Başlığa bakıp; neden, kimden korkmalıyız? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Haklısınız, merakınızı hemen gidereyim. Korkmamız gereken, iklim krizi nedeniyle Türkiye ve Dünyadaki tatlısu kaynaklarının alarm verdiği, nehirlerin, göllerin kurumaya başladığı, buzulların hızla eridiği, Dünyanın susuzluk ve kuraklıkla karşı karşıya kaldığı gerçeğidir…
Avrupa’nın Elbe nehrinin suları çekildi ve aşağıdaki resimde görülen 1600 yıllarında yazıldığı sanılan, nehrin dip kısmına yerleştirilmiş “Açlık Taşları” ortaya çıktı. Taşlarda: “Beni görüyorsan, ağla!” Yazıyor.(1) Bunun anlamı çok açık, Avrupa’nın kuraklığın etkisine girdiği gerçeği…

Resim: Akıllı Gündem Com
Türkiye, iklim krizinden etkilenen ülkeler arasındandır. Ülkede aşırı ve ani yağışlar ile oluşan seller, hortumlar artmaya, kuruyan göller, nehirler, dereler çoğalmaya başladı. 2021 yılında Batı Anadolu nehirlerinden birçoğu ilk kez tamamen kurudu. Çevreciler, sivil toplum kuruluşları kuruyan Büyük Menderes Nehri yatağına oturup basın açıklaması yaptılar. Çevre kirliliğine ve susuzluğa dikkat çektiler…

2011 Yılında kuruyan Büyük Menderes Nehri. (Foto İsmail Türkbay)
Türkiye’nin yağış rejimini mercek altına alan bilim insanları, “Akdeniz yağış rejiminin egemen olduğu batı ve güney bölgelerinde yağışların azalma eğiliminde olduğunu; Trakya, Tekirdağ, İstanbul ve Karadeniz Bölgelerinde ile İç ve Doğu Anadolu bölgelerinin kuzey kesimlerinde artma eğilimi gösterdiğini.” (2) Saptayıp ilgilileri uyardılar…
Ne yazık ki yağışlar ani ve yoğun bir şekilde düşmekte, yetersiz alt yapıya sahip bölgelerde sele neden olmaktadır. Önceki yıllarda su döngüsü ile her mevsim akan ırmaklar, dereler akmaz olmuştur. Buna bir de hesapsız yapılan HES ve göletleri, yeterli reenjekte edilmeyen JES’leri eklersek yeraltı suyunun oluşması zorlaşmaktadır…
Kuraklığın, susuzluğun kaynağı, insan odaklıdır. Fosil yakıtlar ve sera gazlarının kullanılması nedeniyle oluşan küresel ısınmanın iklim krizine dönüşmesinin neden olduğunu bilim insanları uzun yıllardan beri anlatmakta, yazmakta önlemenin yolunu göstermektedir. Bilim insanları, su kaynaklarının temiz tutulması, kirletilmemesi, suyun dikkatli kullanılmasının yanında ormanların korunması gerektiğine dikkat çekmektedir…
“Son 800,000 yılda Atmosferik gazlar hiç olmadığı kadar yüksek bir düzeye ulaşmıştır. İnsan etkinlikleri sonucu Atmosfere salınan; CO2, CH4 ve N2O gazları 1750 yılından sonra artmıştır. 2011 yılında Atmosferdeki gazlar Sanayi devrimi öncesine göre %40-150 oranında artmış,324 ppbv ye ulaşmıştır.” (3) Gazlar, su döngüsünü olumsuz etkilemekte, yağışlar asit yağmurlarına dönüşebilmektedir.
Kapitalizmim, para uğruna ormanlar dâhil doğal değerleri kullanarak yok etmesi, ham maddeyi mamul madde haline getirirken aşırı su kullanması, tatlısu kaynaklarının azalmasına, yok olmasına, kirlenmesine neden olmaktadır…
Bilim insanları bir diğer tehlikenin, buzulların erimesi sonucu denizlerin yükselmesiyle tarım alanlarında oluşacak tuzlanma ve tatlısu kaynaklarına tuzlu suyun karışarak içilmez hale gelmesi olacağını ısrarla ileri sürmektedirler…
Tatlısu, Dünyadaki toplan suyun %3 gibi çok küçük bir bölümünü oluşturur. Su döngüsü canlıların gereksinimi olan tatlısuyun oluşumunu sağlamaktadır. Su döngüsünün devamı için, sıcaklığı artıran fosil yakıtlar ile sera gazlarının kullanımına son verilerek, sıcaklığın normale dönmesi sağlanmalıdır…
Doğa, insan etkisinden kurtulursa kendini yeniler, ona yenilenme fırsatı vermeliyiz. Yenilenme fırsatı vermek için suyu idareli kullanmalı, yağmur hasadı yapmalı, ormanları korumalı ve yeni ormanlar yetiştirmeliyiz…
KAYNAK:
1-https://www.akilligundem.com/aclik-taslari-yeniden-ortaya-cikti-beni-goruyorsan-agla/?fbclid=IwAR144rMkPPkrgUJa_lpdWl4U-5K_f-P-pUhEJAtbNdawEClssAJvp1o5xIA
2-Murat Türkeş, İklim Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi.1. S.36
3-Age. S.26