Dünyada yerleşikliğe geçilen, uygarlığı yaratan su havzalarını oluşturan nehirler, yörede yaşayan insan için kutsal kabul edilir ve her ne pahasına olursa olsun korunur. Örneğin:
Kolombiya’nın Atrato Nehri, Hindistan’ın Ganj ve Yamuna Nehri, Yeni Zelanda’nın Whanganui Nehirlerini kapitalizme karşı koruma mücadelesi veren yöre halkı, nehirlerinin BM tarafından yasal haklara sahip oldukları ve korunmaları gerektiği yönünde karar alınmasını sağlamıştır.
Halk, bununla yetinilmemiş, nehirlerde yaşayan ve nesli tehlikede olan canlıların korunması için yasal düzenleme yapılmasını sağlamıştır. Yasal düzenlemeler, canlıların soyunun devamını sağlayabilir mi? Göreceğiz, sağlaması için çaba harcanıyor…
Anadolu uygarlığını yaratan, Dicle, Fırat, Kızılırmak ve Büyük Menderes nehirlerine haklarını tanıyan bir karar alınmamıştır. Onları koruyan uluslararası sözleşmeler dışında yaptırımı olan herhangi bir yasa ve karar yok!
Dicle havzasında yaşayan, nesli tükenme tehlikesinde olan Kelaynak kuşları korumaya alınmış ama Anadolu Parsı, Çizgili Sırtlan, Toy Kuşu, Zeytin Güvercini gibi türlerin neslinin yok olmasının önüne geçilememiştir…
Ege Bölgesinin can damarı, beş ilin ovalarına sularıyla can veren Büyük Menderes Nehri için koruyucu bir karar alınmamıştır. Nehir, kirletilmiş beşinci derece kirli nehirler arasına girmiştir. Beşinci derece su, tarımsal sulamada bile kullanılamaz…
Oysa nehrin bereketli suları, antik dönemde Hititlerin, Frigyalıların, Lidyalıların, İyonların uygarlık kurmasına yardımcı olmuştur. Kaynağından, denize döküldüğü, Balat deltasına kadar onlarca antik kent kurulması, nehre verilen önemi gösterir…
Büyük Menderes Nehri, sularında yaşayan leziz balıklar, su kuşları ve efsaneleri ile ünlüdür. Kaynağından denize döküldüğü Balat Deltasına kadar geçtiği yerlerde birçok efsane anlatılır. Hatta havzada kurulu her antik kentin ayrı bir kuruluş efsanesi ve kahramanı vardır…
Efsanelerin kahramanları antik Tanrılar, Satirler, krallar ve su perileridir. Bu efsaneler günümüze kadar ulaşmış, bazıları Dünya edebiyatına konu olmuştur. Midas, Marsyas, Phsayka efsanesi sadece üç örnektir.
Büyük Menderes Nehri, Anadolu nehirleri ve sulak alanlarında kirlenme 1950 yılında başladı. Fabrika atıkları zirai ilaç ve yapay gübre atıkları, maden aramaları ve jeotermal akışkan Büyük Menderes Nehrini ve sulak alanları kirletmeye başladı…
Nehirlerin ve sulak alanların kirleneceği kimsenin aklına gelmedi. Çünkü özdeyişe göre akan su kir tutmazdı. Akarsuyun kir tuttuğu, yaşayan canlıların ölmeye başladığı gözle görülür hale gelince anlaşıldı ama iş işten geçmiş oldu…
Anadolu nehirlerden sonra sıra yeraltı sularına geldi. Aşırı su tüketimi, iklim krizi, ormanların tahrip edilmesi, yanlış maden politikaları yeraltı sularını tüketmeye ve kirletmeye başladı. Kuraklık ve susuzluk, canlı yaşamın, insan soyunu tehdit etmeye başladı…
İnsan tehlikenin farkına varamadı. Yaşamının temiz suya bağlı olduğunu anlamadı. Su yoksa yaşam da yok! Yakında anlayacak…