Cumhuri̇yeti̇ Kuranlar Adi̇ldi̇…

Kasım 3, 2025

29 Ekim Çarşamba günü Cumhuriyetin ilanının 102. Yılını, anlamını bilenler coşkuyla kutladı. Sosyal medyada alışılmış mesajlar, televizyon ekranlarında kutlama görüntüleri bol bol yerini aldı. Yer gök kırmızı beyaza büründü, herkes Cumhuriyetçi oldu…

Halkımız, laik Cumhuriyet değerlerinin nasıl örselendiğini, bu hale kimler tarafından ve nasıl getirildiğini? Cumhuriyetin örselenmesinde kendisinin de dahlinin olup olmadığını sormadı ve sorgulamadı…

Türk halkının çoğunluğu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Laik Cumhuriyeti kurma amacını, Türkiye’nin kalkınması ve çağdaşlaşması için yaptıkları fedakârlığı anlamadı. Tarihini okumadı, şahsi çıkarlarını ön planda tuttu…

Halkın bir kısmı, Cumhuriyetin “Bilhassa Kimsesizlerin Kimsesidir.” (1) Gerçeğini görmedi. Binlerce yıl toprak kölesi yapılan, emeği sömürülen köylünün, neden “Milletin Efendisi” kabul edildiğini anlamadı. Her Türk vatandaşına kanun önünde ve eğitimde fırsat eşitliği sağlayan, pozitif bilime önem veren bir yönetim şekli olduğunun farkına varmadı…

Cumhuriyet, köylü ile el ele vererek Türkiye’yi tarımda kendi kendine yeten ilk on ülke arasına yükseltti. Sanayi alanında 1924-1938 yıllarında 45 büyük fabrika kurarak ülkeyi dışa bağımlılıktan kurtardı…

Başarı, Türkiye’yi yönetenlerin halka eşit ve adil davranması ile sağlandı. 1938 Yılına kadar geçen sürede idarecilerin eşitlik, hukuk ve adalet anlayışını birkaç örnekle anlatayım:

Nepotizm yapmadılar. Mustafa Kemal Atatürk, 1935 yılında kız kardeşinin eşi için maliye bakanına “Ne yaparsan yap, bizim enişteye iltimas geçilmesine engel ol, benim namıma iş yaptığı zannedilebilir.” (2) Diyerek, kanun önünde eşitliğin bozulmasının önüne geçti…

Mustafa Kemal Atatürk; sigara kâğıdı bulamadığı için gazete kâğıdına tütün sararak içen bir vatandaş hakkında kendisine küfür ettiği için soruşturma açıldığını öğrendiğinde görevlilere;      “Siz hiç gazete kâğıdına sarılı tütün içtiniz mi? Ben içtim, berbattır. Köylü bana az bile küfretmiş. Siz onu mahkemeye vereceğinize insan gibi sigara içmesini sağlayınız.” (3) Diyecek kadar olgun ve hoşgörülü idi…  

1931 yılında, Çankaya köşkünde “Milli eğitim bakanını eleştiren Aydın Milletvekili Reşit Galip, kibarca sofradan kalmasını isteyen Atatürk’e burası milletin sofrasıdır. Rahatsız olan kalkar” (4) Diyen bir milletvekilini Milli eğitim bakanı yapacak kadar sabırlı ve öngörülüydü…

Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra fırsat eşitliğinden yararlanıp belli görevlere gelenler Cumhuriyetin faziletlerini tam olarak anlamadı ve içlerine sindiremedi. Bulunduğu makamı nepotizm için kullandı…

Nepotizm, sadece siyasi iktidar tarafından değil yerelde iktidar olan belediyeler tarafından da kullanıldı. Memuriyeti hak edene değil, akrabalarına verdi. Bu da Cumhuriyeti ve kurumlarını zayıflattı…

1938 yılından sonra yönetime gelenler, söyledikleri ile yaptıkları ayrı insanlardı. Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Öğüdünü tutmadılar. Sadece konuştular, hamasi nutuklar attılar. Medyada fotoğraf verdiler. Ama icraat yok. Cumhuriyet, özü sözü bir, bilgili, eşitliğe, adalete ve hukukun üstünlüğüne inan insanlarca yaşatılacaktır…

 KAYNAK:

1-https://add.org.tr/2025/10/28/cumhuriyet-bilhassa-kimsesizlerin-kimsesidir-basin-aciklamasi/

2-Yılmaz Özdil, Mustafa Kemal. S. 265

3-Age S. 308

4- Age S. 379

Yorumla

Your email address will not be published.