Köyümüz-Köylümüz; Dün, Bugün, Yarin…

Mart 28, 2022

İklim krizi, Rusya-Ukrayna savaşı insanın yaşamını sürdürmesi için öncelikle besine ihtiyaç duyduğunu tekrar hatırlattı. Türkiye tarım ülkesi olduğu halde son yıllarda yanlış politikalarla tarım ürünleri ithalatçısı haline geldi. Yazılarımı okuyanlar bilir, olağanüstü durumlarda paran olsa da halkın gereksinimini karşılayacak besin ürünlerinin ithal edilmesi zordur…

Türkiye’de tarım denince akla hemen köy ve köylü gelir. Köylü, kırsalda yaşayan tarım üretimi ve hayvancılık yapan insanlardır. Günümüzde bile çiftçi- köylü aynı anlamda kullanılır…

Anadolu köylüsü, Hititlerden Cumhuriyet kuruluncaya kadar işlediği toprağın asli sahibi olamamıştır. Bir kaç örnekle açıklamak gerekirse, “Hititlerde toprak krala aittir, kırsalda yaşayanlar (köylü) toprağı işlemek, ürettiği ile krala kaynak yaratmak ve savaşlara bizzat katılmak zorundadır.” (1) Türk köylüsü, Cumhuriyet kurulmadan önce “Osmanlı padişahının gözünde üretim aracı ve asker kaynağı olarak görülmüş.” (2) “Çocuklarının okuması Tımarlı sipahinin iznine ve insafına bırakılmıştır.” (3)

Anadolu köylüsünün kötü talihi Cumhuriyetle değişmiş, reaya olmaktan kurtulup yurttaş olmuş, işlediği toprağın tapusunu almış, “Milletin Efendisi” kabul edilmiştir. Milletin efendisi kabul edilen köylü, ne yazık ki, asırlar boyunca cahil bırakılmış, eğitilmemiştir. Köylü çoğunlukla okur-yazar değildir, okuma yazma öğretecek okuldan ve öğretmenden yoksundur. Cumhuriyetin kurulduğu yıl, Türkiye’nin okuma-yazma oranı % 6 idi”. (4) Eğitime, öğretime önem veren Cumhuriyet idaresi  “1935 yılında okur-yazar oranını tüm çabalarına rağmen %18.7 oranına çıkarabilmiştir.” (5)

Cumhuriyetin ilk yıllarında köylerin çoğunda okul yoktu. Okur-yazar köylülerin çoğunluğu okuma yazmayı askerde “Ali Okullarında” öğrenmişti. Bazı köyler doktor yüzü görmemişti. Ülkenin kalkınmasında önemli rol üstlenen köylünün eğitilmesi, toprak sahibi olması, sağlıklı yaşaması için kanunlar çıkarıldı köy tüzel kişiliğe kavuşturuldu…

“Osmanlı Devletinin idari yapılanmasında 19. Yüzyılın başlarına kadar kent ve köylerde yerel yönetim geleneği yoktu. Kentin ve civarındaki kasaba ile köylerin mülki amiri yargılama görevini de yerine getiren Kadı idi.” (6) “ 19. Yüzyıla kadar, mahalle ve köylerin idaresinden imamlar sorumluydu. II. Mahmud döneminde 1829 yılında Üsküdar, Galata ve Eyüp’te, köy idaresinde yetkili olan imamın yanında birlikte görev yapmak üzere muhtarlık kurumu oluşturulmuş, vergi toplanması ve asayişin sağlanması muhtara havale edilmiştir. (7)

Yerel yönetimlerle ilgili düzenlemeler, 16 Kasım 1884 ve 22 Ocak 1871 tarihli Vilayet Nizamnamesinin kabulü ile başlamıştır. 26 Mart 1913 tarihinde “Köy İdaresi Kanun” tasarısı hazırlanmış Meclis-i Mebusuna sunulmuştur. Birinci Dünya Savaşının çıkması, meclisin iş göremez hale gelmesi nedeniyle tasarı kanunlaşamamıştır.18 Mart 1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanunu kabul edilinceye kadar Türkiye’de köy idaresi yasal düzenlemeden yoksun kalmıştır…

18 Mart 1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanunu; köyü tüzel kişiliği olan en küçük idari birim olarak kabul etmiştir. Çağına göre devrim niteliğinde olan yasa, getirdiği birçok yeniliğin yanında öteden beri uygulanan gelenek ve ananeleri de dâhil etmiştir. Yasanın Türk köyü ve köylüsünü çağdaşlarından daha ileri götürecek hükümler taşıyan bazı maddelerine birlikte bakalım:

Türk halkının öteden beri uyguladığı “İmece” yasal hale getirilmiş. Okulu ve Camisi olmayan köylerde okul ve cami yapılması hüküm altına alınmış,  arazisi olmayan fakir köylüye, sebze ihtiyacını karşılayacak kadar toprak, köy arazisinden verileceği. Çocukları askere giden, muhtaç ailelere yardım edileceği, köy sınırları içinde ağaçlandırma yapılması gibi birçok çağdaş hüküm yer almaktadır…

Osmanlı eğitim sistemi, ezberciliğe dayanan pozitif bilimleri göz ardı eden bir sistemdi. Her köye okul yapılması kararlaştırılmış olsa da her köye okul yapılamadığı gibi var olan ve yeni yapılan okullarda pozitif ilimleri öğretecek öğretmen yoktu…

Okuma yazma oranı, Latin harflerinin kabulü ile artmaya başladı. Köy okullarında köylü çocuklarını eğitecek, onlara pozitif ilimleri öğretecek öğretmenlerin, kendi içinden çıkacak gençler olmasının daha yararlı olacağı düşünülerek, öğretmen yetiştirecek “Köy Enstitüleri” kurulmaya başladı. İlk mezunları köylerinde göreve başlayıp gençleri eğitmeye, onlara bilim ve uygarlığın gereklerini öğretmeye başlayınca köylünün sırtından geçinmeye alışmış bazı kesimlerin tepkisini çekti. Köylüyü sömürmeye alışmış olanlar iktidara baskı yapıp, “Köy Enstitülerinin” kapanmasını sağladılar. Bununla yetinmeyen kapitalistler, köyden kente göçü özendirerek, köylerin boşalmasını sağladılar.

İklim krizi, komşularımızdaki savaş, tarımsal üretimin önemini bir kez daha hatırlattı. Köyün tüzel kişiliği geri getirilmez, köylü tekrar köyüne dönüp üretmeye başlamazsa gelecek yıllarda köy ve köylü diye bir şey kalmayacak, Türk tarımı büyük yara alacaktır. Unutmayalım ki, insan yaşamını sürdürmek için besine ihtiyaç duyar, yeterli ve kaliteli besin alamazsa yaşamını sürdüremez…

KAYNAK:

1-Yüksel Güngör, İlkçağ Anadolu Medeniyetleri. S.130

2-Erdoğan Aydın, Osmanlı Gerçeği “Nizam-ı Âlem” in Gayrı Resmi Tarihi S. 276.

3-Bezmi Nusret Kaygusuz. Şeyh Bedreddin Simaveni S.75

4- Meral Taner-Handan Asude Başal,  Cumhuriyetin İlanından Günümüze Türkiye’de İlköğretimde Ve İlköğretime Öğretmen Yetiştirmede Niceliksel Ve Niteliksel Gelişmeler. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/185972

5-Emre Kongar, İmparatorluktan Günümüze- Türkiye’nin Toplumsal Yapısı 3. Bası S. 374

6-İlber Ortaylı, Osmanlı’ya Bakmak. S.259-260

7-Age. S.272-273

Yorumla

Your email address will not be published.