Çok değil bundan yirmi-otuz yıl önce tarım üretiminde kendine yeten ilk on ülke arasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti, bugün tarım ürünleri ithalatçısı durumuna geldi. İlk ondan neden gerilere düştü?
Tarım devriminde ilk buğdayın ve diğer tahılların ehlîleştirildiği, tahıl ambarı kabul edilen Türkiye bugün neden tahıl ve saman ithalatı yapar hale geldi? Bu da yetmezmiş gibi hayvan varlığı azaldı et ithalatçısı konumuna düştü?
Tarım ürünü ithalatçısı olunmasının nedeni, yanlış politikalar mı? Yoksa Cumhuriyetle birlikte her alanda başlatılan üretim seferberliğinden vazgeçilip, plansız bir döneme girilmesi mi neden oldu? Yoksa Emperyalizmin Türkiye’ye kurduğu tuzağın fark edilmeyişin sonucu mu? Oldu. Bu soruların cevaplarını arayıp bulmak zorundayız!
Anadolu’da kurulan tüm devletler tarımı, tarımda kullanılan aletleri ve koşum hayvanlarını, koruyucu tedbirler aldı, korudu, tarımın gelişmesi için çaba sarf etti. Tarımı baltalayanlara karşı, tarım araçlarını ve koşum hayvanları koruyucu yasalar çıkardı. (1)
Bizans döneminde tarım toraklarının mülkiyeti devlete, derebeylere, manastırlara ve kiliseye geçmeye başladı. Toprağı işleyen köylü ve tarım üreticileri toprak kölesi haline getirildi. Anadolu toprakları çok zengindi ama bu zenginlikten sadece üst düzey egemen sınıf yararlandı…
Anadolu’nun zenginliğine bir örnek vermek gerekirse Aydıneli’ni gösterebilirim. “Aydıneli toprakları, Cuma Ovası’nda başlar, Nazilli’ye kadar uzanırdı.(…) Bölgenin gelir kaynağı incir, üzüm, kestane, dericilik, dokumacılık ve tahıl ihracatından oluşmaktaydı… ”(2)
Osmanlı İmparatorluğunda tarım toprakların tek sahibi Allah’tır. Padişah, Allah adına toprakları yönetir? Olması gereken budur. Uygulamada tarım topraklarının gerçek sahibi padişahtır ve istediği gibi tasarrufta bulunur…
Türkiye’nin, uygarlık yolunda attığı adımlardan biri kapitalizm öncesi ilişkilerin (Feodalitenin) tasfiyesi, toprağı işleyen köylüye verilmesi için “toprak reformu” yapılmasının zorunlu olması idi. (3) Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti, bütün iyi niyetine, gayretine rağmen gerçek anlamda bir toprak reformunu hayata geçiremedi…
Tarım topraklarının büyük bir kısmı, toprak ağaları ve beylerin elinde kalmaya devam etti. 1927 yılında yapılan “Ziraat Sayımı” sonuçlarına göre, toplam nüfus 13,6 milyon, kırsal nüfus 10,3 milyondu. Çiftçi ailesi sayısı 1.751.239’du. Kente göç, çifti ve köylü nüfusunu azalttı…
Sonradan gelen hükümetler, tarıma bağlı bir yaşam sürdüren Türk Halkını ve köylüyü kapitalistlerin isteğiyle üretimden vazgeçirdi, tüketici topluma dönüştürdü. Meralar, otlaklar, yaylaklar amacı dışında kullanıldı. Küçük ve büyükbaş hayvan varlığı azalmaya, et fiyatları artmaya başladı.
Devlet, üretimden vazgeçip, ithalata dayalı politikalar izlemeye başladı. Tarım ve hayvancılık geriledi. Sonuç yaşadığınız gibi oldu. Fakir fukara ete hasret kaldı…
KAYNAK:
1-Yüksel Güngör, İlk Çağ Anadolu Medeniyetleri. S. 267
2-İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi. I. Cilt. S.244
3-Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni-Dün, Bugün, Yarın. 1.Cilt S.351