İnsan, aklını kullandığı, bilime, hukukun üstünlüğüne inandığı, doğayla, hemcinsleriyle dost ve barış içinde olduğu, geçmişini unutmadığı süre; mutlu ve güvenli bir yaşam sürdürür, geleceğinden endişe duymaz…
Son günlerde yazılı ve görsel basında besin zehirlenmesi olaylarını sıkça duymaya başladık. Hemen birkaç suçlu bulundu. Devletin ve belediyelerin, kaynağında yeterli denetim yapmadığı için bu tür olayların yaşandığı ve arttığı görmezden gelindi…
Televizyonlara çıkarılan uzmanlar, gıdalar ve böcek ilaçlamasında kullanılan pestisitleri anlattı. Ama besin zehirlenmelerinin denetim yetersizliğinden kaynaklandığını, ilaçlama yapanların liyakatsiz olduğunu, gıda denetiminin kaynağında yapılmadığını anlatamadı.
Günlük yaşadığımız, yaşam güvencemizin olmadığı ortada. Koruyucu, düzenleyici önlemler, alınmıyor. Olay olduktan sonra Devlet yetkilileri ve basın organları hepsi birden konuyu masaya yatırıyor. Bilim insanlarının önceden konuyla ilgili yaptıkları uyarılar hiç önemsemiyor…
Uzun yıllardır bu hep böyle oluyor, değişen bir şey olmuyor. Örnek mi?
Bilim insanları, deprem gerçeğini anlatıyor. Depremin kaçınılmaz olduğunu, korunmanın depreme dayanıklı ev yapılmasıyla mümkün olacağını anlatıyor. Zaman geçirilmeden, hemen kentsel dönüşüm yapılmasını salık veriyorlar. Dinleyen olmuyor.
Hatırlarsınız bilim insanları altı Şubat depreminden beri aynı önerileri tekrarlıyorlar. Halk ve yetkililer kulak asmıyor. Son günlerde Sındırgı’da yaşanan deprem fırtınası sonrası, televizyona çıkarılan bilim insanlarına nasıl korunuruz değil, yeni deprem nerede olacak sorusu soruluyor…
Bundan 45 yıl önce bilim adamları, Anadolu’yu bekleyen kuraklığı rapor etti. Halk ve yetkililer ne yaptı? Su kaynaklarını korumadı aksine kirletti. Kuraklık başlayınca, bilim insanlarının söyledikleri hatırlandı ama iş işten geçmek üzere…
Su döngüsünü sağlayan ormanları kesme, maden arama, arkeolojik kazı yapma hakkı, Osmanlı İmparatorluğunda demiryolunun geçtiği güzergâhla sınırlı kalmak kaydıyla demiryolunu yapan şirkete imtiyaz olarak tanındı…
İmtiyaz tanınan şirket, ağaçları kesti, madenleri çıkardı, tarihi eserleri buldu ve yurt dışına kaçırdı.
Aradan 150 yıl geçti değişen bir şey olmadı. Benzer imtiyaz, yabancı ve yerli otaklarla kurulmuş yeni şirketlere; yap, işlet, devret modeli ile yeniden tanındı. Tanınan maden ve kömür arama, jeotermal ile termik santral kurma ayrıcalığı, tam denetlenemediği için su kaynaklarını kirletmeye ormanları ve zeytinlik alanları yok etti. Yok etmeye devam ediyor…
Ormanların yok olması, su kaynaklarının kirlenmesi ve kuruması kuraklık getirdi. Kuraklığın sonu açlıktır. Anadolu ve dünya halkları kuraklığı, açlığı daha önce de çok kez yaşadı. Önlem aldı…
Bilime inanan, bilimle yaşayan uluslar, doğal afet olmadan, kuraklık gelmeden önce gerekli önlemi alır. Doğayı, su kaynaklarını, Atmosferi, tarım topraklarını kirletmez, kirlettirmez, korur…