Dünyanın bazı bölgeleri; bitki örtüsü, canlı yaşamı, su kaynakları, denizleri, iklimi ile yeryüzü cennetidir. Anadolu, yeryüzü cennetlerinden biridir. Anadolu cennetinin bazı bölgeleri ise cennet içinde ayrı bir cennettir. Bunlardan birisi Aydın ilidir. Anadolu’nun bu özelliği, eski halklar tarafından iyi değerlendirilmiş, doğası bozulmadan 19. Yüzyıla kadar korunmuştur. Çevre kirliliği, 20. Yüzyılın ortalarında başlamıştır…
Bir yanda siyasi iktidar, diğer yandan bazı yerel belediyeler, cennet içinde cennet olan, Aydın’ın tarım, turizm ve ticaret kenti özelliğini göz ardı ederek sanayi, maden ve jeotermal cenneti yapmak için var güçleriyle uğraşıyorlar. Kentte yaşayan insanların çoğunluğunun geçimlerini tarım, turizm ve ticaretten sağladığını, tarımın istihdam yarattığını görmüyorlar…
Aydın halkının jeotermal istemiyoruz feryatlarını görmezden gelip; kentin havasının, suyunun kirlenmesine, verimli tarım topraklarının zehirlenmesine göz yumuyorlar. Oysa Anadolu’nun kadim halkları yerleşmek, kentler kurmak için bölgeyi, “En güzel gökyüzünün altındaki en güzel iklime sahip topraklar” olduğundan seçmişlerdir…
Yöneticiler, Osmanlıdan bu yana antik kentlerin mimarisini, kanalizasyon sistemlerini ve su tesisatlarını görmezden geldi onları örnek almadı. Oysa antik kentler, binaları, mabetleri ve yerleşim yeri seçimi ile mimarlık harikalarıdır…
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu’yu gezen yerli ve yabancı gezginler Aydının doğal zenginliklerini, Havzaya can veren, bereket katan “Büyük Menderes nehrinin suyunun içilecek kadar temiz olduğunu kitaplarında anlatmışlardır.” (1) Nehrin, havzanın ve antik kentlerin güzelliklerini, özelliklerini anlata anlata bitirememişlerdir. Onlar, Aydın kentine ve havzadaki antik kentlere hayran kalmışlardır…
Aydın İli, Anadolu üzerinde yetişen tüm ürünleri yetiştirebilecek iklim ve toprak yapısına sahiptir. Dünya halklarınca bilinen ve başka bir coğrafyada aynı özellikte kurutulamayan inciri, kadim halklarca çok eskilerden beri bilinmektedir. Hitit dilinde incir, “Gis Peş” olarak adlandırılırdı.” (2) Lydia’lılar ise ağız tatlandırıcı olarak kullanırlardı. Kuru incir üretiminde Aydın, Türkiye ve Dünya birincisidir…
Yörenin diğer önemli ürünü zeytindir. Yağlık ve sofralık zeytini Türkiye’de ve Dünya’da tercih edilmektedir. Üretimi çok eskilere dayanır, uzun ömürlü bir ağaçtır. Hititler ona “Gis zeer. tum” demişlerdir. (3)
Aydın ilinin toprakları o kadar verimlidir ki, “kuru sopayı diksen yeşertir.” Sözü, bu topraklar için söylenmiştir. Her bölgesi ayrı bir ürünü yetiştirir. Türkiye’de üretilen kestanenin %37 sini Köşk ilçesi yetiştirir…
Bir zamanlar Aydın’ın “dağlarından bal, ovalarından yağ akardı.” Deve kervanları Ayasuluk ve İzmir’e incir, zeytinyağı, şarap ve zeytin taşırlardı. Yollar Kermenler tarafından korunurdu, şimdi bunlar unutuldu. İncir ekşidi, zeytin kurtlandı. Efeler ilçesinin portakal ve ıhlamur çiçeği kokan sokakları, çürük yumurta koktu…
Turizm cenneti olan sahiller betona, denizler balık çiftliklerine teslim edildi. Hep söylüyorum Turizm bacasız sanayidir. Bu sanayinin müşterisi yerli ve yabancı turistler, büyük otellerde kalmaya gelmez!
“Turistler, yörenin antik kentlerini görmek, turkuaz renkli denizinde yüzmek, kumsallarında uzanmak, yerli halkın otantik yaşantısını görmek, yaşantıyı birebir yaşamak, öğrenmek, mümkünse köy evlerinde konaklamak ve yörede üretilen besinlerden, yemeklerden yemek, yöresel şaraptan tatmak ister…” (4)
Bu güzel coğrafyanın bereketli topraklarını, bitki örtüsünü, berrak akan derelerini, nehirlerini turkuaz renkli denizlerini; sınırlı sürede bitecek ve doğayı kirletecek madenler için yok etmeye değer mi?
KAYNAK:
1-William John Hamilton, Küçük Asya. S.398 vd.
2- Ali Narçın, A’dan Z’ye Hitit. S. 160
3-Age. S. 160
4-James H. S. McGregor, Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa. S.307