Antroposen (1)

Mayıs 28, 2025

Dünyada kaç kıta vardır?

Beş mi? Altı olabilir mi? Ya da yedi.

Belki de birbirlerinden kopamayıp dörtte kalmışlardır!

İlkokuldayım. 5.sınıf. ABD’de 1960’lı yıllarda uygulanmaya başlayan ‘’Yeni Sosyal Bilgiler Hareketi’’ etkisiyle öğretim programlarında yapılan köklü değişimler, Türkiye’deki ‘’1968 Sosyal Bilgiler Programı’’ ilkelerini belirleyen temel etken olmuş; Tarih, Coğrafya ve Yurttaşlık Bilgisi konuları ‘’sosyal bilgilerin’’ içinde okutulmaya başlanmıştı.

Sözlü sınav. Öğretmen Dünya’da kaç kıta olduğunu sordu, ‘’Altı’’ dedim. ‘’Emin misin?’’ dedi. ‘’Evet.’’ Dedim. ‘’Birini batırdın galiba.’’ deyince sınıfta gülüşmeler oldu. ‘Say bakalım.’’

‘’Asya, Afrika, Amerika, Antarktika, Avrupa ve Avustralya.’’ Devam ettim.

‘’Hepsini A ile başladım A ile bitirdim.’’

‘’İyi yaptın da kuzey olanı mı batırdın, güneyi mi?’’

‘’Elbette kuzeyi.’’

‘’Neden?’’

‘’Orada, kurulduğundan beri dünyanın başına bela olan bir devlet var, ondan.’’

Okumayı, araştırmayı severdim. Futbolu saymazsak, il halk kütüphanesi ikinci adresim gibiydi. Okumayı Milliyet gazetesi ile sökmüş, 72’de yayına giren Gırgır dergisi üstüne çileği olmuştu. Amacım biraz tariz biraz ironi yapmaktı. Asla ukalalık ya da işgüzarlık değil. Saygısızlık asla. Gülenler anlamış mıydı bilmiyorum ama öğretmenin anladığı belliydi. Gülümsemesi ile bir tık ileri gittim.

‘’Avrasya, Afrika, Avustralya, Antarktika, Kuzey ve Güney Amerika’da olabilir.’’ dedim.

Öğretmen pek şaşırmadı. ‘’Seçmece yani. Seç, beğen, al. Anlat bakalım.’’

Aslında kafa karıştıran hadise gözüyle bakılır bu kıta işine. Bir takım tanımsal sorunlar yüzünden dünyadaki kıta sayısını vermek problemdir. Genel olarak kabul edilen tanımıyla kıta, büyük, diğer kıtalardan tektonik bağımsızlığı olan ve suyla ayrılmış, benzersiz flora ve fauna, kültürel benzersizliğe sahip, kara parçasıydı. Ancak işin garip tarafı, kıtaların büyük bir kısmı bu tanıma uymazdı.  

Temel olarak, kıta kavramı belirsizdir (‘tutarsız’ değildir) ancak farklı çıkarların (jeopolitik, askeri, ekonomik, biyocoğrafik, jeolojik, vb.) bakış açısından keskinleştirilebilir. Pratik açıdan mantıklı olan bir ölçüt de kıta sahanlığıdır (‘yeterli boyut’ ile birleştirilmiştir). Kıtaların kıta sahanlığı, bireysel ülkelerin kıta sahanlığını tanımlamaya yardımcı olur ki bu elbette çok daha sıkıntılı bir jeopolitik ve ekonomik konudur.

Kısacası, kıstasın ne alındığına göre cevabı değişebilecek soru saklıdır kıta tanımının içinde.   Her kıtanın bir kıta olarak kabul edilebilmesi için karşılaması gereken resmi bir koşul olmaması   kıta sayısı konusunda neden bu kadar çok farklı düşünce modeli olduğunu açıklıyor.

Panama Kanalı’nın açılmasıyla birlikte birbirinden ayrılan Kuzey Amerika ile Güney Amerika kıtası su yüzü görmeden önce tek kıtaydı örneğin. Teknik olarak Asya ile Afrika da birbirine bağlıdır, ta ki Kızıldeniz’in ucundaki Süveyş Kanalı onları ayırana dek. Bu ufacık su kanallarına kıyasla kıtaların kendisi devasadır ve bu sebeple pratik olarak Asya ile Afrika, Kuzey Amerika ile Güney Amerika ayrı kıtalar sayılır.  

Avrupa bir kıta mı yoksa Asya’nın büyük bir yarımadası mı? Avrupa kıtası Britanya adalarını içeriyor mu? (Britanyalılara göre değil). Asya ve Avrupa’nın sınırları arasında bir damlacık olsun suyla ayrım yoktur. Kibirli Avrupalılar   kendilerini diğer kıtalardan ırk, dil, din, ekonomi, Sosyo-kültürel, kafalarındaki her neyse farklılıklardan dolayı ayrı tutmak istemeleri nedeniyle Asya ile Avrupa ayrı kıtalar olarak sayılmış. Oysa tarihleri boyunca Çin ve Hindistan’ın her biri, tek başlarına Avrupa büyüklüğünde alanlar kaplamışlardır; ancak kimse onları ayrı bir kıta saymaya kalkmaz.

Şu anda genel geçer kabul gören kıta modeli 7 olup büyüklük sırasına göre (azalan): Asya, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Antarktika, Avrupa ve Avustralya. Eğer Avrupa ile Asya tek bir kıta olarak (Avrasya) sayılırsa, kıta sayısı 6’ya iner. Avrupa ile Asya’yı ayrı sayarsak, ancak Kuzey ile Güney Amerika’yı tek kıta (Amerika) sayarsak, sayı yine 6’ya iner. Örneğin ikisini de tek kıta sayarsak (Avrasya ve tek bir Amerika), bu sefer sayı 5 kıtaya iner. Ancak bunun sonu yoktur; çünkü Avrasya haricinde geçerli bir sebep de yoktur. Örneğin Afrika ile Asya da teknik olarak birbirine bağlandığı için, Afro-Avrasya kıtası diyerek onları da birbirine bağlar sayıyı 4’e indirebiliriz.

Dünyanın yeni bir jeolojik çağa girdiği konusunda pek çok bilim insanı hemfikir. Antroposen yani ‘’İnsan Çağı’’ adı verilen bu yeni çağın en belirgin özelliği, ona jeolojik faaliyetlerden ziyade insan faaliyetlerinin yol açmış olması. Canlılar ile makinelerin, doğal ile yapay zekânın iç içe geçtiği bu çağda, gezegenin insan eli değmemiş köşeleri gitgide azalırken, yerleşim merkezleriyle diğer canlıların paylaştığı kırsal arasında var olduğuna inanılan kültür-doğa ayrımı da ortadan kalkıyor. Dünya, şehirlerin tek bir megapolde birleştiği, merkezi olmayan, tamamen insan üretimi bir mekâna dönüşüyor.

Bir anlamda insanlık, önceleri Dünya’dan etkilenirken, bu etkileşimi onu Dünya üzerinde baskın hale getirmiştir. Dünya’nın tarihsel sürecine baktığımızda milyon yıllarla ifade edilirken, Antroposen’in son üç yüzyıllık bir sürece tekabül ettiğini görmemiz gerçekten de geri döndürülemez müthiş bir değişimin var olduğunun göstergesidir.   

‘’Keşifler çağı çoktan sona erdi, yeryüzünde ayak basılmadık, gidilmedik tek bir ada bile kalmadı.’’ diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bırakın adayı, insanlık 20. Yüzyılın sonunda koskocaman bir kıta keşfetti…

Peki, bu bilmem kaçıncı kıta nerede? Üzerinde ne yaşar ne yetişir? Yüzölçümü ne kadardır? Bu Kıta’da kim veya kimler hüküm sürer? Uzaydan görünür mü? Bu kıta turistik bir destinasyon olsaydı gezintiye çıkar mıydınız?  

Önümüzdeki çarşambaya kadar süre…

Bilenlere kıtalar arası seyahat var…

Pekiiii. Ya Dünya düz ise ve keşfedilmemiş kıtalar varsa!…

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.

Yorumla

Your email address will not be published.