Otuz Li̇ralik Gözlük…

Ağustos 15, 2022

Kapitalizmin “kullan at” felsefesi ile gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin doğal değerlerini sömürdüğünü ve çevre kirliliğinin baş sorumlusu olduğunu, Dünyayı ve doğayı kurtarmanın yollarını her fırsatta yazmaya, anlatmaya çalıştım…
 
Bazı şeyler yaşanmadan anlaşılmıyor. Atalarımız boşuna dememiş, “Bir musibet bin nasihatten evladır.” Diye. Geçen ay ulusal basında yer alan bir yazıda 2022 yılında kullanmamız gereken doğal değerleri bitirip, 2023 yılından kullanmaya başladığımızı anlatıyordu. Bu haber bize Dünyanın artık insanları ve canlıları besleyemez hale geldiğini gösteriyor…

Uygarlığın nimetlerinden yararlanmak her insanın en doğal hakkıdır. Bu hakkı kullanırken, doğada yaşayan diğer canlıların doğadan yararlanma haklarının olduğunu ve Dünyanın bütün canlıların ortak yaşam alanı olduğunu asla unutmamalıdır…

Bunu neden söylediğim, yazımın başlığında yatıyor. Yazıma neden otuz liralık gözlük dediğimi size anlatayım. Görme problemim nedeniyle kullanmakta olduğum, mercekleri ikisi bir arada gözlüğümün çerçevesinin sapının yayı kırılmış (sonradan öğrendim.) Gözlüğü aldığım mağazaya gidip tamir edilip edilemeyeceğini sordum. Tamir edilemeyeceğini yeni çerçeve almam gerektiğini söylediler. Yani “kullan at, yenisini al!” Kapitalist kazansın, döviz ülke dışına gitsin…

Çerçeve pahalı az buz değil, atmak istemiyorum. Aklıma 40 yıl önce tanıdığım bir gözlük tamircisi geldi. Tamirciye gittim, kendimi tanıtmadan tamir edilip edilmeyeceğini sordum. Baktı, “yayı kırılmış 30 liraya tamir ederim” dedi, gözlüğü bıraktım. Ertesi gün aldım sapasağlamdı, halen kullanıyorum. Tamir ettirmekle, hem ben kazandım, hem ülkeden döviz çıkmadı, hem de çevre kirliliğini önledim…

Kapitalizm, kullan at politikası doğrultusunda moda diye neleri yutturmadı ki? Yamalı elbise giymeye çekinen gençlerimize yırtık pantolon, şort giydirdi. Moda diye daha neler yaptırdığını ve kullanmaya zorladığını saymaya gerek yok, hepiniz biliyorsunuz. Yeri gelmişken kapitalizm için söylenen; “gölgesinden yararlanmadığı ağacı keser.” Sözü geldi aklıma, ne kadar doğru…

Benim çocukluğumda ilkokulda “Yerli Malı” haftası düzenlenir, yerli malı kullanmaya özen gösterilirdi. Kadınlarımız Nazilli basmasından, erkeklerimiz Sümerbank kumaşından elbise giyer, ayakkabılar Beykoz kundurası olurdu…

Çiftçi, köylü tarlasına ata tohumu eker, organik gübre kullanırdı. Yapay gübre ve adına zirai ilaç denen zehirleri kullanmazdı. Türkiye ürettiği tarım ürünleri ile kendi kendine yete yedi ülkeden biriydi… 

Ne olduysa 1948 yılında Marshall yardımı denilen sözde iyilik, özde kötülük olan, ABD’nin ve dış güçlerin, Türkiye ekonomisine karışması ve ihtiyaç olmadığı halde yardım ve borç para alınmaya başlamasıyla oldu…
 
Ülke ekonomisi dış güçlerin isteği doğrultusunda şekillenmeye başladı. Kurtuluş savaşının sonunda yoktan var edilen sanayi tesisleri, fabrikalar özelleştirme bahanesiyle haraç mezat satıldı. Yerli sanayi büyük yara aldı…

Türk halkı, Marshall planı ile süt tozu, margarin ve sarı peynirle tanıştı. Eskiden zeytinyağı, tereyağı, tulum peyniri ve beyaz peynir kullanırdı. Yiyecek ve içecek alışkanlığımız onların isteği doğrultusunda değişti. Milli içkimiz ayran ve çay yerine onların isteği doğrultusuna gazlı içecekler kullanmaya başladı. İthal malı özendirmek için şarkılar bestelendi, “zeytinyağlı yiyemem, basma fistan giyemem aman.” Sanayi malı üreten fabrikalar özelleştirildi ya da kapatıldı, yerine montaj sanayi getirildi. Yerli üretim yerini yabancı markalara bıraktı…

Dayanıklı tüketim mallarında garanti süreleri kısaldı. Beyaz eşyalarda garanti süresi iki yıla kadar indirildi. Garanti süresi dolduğu için tamir edilmeyip çöpe atılan beyaz eşyaların çoğunlukla plastik olan parçaları doğayı kirletti, canlıları öldürdü, suları kirletti, denizleri doldurdu…

40 yıl önce aldığım buzdolabı halen çalıyor ve soğutuyor. Merdaneli çamaşır makinesi de öyle. Değişen ne? Değişen moda, az enerji kullanımı, sera gazı salınımının azalması mı? Atmosferi korurken, kullanıp attığımız ev aletlerinin atıklarıyla doğa ve su kaynakları kirlendi, toprak zehirlendi…

Binlerce yılda seçilim yoluyla oluşmuş, Anadolu iklimine adapte olmuş ata tohumlarının kullanımı yasa ile yasaklandı. Yerine kapitalistlerin istediği GDO’lu ve Hibrit tohumlar, yapay gübre ve zirai zehir (pestisit) kullanılmaya başlandı…

Samimi olarak Dünyayı ve canlı yaşamı kurtarmak istiyorsak, doğal değerleri yeraltından çıkarmak yerine geri dönüşüme önem vererek, doğanın nefes almasını ve kendini yenilemesine fırsat tanımalıyız…

Yorumla

Your email address will not be published.