“ÇED” NEDİR NE DEĞİLDİR?
Son günlerde çok sık duyduğunuz ÇED: Çevresel etki değerlendirmesi nedir, ne değildir? Halkın kafasını karıştıran ve yetkililerin, Anayasa, yasa, yönetmelikler ile uluslararası sözleşmeleri görmezden gelerek düzenlediği ÇED uygulamasını anlatalım…
ÇED, “Çevresel Etki Değerlendirmesi”: Kısa bir tanım ile “bir proje veya kurulacak bir tesisin, çevre üzerindeki etkilerini, yasalara uyup uymadığının araştırılıp belirlendiği bir süreçtir. Proje veya kurulacak tesisin çevrede yaratabileceği olası etkileri, sonuçları, alternatif çözümlerini de içine alacak şekilde analizi ve değerlendirilmesidir…
Jefferson, “Yasaların uygulanması, onların yapılmasından çok daha zordur.” Der. Hukukçulara göre: En iyi yasa, kötü bir uygulayıcının elinde en kötü yasadır. En kötü yasa iyi bir uygulayıcının elinde en iyi yasadır.
Anayasa, yasa, yönetmelik ve uluslararası sözleşmeler tam olarak uygulanırsa Türkiye’de çevre kirliliği diye bir şey olmayacaktır. Sorun, yasaların adamına göre uygulanması, maden ve diğer çevreyi kirletici tesislerin yapılması uygun olmadığı halde verilen izinler ile tesislerin yasaya uygun davranıp davranmadıklarının takip edilmemesinden kaynaklanır…
Gündemi işgal eden, kafaları karıştıran ve çoğu zaman anlamından kopuk, birilerine getirim sağlamak amacıyla kullanılan, “Çevresel Etki Değerlendirmesi” 2872 Saylı Çevre Kanununda düzenlenmiştir…
JES, RES, HES, Termik santral gibi tesisler ile her türlü maden aramalarına, tesislere verilecek izin ve ruhsatlarda ÇED olumlu veya olumsuz raporu gerekir. Kanuna ve yönetmeliğe göre bu belge verilmezse, işletmeci ruhsat aldığı sahada, izin aldığı tesise bir çivi dahi çakamaz. Hiçbir faaliyette bulunamaz.
Çevre Kanununun, Çevrenin Korunması Başlığını taşıyan, 9. Maddesi (a) Bendine göre “Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır.” Hükmü, ÇED düzenlenirken göz önüne alınacak değerleri gösterir…
(c) Bendi Ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan hassas alanların her tür ölçekteki plânlarda gösterilmesi zorunludur…
(e) Bendi: Sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır. Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir. ÇED düzenlerinken göz önüne alınacak mevzuat:
Anayasa: 1982 Tarihi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17, 35 ve 56. Maddeleri, insan yaşamını ve mülkiyet hakkını korur, sağlıklı bir çevre oluşmasını sağlar.
Ulusal kanunlar: 3573 Sayılı Zeytinliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun ve 20. Maddesi. 5403 Sayılı Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanunu ve 13. Maddesi, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 6831 Sayılı Orman Kanunu ile diğer kanun ve yönetmelikler…
Uluslararası sözleşmeler: 1971 Ramsar, Sulak Alanlar sözleşmesi. 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair sözleşme. 1979 Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi. 1992 Biyolojik çeşitlilik Sözleşmelerini örnek olarak sayabiliriz…
ÇED gereklidir veya gerekli değildir kararı verilmesi öyle kolay, hemen verilecek bir karar değildir. Eğer, araştırmadan kolay veriliyorsa Anayasa, yasalar, yönetmelikler ve uluslararası sözleşmelerin doğru uygulanmadığı, göz ardı edildiği anlamına gelir…