Çok Şansliyim Çoook…

Ocak 3, 2022

Başlığa bakıp piyangodan para çıktı, bir yerlerden miras kaldı, zengin oldu sanmayın. Öncelikle herhangi bir sakatlığım ve hastalığım olmadığı için çok şanslıyım. İyi insanlar tanıdığım, başım sıkıştığında yetişecek, dertleşebileceğim,  derdime derman olacak, art niyet taşımayan gerçek dostlarım olduğu için çok şanslıyım…

Hani hepimizin bildiği, severek dinleyip söylediğimiz, rahmetli Cem Karaca sevilen şarkısında; “Ben suyumu kazandım da içtim/ Ekmeğimi böldüm de yedim/ Alkışı duydum, ihaneti gördüm/ Sesim de oldu sessizliğim de…”Dizelerinde geçenleri bire bir yaşadım. Dünyanın kirlenmemiş, tertemiz halini, kapitalizm tarafından para uğruna kirletilmiş halini de gördüm. İnsanların para için neler yapabileceklerine tanık oldum…

Son elli yılda neler gördüm, neler yaşadım, sizlerle tanık olduklarımın küçük bir kısmını paylaşmak istedim…

Aydın dağlarının yıldız yıldız çiçek açan saleplerini, rengârenk çiğdemlerini, yeşilin her tonuna bürünmüş; insanı, kuşları ve canlıları besleyen ağaçlarını gördüm, meyvelerinden yedim, gölgesinde serinledim. Kekik kokusunu ve dağ havasını ciğerlerime çektim. Sabahı müjdeleyen kınalı kekliklerin, telaşla cıyaklayan karatavukların şarkılarını dinledim. Zeytinlere dadanan uçtuklarında güneşi engelleyecek derecede büyük sürüler oluşturmuş sığırcıkları gördüm. Pınarlarından kana kana su içtim. Tabakhane çayında, Büyük Menderes Nehrinin temiz sularında balık avladım…

1980 yılından önce dereler, çaylar, nehirler şimdiki gibi kirlenmemişti suyu temizdi, içilirdi. Büyük Menderes Nehrinin Aydın ovalarına can veren sularında çeşitli balıklar yaşardı, boyumdan büyük yayınlar, devasa sazanlar suyu dalgalandırırdı. Karabataklar, ördekler, sakarmekeler özgürce yüzer, Yalıçapkını rengârenk tüylerini Güneşte parlatarak suyun yüzeyinde hızla uçar, kendi cüssesine uygun küçük balıkları avlardı…

Büyük Menderes Nehri kenarındaki kaşaklarda su kuşları, söğüt ağaçlarında serçeler, üveyikler, bülbüller, kargalar, saksağanlar yuva yapar, yavrularını korkusuzca büyütürdü. İlkbaharda Menderes kıyıları ve bütün ova bülbül sesi ile inlerdi. Bülbülün doyum olmaz şarkıları insana huzur verirdi…

Zirai ilaç, yapay gübre kullanılmadığı için, çiftçilerin yetiştirdiği sebze ve meyveleri dalından koparıp yerdik. Toplanan sebzeler erimez, çürümez, küflenmez, buruşur, kururdu. Yemekler bozulmazdı. İçme suyu testilerde soğutulurdu…

Ova, sazlıklar ve sulak alanlar sonbaharla birlikte göçmen kuşların istilasına uğrar, ördeklerin her çeşidi, kaz sürüleri, kız kuşları, bıldırcın, çulluk, şahin, kartal, atmaca özgürce uçar, tavşanlar, zıplayarak ortalıkta cirit atardı. çakal ve tilki, geceleri karnını doyurmak için ovaya iner, kümeslerdeki tavuklarla pek ilgilenmezdi. Domuzların sayısı az olduğundan mahsule zarar vermezdi…   

Teknolojinin gelişmesine tanık oldum. Avukatlık yazıhanemde, dava dilekçelerimi daktilo ile yazmaya başladım, ilk yardımcım, zamanın en ileri teknolojisi daktilo idi. Sonra elektrikli daktilo, MS Dost bilgisayar, Windows bilgisayar, Laptop bilgisayar kullanmaya başladım. İletişimim çevirmeli telefonla başladı, sonra cep telefonuna geçtim bu gün dokunmatik akıllı telefon kullanıyorum. Çok kısa bir zaman diliminde, 50 yıla sığan bir sürede gelişen teknolojiyi gördüm ve kullandım…

Zaman o kadar hızlı değişmeye başladı ki, gelişmeleri izlemek zorlaştı. Teknoloji, kaçınılmaz olarak Anadolu’ya ve yaşamımıza yerleşmeye başladı. Yerleşirken doğayı kirleten maddelerini beraberinde getirdi. Toprak, hava ve su yavaş yavaş kirlenmeye başladı, önceleri kirlenmeyi kimse fark etmedi, edemedi. 1980 yılında tertemiz akan Tabakhane deresine sanayi atıkları, kanalizasyon karıştı dereler, nehirler kirlendi, suları canlı yaşamaz hale geldi…

Değişimden Türk çiftçisi fazlasıyla etkilendi. Kendisine dayatılan GDO’lu ve Hibrit tohumları kullanmaya başladı. Yeni tohumlar; çok su, yapay gübre ve pestisit istemesine rağmen fazla ürün alınması nedeniyle tercih edildi, ata tohumları unutuldu. Tarımda kullanılan kimyasallar, sulama suyu ile yeraltı sularına, derelere, çaylara, nehirlere ve denizlere karışarak çevreyi kirletmeye başladı…

Plastik araç gereçlerin hurdaya çıkanları etrafa atıldı, doğaya bırakıldı onların yüzlerce hatta binlerce yıl doğayı kirletmeye devam edeceği gerçeği unutuldu. Kimyasallar ve pestisitler, insanları ve evcil hayvanları hasta etmeye başladı, kanser vakaları arttı. Nerelerden nereye geldik, Dünyanın sadece bize ait olduğunu zannedip kirlettik, yaşanmaz hale getirdik…

Sizlere gördüklerimden, yaşadıklarımdan çok kısa bir özet yaptım. Gençliğimde gördüğüm, yaşadığım o güzelim doğanın yerinde şimdi yeller esiyor. Eski günleri görmeyenlere sözlerim masal gibi gelecektir ama gördüklerim, yaşadıklarım gerçek. Bütün çabamla doğanın eski günlerdeki halini alması için çalışıyorum. Onu tekrar eski haliyle görmeyi umuyorum…

Yorumla

Your email address will not be published.