlamış, sıcak bölgelerde yaşayan insan ve hayvanlar daha serin olan kuzey bölgelere göç etmeye başlamıştır…
XVIII. Yüzyıla kadar çevre kirliliği Dünya kamuoyunda gündem oluşturmamıştır. Çevre kirliliğinin tehlike yaratmamasının asıl nedeni; çevre kirlenmesinin doğanın kendi kendini yenileyebilme kapasitesinin altında kalmış olmasıdır. Dünya, iklim krizine girmesine rağmen bu olgu hep gözden kaçtı. Hala Dünyanın kendini temizleyeceğini ve yenileyeceğini iddia edenler çoğunlukta. Bu da etkin bir çevre kirliliği mücadelesini sekteye uğratmaktadır…
Dünyanın kendini yenileme kapasitesi aşılmışsa o zaman ne olacak? Dünya yine de kendini yenileyebilecek mi? Doğa, yapılan tahribatı ortadan kaldırabilecek mi? Bu soruya yanıt bulmak zorundayız!
Peki, Dünyada çevre kirliliği ne zaman başlamıştır? Bu soruya bilim insanları çok değişik yanıtlar verilmiştir. Son 40.000 yıl öncesine kadar, modern insanın atası Homo Sapiens ile birlikte yaşayan “Neandenthaller’in çevre dostu olduğu, ortama zarar vermediği kanıtlanmıştır.” (2)
Neanderthalller Dünyayı kirletmediğine göre geriye atamız Homo Sapiens kalıyor, onlar mı kirletti dersiniz? Onlar kirletti ise Dünya Homo Sapiens tarafından ne zaman kirletilmeye başlatmıştır? Sorusuna İlhan Gülen- Metin Özdönmez, “Tarihçi Theophrastus ve Strabo’nun yazılarında, başlangıçta insanlar doğal dengeyi bozmayan bir yaşam tarzı sürdürmekte idi. Ormanların tahribi, yakılması ve doğal dengenin bozulması Büyük İskender’in istilası ile başladığı,” (3) yanıtını verir.
Bilim insanları arasından radikal görüşte olanlar, çevre kirliliğinin ve doğa talanının, insanın avcı-toplayıcı yaşamı bırakıp tarım devrimini gerçekleştirdiği gün başladığı tezini ileri sürerler.(4) Bunda ne kadar gerçeklik payı vardır tartışılır…
Dünyanın kaldıramayacağı, kendini yenileyemeyeceği oranda kirlenmesi sanayi devrimi ile doruk noktasına ulaşmıştır. Sanayileşme, doğal kaynakları hoyrat kullanmış, başta petrol ve ormanları tüketmeye, su kaynaklarını, gölleri, nehirleri ve denizleri kirletmeye başlamış, bunun sonucu iklim değişikliği oluşmuştur…
İklim krizi nedeniyle yaşanmaz hale gelen bölgelerdeki canlılar ve insanlar, yaşanabilir kuzey bölgelerine göçü hem kendileri hem de gittikleri bölgelerde yaşayanlar açısından kargaşa yaratacaktır. Hele, “başka bölgelerden yiyecek temin edemeyecek, dar tabanlı ekonomiye sahip ülkelere göç etmişlerse” (5) kendilerini ve göç ettikleri toplumu açlığa sürükleyeceklerdir…
Doğal kaynakların yok edilmesi pahasına üretilen sanayi ürünlerinden geriye kalan atıklar, sera gazları, Co2, sıvı ve katı atıklar geri dönüştürülmeyerek çevreyi kirletmeye ve canlı yaşamını tehdit etmeye başlamıştır.
Sanayi ürünlerini kullanırken, insanın ve canlıların yaşaması için başka bir Dünya olmadığını göz önünde bulundurmak zorundayız.
KAYNAK:
1-James H. S. McGregor, Tarih Öncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa S. 21
2-Age. S. 17
3-İlhan Gülen- Metin Özdönmez, Türkiye’de Orman ve Ormancılık. Makale Bilim Teknik Dergisi 168. Sayı S. 21
4-James H. S. McGregor, Tarih Öncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa S.7
5-William Nordhaus, İklim Kumarı. S. 90