İnsan sosyal bir canlıdır. Doğada tek başına yaşayamaz, yaşamını sürdürmesi, toplum halinde yaşamasına, iş bölümü yapmasına, uyulması zorunlu kural koymasına, kurallara uymasına bağlıdır. Bu kurallara genellikle kanun denir…
İnsanların çoğu, kanun deyince toplum ilişkilerini düzenleyen, yaptırımı olan kuralları yani yürürlükteki beşeri yasaları anlar. Montesquieu “İnsanın yaptığı beşeri yasaların yanında yapmadığı yasalar da vardır.” Sözüyle beşeri yasaların dışında doğal ve ilahi yasaların olduğuna işaret eder.
Toplumca hazırlanan beşeri yasalar; eşit, doğru, yansız uygulandığında devletlerin geleceğini, halkın refahını ve güvenliği garanti altına alır. Beşeri yasaları uygulayan yöneticiler; bilgili, liyakatli, adil ve tarafsız olmalı, yasayı uygularken eşit davranmalıdır…
“İnsanı evrimleştiren doğadır. Doğanın yaşam alanı haline gelmesini sağlayan ise insandır. İnsan, ayakta kalmak, yaşamak için, doğayı dönüştürür, kurallar koyar ve kendi amacı doğrultusunda kullanır.” (1)
Tarihi süreçte toplumlar tarafından uygulanan beşeri yasalar, kılı kırk yararak hazırlanan ve toplumca kabul edilen metinlerdir. Yasa yapmak kolay bir iş değildir. Yasa, ait olduğu toplumun, kültürünü, sosyal düzenini, geleneklerini yansıtır ve geleceğini sağlar, diğer devletlerle olan ilişkileri düzenler…
Tarihten ders çıkaran, geçmişini bilen uluslar, halkın refahını, temel haklarını ve özgülüklerini, can-mal güvenliğini yasalarla koruyarak, ayakta kalır. Geçmişten ders almayan, şahsi çıkarını korumak için her türlü baskıya boyun eğen toplumlar yok olup gider. Nasıl mı?
Önce Sümerlerden başlayalım: Sulu tarımı başlatan, yazıyı, tekerleği bulan, ilk yazılı yasaları yapan, tapınaklar inşa eden, refaha kavuşan ilk uygar toplum Sümerlerdir. Onlar, kendi yasalarına uymadılar. Yönetenler, halktan koptu, şaşaa içinde yaşamaya başladı bu da onların sonu oldu. (2)
Tarihi süreçte Mısır, Hitit, Yunan, Roma Bizans, Emevi, Abbasî ve Osmanlı İmparatorluğunu yönetenlerin, halktan kopması, o ulusların ve devletlerinin sonlarını hazırladı…
Yöneticilerin halktan kopmasının, halka tepeden bakmasının birçok nedeni var, bunlardan en önemlisi güç zehirlenmesidir. Yönetici, eline geçen gücü kullanırken, o gücün gerçek sahibinin halk olduğunu ve yine halkın oyuyla elinden geri alınacağının farkında değildir. Farkında olsa da işine gelmediğinden görmezden gelir.
Her ülkenin geçmişinde güç zehirlenmesine kapılmış, devletin her kademesinde görev almış yöneticiler olmuştur. Benim dikkatimi çeken, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması aşamasında iktidarda olan İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileri ile ilgili olan değerlendirmedir.
Şevket Süreyya Aydemir, halktan kopan, güç zehirlemesine kapılan devrin yöneticilerini: “Halktan geldiler, kısa zamanda halktan koptular. Birer halk adamı, birer efsane kahramanı gibi çıktılar. Birer sorumsuz klik adamı oldular. İstibdada karşıydılar, fakat getirdikleri bir nevi istibdat oldu.” (3) Şeklinde anlatır…
Ulusları yönetenler unutmamalıdır ki, demokrasilerde egemenlik kayıtsız şartsız halkındır. Halk, egemenliği verdiği gibi geri alabilir…
Benden hatırlatması…
KAYNAK:
1-Sadık Usta, Şüphenin Tarihi Felsefeye Giriş. S. 51
2-James C. Davis, Taş Devrinden Bugüne Tarihimiz. İnsanlığın Hikâyesi.
3- Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam. S.304