Kitap, günümüzde yazılı bilgi veya edebi eserleri barındıran, genellikle kâğıt veya dijital ortamlarda yayınlanan, sayfalar halinde düzenlenmiş bir ürün olarak tanımlanır. Bu Tanım, bu gün için geçerli olsa da geçmiş için geçerli değildir…
Geçmişte kitap yazacak kâğıt yok denecek kadar azdı, dijital ortam yoktu. Mermer vardı, granit vardı, papirüs vardı, parşömen vardı, altın vardı. İnsan, geçmişten geleceğe mesajlarını, kültürünü onlara işleyip gönderdiler. Likya Şiirinde Belirttiği gibi:
“Beni bulamazsan üzülme, eşyalarımı bulacaksın.
Kestiğim taşları, açtığım yolları,
İşlediğim heykelleri bulacaksın.
Ve göreceksin ki binlerce yıl öteden
Parmak izlerimiz değecek birbirine.” O bilgelerin eli, elimize değdi, Biz ne yaptık? Geçmişten gelen mesajı alıp, eserleri koruyabildik mi?
Kitaplara, mermere, heykele geçirilen geçmişin birikimi, kültür yarattı ve uygarlığı geliştirdi. O sayede insan, Ay’a ayakbastı, insansız uydularını Mars Gezegenine gönderdi. Denizin en derin yerlerine inip keşfettik Atomu parçaladı.
İnsan, uygarlık geliştirdi fakat çok önemli bir şeyleri unuttu. Martin Luther King‘in deyimiyle, “kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik, ancak kardeşçe yaşamayı unuttuk.”
İnsan, uygarlıkla elde ettiği refahı az buldu, daha fazla para kazanmak, hükmetmek sevdasına kapıldı. Bunun için her şeyi göze aldı. Doğa, insanın koyduğu yasayla değil, kendi yasalarıyla geliştiği gerçeği göz ardı edildi…
Teknoloji geliştikçe “İnsan kendini doğanın egemenliğinden kurtardığını” (2) doğaya hükmettiğini zannedip doğayı yok etmeye başladı. Aslında doğayı değil, geleceğini yok ettiğinin farkına varamadı…
Geçmişten gelen kültür ve uygarlık birikiminin, insan sevgisiyle, hoşgörüyle bir arada kardeşçe yaşamak olduğunu unuttu. Yeni teknolojiye sahip oldukça egosu tavan yaptı. Daha fazlasını istemeye başladı…
Kendi huzuru ve refahını arttırmak için, doğaya acımadı, canlıları öldürdü, havayı, suyu, toprağı kirletti buna da uygarlık dedi…
İnsan, farkında olmadan veya bilerek, avcı-toplayıcı dönemindeki yaşamındaki gibi doğayla dost olamadı, belki de olmak istemedi. Doğaya aykırı geliştirdiği teknolojilerde kullandığı fosil yakıtlar, ortalama ısıyı arttırmaya başladı. Isı artışı iklim değişikliğine, iklim değişikliği, iklim krizine dönüştü…
İnsan, kendi eliyle oluşturduğu iklim krizinin nedenlerini araştırıp bilimsel önlem alacağı yerde faturayı başka güçlere kesti. Geçmişten gönderilen mesajları okumadı. Kuraklığın, sellerin, soğuk havanın uygarlıkları nasıl yok ettiğini göremedi…
Sağlıklı bir çevre, bilime inanan, okuyan sorgulayan, geçmişi araştıran, geleceği kurgulayan, nesil oluşturmakla olur…
KAYNAK:
1- Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa S.242
2-Age. S. 91