İnsan hafızasının unutmaya meyilli olduğunu anlatmak için. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” Demiş eskiler, doğru söylemişler. Türkiye Cumhuriyetinin, Türk Ulusuna getirdiği özgürlük, eşitlik, çağdaşlık ve diğer sosyal olanaklar çabuk unutuldu. Bu günkü yazımda önce köylünün neleri unuttuğunu birlikte değerlendirelim…
Bizans döneminde, %90 oranına kadar çıkan vergi vermeye zorlanan Anadolu köylüsü zor duruma düşürüldü. Kilise ve derebeyleri köylünün toprağına, üretimine el koydu.(1) Bizans döneminde vergiler iltizama verilirdi. Osmanlı döneminde 16. YY da itibaren vergiler iltizam usulü ile satıldı…
Köylü, Osmanlı döneminde toprak kölesi anlamına gelen “Reaya” kabul edildi. İnsan olmasından kaynaklanan hiç bir hakkı tanınmadı, işlediği toprağın sahibi olamadı. Ürettiği de elinden vergi olarak alındı…
Osmanlı döneminde köylü, sadece aşar vergisi ödemiyordu, birden çok vergi ödemekle yükümlüydü. İnanmayacaksınız ama: bekârlardan Mücerrat, evlilerden Bennak, yeni evleneceklerden Gerdek vergisi adı altında vergiler alınmıştı. (2)
Vergi toplama işini iltizam usulü ile alan Mültezim, köylüye acımazdı. O, ödediği parayı çıkarıp, para kazanmak için köylünün neyi var neyi yoksa elinden alırdı…
Anadolu köylüsü binlerce yıl sömürüldüğünü, insan yerine konmadığını çabuk unuttu. Tarım devriminden, Cumhuriyet ilan edilinceye kadar, köylü sömürü aracıydı. Cumhuriyet, işlediği toprağı köylüye verdi, aşar vergisini kaldırdı. En önemlisi “Milletin Efendisi” payesi ile onurlandırdı. Köylü de çalışıp ülkesini tarım ürünleri üretiminde kendi kendine yeten ülkeler arasında yerini almasını sağladı…
Aşar vergisinin kaldırılması, çiftçinin sırtından geçinmeye alışmış kesimlerin tepkisini çekti. Bunların başında mültezim geliyordu. Onlar, “Aşar vergisinin İslam şeriatından geldiğini ve Peygamber’in emrettiği bir usul olduğunu söylediler. Verginin kalkması ile bolluk ve bereketin sona ereceğini, kıtlık başlayacağını, yağmur yağmayacağını iddia ettiler.” (3)
Köylü, bu kara propaganda karşısında ikileme düştü. Yağmurlar yağmaya başlayınca gerçeği gördü. Cumhuriyet hükûmeti, köylü kalkınmadan ülkeni kalkınmayacağına inanıyordu. Köylüyü aydınlatacak, kalkındıracak, eğitecek öğretmenleri yetiştirecek, “ Köy Enstitüleri” kuruldu…
Köy Enstitüleri ilk mezunlarını verdi, Köye dönen öğretmenler, köylüyü uyandırmaya aydınlatmaya başladı. Köylünün sırtından geçinmeye alışkın olanlar, Aşar vergisinde sağlayamadıkları başarıyı, bu kez emperyalizmle iş birliği yaparak, ülkeyi kalkındıracak, geleceğini aydınlatacak öğretmenleri yetiştirecek Köy Enstitülerinin kapatılmasını sağlayarak başardılar.
Ülkeyi kalkındıracak, çağ atlatacak ışık kaynaklarının söndürülmesine köylü ve halk sessiz kaldı. Köylü kendisine tanınan “Milletin Efendiliği,” payesini, eşitliği ve maddi olanakları ne yazık ki, koruyamadı. Toprak ağaları, kapitalistler buna izin vermedi. Gerçek bir toprak reformu da yapılamadığı için, çok kısa bir süre sonra köylünün “Efendiliği” sözde kaldı. O, yine yoksul, yine ezik, yine borçlu, yine muhtaç, yine topraksız kaldı…
Ne yazık ki, Cumhuriyetin köylüye sağladığı özgürlük, eşitlik, adalet çabuk unutuldu…
KAYNAK:
1-Georgios Nakracas, Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni. S. 34
2-İsmail Tokalak, Bizans-Osmanlı Sentezi. S. 321
3- Age. S.329