Kategori: Köşe Yazıları

  • Aksu Köy Enstitülü Delikanlı Yusuf Büyükçoban’ı Uğurlarken

    Aksu Köy Enstitülü Delikanlı Yusuf Büyükçoban’ı Uğurlarken

    Prof. Dr. Kemal Kocabaş
    29 Eylül Çarşamba… Saat 16.00 sularında Yusuf Büyükçoban Öğretmenimin oğlu Hüseyin Büyükçoban telefondaydı ve acı haberi veriyordu. Bir ay önce Aydın’da hastanede ziyaret ettiğimiz güzel insan Yusuf Öğretmenimi, kaybetmiştik. Sonra yoğun bir telefon trafiği ve sosyal medya paylaşımları. 30 Eylül Perşembe günü de Aydın’da öğle namazı sonrası eğitim kahramanı Yusuf Büyükçoban Öğretmenimi sonsuzluğa uğurlayacağız…

     Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) Aydın şubemizin başkanlığını, 2004 Nisan ayındaki kuruluşundan 2018 Ocak ayına kadar onurla yaptı. İş ve eylem adamı Yusuf Öğretmenimle birlikte çalışmak, YKKED ailesi içinde onun varlığını, sağduyusunu hissetmek çok önemli bir zenginlikti. Yusuf Amca, son yıllarda doksanlı yaşların biyolojik zorluklarıyla uğraşıyordu, ama aklı hep dernekteydi ve hep de telefonlaşarak ne yapmalıyı konuşuyorduk. Tedavisini yürüten hekim arkadaşımızın önerisiyle görevi arkadaşlarına bıraktı. YKKED Genel Merkezi olarak Sevgili Yusuf Büyükçoban Öğretmenimizin dernekteki 14 yıllık yoğun emeğini arkadaşları, ailesi, YKKED ailesi ve öğrencilerinin kaleme aldıkları yazılardan oluşan “Aksu Köy Enstitülü Delikanlı”  adlı bir kitap yayınlayarak selamladık. 

    Yusuf Büyükçoban, 1928 yılında Fethiye-Zorlar köyünün 6 kilometre uzağındaki dağ mahallesi Oyuk’ta dünyaya gelmiş, yaşamı 9 yaşına kadar hayvan güderek geçen bir halk çocuğudur. Çok yoksul koşullarda çocukluk dönemini yaşayan Yusuf BÜYÜKÇOBAN’ın ilkokul yıllarında hiç ayakkabısı olmaz. 1943 yılında öğrencisi olduğu Aksu Köy Enstitüsü yaşamındaki ilk devrimdir. İlk kez vapur görür, vapur yolculuğu yapar, ayakları da ilk kez potine kavuşur, ilk kez çatalı, kaşığı, ranzası olur. Mandolinle, Hasan-Âli Yücel’in yayımlattığı klasiklerle tanışır. Aksu’da üretime ve imeceye dayalı, yaparak-yaşayarak yürütülen iş okulu süreci onun yaşam boyu başarıdan başarıya koşmasının temel dinamiği olur.  Öğretmenlik yıllarında Gazi Eğitim Pedagoji Bölümünü okur, ilköğretim müfettişi olur ve her daim değişim, gelişmeden yana bir yaşam çizgisi üretir. Büyükçoban Öğretmen, Cumhuriyet Eğitim Devrimini çok iyi içselleştirmiş bir öğretmendir. Emekli olduktan sonra ilerici düşün dünyasıyla TÖS ve TÖB-DER’de çalışmış ve son on dört yıl da YKKED imecesinde onurla yer almıştır.  Aydınlanma düşüncesini doksanlı yaşlara meydan okuyarak bir yaşam biçimine dönüştüren enstitülü delikanlı gibi yaşamıştır. Son on dört yılda omuz omuza çalıştığım Büyükçoban Öğretmen, Aksu Köy Enstitüsünde demokratik iş ve sanat eğimi ile kendini keşfetmiş bir halk çocuğu, öğretmen, müfettiş, bir aydın, bir ilerici, sade, yalın, çalışkan bir örgütçü ve katıksız bir Cumhuriyetçiydi… Aksu Köy Enstitüsünün kanatlandırdığı Yusuf Büyükçoban, arkasında ona hep güç veren ev hanımı eşi Saliha Büyükçoban Teyze, yükseköğrenim görmüş biri kız, ikisi erkek üç çocuğu ve dört torunuyla mutlu bir aile ortamı üreten sevgi dolu bir baba ve dedeydi. Dernek ailesi Yusuf Büyükçoban Öğretmenime “Yusuf Amca” diyerek, hep onurla emeğini, çalışkanlığını saygıyla hep selamladı. 

    Yusuf Amca’yı, 2004 yılında YKKED Aydın şubesinin kuruluş sürecinde tanıştık. 2003 yılında salgın döneminde kaybettiğimiz Halil Vural Öğretmenim ile birlikte Aydın Öğretmenevinde enstitülü öğretmenler ve çalışan öğretmenlerden oluşan bir grupla, sevgiyle ilk buluşmamızı anımsadım. Onlara YKKED’ni niçin kurduğumuzu, neyi amaçladığımızı anlatmıştık, sonra da kuruluş süreci başlamıştı. YKKED Aydın şubesi kuruluş öncülüğünde enstitülü büyüklerimiz Yusuf Büyükçoban, Fehmi Poyrazoğlu, Nihat Öztürk ve Dursun Tuncer öğretmenlerimiz vardı. Sevgili Sümran Ünal arkadaşım da babasının enstitülü arkadaşları arasında onurla görev aldı. TÜS-DER örgütlenmesinden gelen sağlıkçı Fehmi Poyrazoğlu’nu sonraki yıllarda kaybettik. Ortaklar Köy Enstitüsü çıkışlı Nihat Öztürk Öğretmenim sağlık sorunları nedeniyle yönetimden ayrılmak zorunda kaldı. Derneğin tüm ağırlığı, Yusuf Büyükçoban ve Ortaklar Köy Enstitüsü çıkışlı Dursun Tuncer Öğretmenimde oldu. Nisan 2004’te bizlerin de katıldığı coşkulu bir kuruluş yemeği ile Aydın’da YKKED imecesini başlatmışlardı. Dernek örgütlenmesine yabancı değildiler, arkalarında TÖS, TÖB-DER deneyimleri vardı. Çok kısa sürede Aydın’da kendilerini kabul ettirdiler, üniversite ile iyi ilişkiler kurdular. 

    Yusuf Büyükçoban Öğretmenimizin önderliğinde YKKED-Aydın şubemiz, Aydın’da Köy Enstitülerinin kazanımlarının, aydınlanma düşüncesinin tekrar belleklerde yer almasına yönelik çalışmalar ürettiler. Dernek üyeleriyle kurdukları yoğun ve sağlıklı iletişim ile derneğin üye sayısını ve yayın organı “Yeniden İmece” dergisinin okur sayısını ciddi oranda arttırmayı başardılar. Aydın şubemizde Yusuf Amca’nın sağladığı saygınlıkla hep uyum içinde çalışan bir yönetim anlayışı üretildi ve imececi çalışma anlayışlarını hayata geçirdiler.  

    Yusuf Büyükçoban Öğretmenim YKKED-yayınlarının dağıtımına hep bir örgüt görevi olarak baktı ve önemsedi. Zaman zaman çantasına alarak dağıttığı dergi ve kitapların okurlarla buluşmasına ciddi katkılar sağladı. Yeniden İmece dergisinin ve yazılan her kitabın, geçmişten-geleceğe bir köprü görevi gördüğünü, çıkan her kitabın yaşanmışlıkların izini taşıdığını düşünerek bu yapıtları birer kültürel miras olarak değerlendirdi. YKKED Genel Merkezinin etkin çalışmalarının hep arkasında, etkinliklerimizde yanımızda oldu ve bizleri yüreklendirdi. YKKED Aydın şubemiz Aydın’daki diğer demokratik kitle örgütleriyle, yerel yönetimle ve Kent Konseyi ile sağlıklı bir iletişim ürettiler, bu çalışmalarıyla da diğer şubelerimize hep örnek oldular. 

    Yusuf Büyükçoban Öğretmen, Aksu’da özgün Köy Enstitüleri eğitim sistemiyle kendini keşfeder. Aksu’da halk oyunları ekibinde onurla yer alır. YKKED imecelerinde Yusuf Amca’yı Teke yöresinin ezgileriyle elindeki tahta kaşıklarla sahnede gördüğümüz fotoğraflar, Aksu imecesinin izleridir. Büyükçoban Öğretmen, mezun olduktan sonra Tonguç’un deyimiyle “Canlandırılacak Köy”ü, köyün kendi çocuklarıyla yaratma imecesinde “saatsiz öğretmen” sıfatıyla öğretmenlik yapar. Yoksul köy çocuklarını parasız yatılı öğretmen okulu sınavlarına hazırlayarak toplumsal sorumluluğunun ne olması gerektiğine yönelik çok özgün çalışmalar üretmiştir. Bu çalışmaları nedeniyle dönemin egemenlerini de rahatsız eder. Diğer enstitülü arkadaşlarıyla dayanışma içinde bulunarak yoksul köy çocuklarının, özellikle kız çocuklarının “eğitim hakkına” kavuşmalarına yönelik emeği çok değerlidir. 1978 Mayıs ayında emekli olur ama yaşamdan hiçbir zaman da emekli olmaz, yaşamı savunmaya hep devam eder. CHP il örgütünde görev alır. 2004 Nisan ayından sonra da tüm deney ve birikimini YKKED imecesine aktarır. 

     Yusuf Amca’nın tarzı, çalışkanlığı, sadeliği, güler yüzü, insan ilişkilerindeki olağanüstü iyimserliği, iş ve eylem insanı olma özelliği onun çok değerli insani kazanımlarıdır. Doğanın içindeki yoksul köy koşullarından Antik Perge kentinin kenarındaki Aksu Köy Enstitüsüne gelen Yusuf Büyükçoban bir “eğitim cenneti” olan enstitüde değişim ve dönüşümünü üretmiştir. Akıl ve bilimin rehberliği ve Cumhuriyet kazanımlarını rehber edinen ilerici hümanist çizgisi ile Büyükçoban Öğretmen mesleğinde çok önemli başarılara imza atmış ve öğretmenlik meslek onuruna değer katmıştır. Aksu’da yaşadığı demokratik süreç ve kazanılan toplumsal sorumlulukla demokratik öğretmen hareketinde onurla yer almış ve 76 yaşında da YKKED-Aydın şube başkanlığına emeği ile gelmiş ve onurla görev yapmıştır. 

    Yusuf Büyükçoban, YKKED İmecesinin onurudur. Onunla beraber çalışmaktan, onu tanımaktan hep onur duyduk, onunla hep zenginleştik, çoğaldık. Onunla ve yönetim kurulundaki yol arkadaşlarımızla Aydın Şakir Baba Restaurant’ta, derneğin Akdeniz Buluşmalarında, Ekim 2017 Lüleburgaz Aydınlanma Buluşmasında, 19 Nisan 2018 tarihinde İzmir’deki Köy Enstitülerinin 78. Kuruluş-kutlama yemeğindeki beraberliklerimizi, söyleşilerimizi ve onun yaşama sımsıkı bağlı güler yüzlü insan duyarlılığını hiç unutmayacağız. Anısına saygıyla…

  • BUGÜN 17 AĞUSTOS; UNUTTUNUZ MU YOKSA!..

    Bugün, 17 AĞUSTOS

    Büyük acımızın

    22. yıldönümü…

    Ülkemizin ve çağımızın en büyük depremlerinden

    17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin üzerinden

    22 yıl geçti.

    MÜHENDİSLER,

    MİMARLAR ve

    ŞEHİR PLANCILARI olarak,

    UNUTMADIK

    Yıllar geçse de

    UNUTTURMAYACAĞIZ diyoruz…

            *     *     *

    Deprem gerçeği belleğimizden

    Hiç çıkmamasına karşın,

    Son günlerde;

    Üç yanı masmavi denizler ile çevrili,

    Yemyeşil ülkem,

    Türkiye’miz

    Diğer doğal felaketler ile boğuşuyor…

            *     *     *

    Manavgat’ta başlayan

    Yüzlerce yıllık,

    Yemyeşil ormanlarımızda

    Başlayan yangın,

    Marmaris, Bodrum, Milas ilçelerimizi

    Güzelim Ege kıyılarımızı

    Yaktı, yıktı, kül etti…

            *     *     *

    Evlerimizi, hayvanlarımızı,

    Ağaçlarımızı, fidanlarımızı, çiçekleri,

    Arıları, börtü böceği yitirdik.

    Canlarımız gitti,

    Yüreklerimiz yandı…

            *     *     *

    Yangına karşı gereken hazırlık yapılmadığını,

    Türk Hava Kurumunun

    Yangın söndürme uçaklarının

    Bakımlarının yapılmadığını,

    Yangın söndürme uçak ve

    Helikopter kiralandığını

    Öğrendiğimizde;

    Ege kıyılarımızdaki

    Yemyeşil ormanlarımız karardı,

    KAPKARA  OLDU…

            *     *     *

    Karadeniz Bölgesinde,

    Kastamonu(Bozkurt), Sinop(Ayancık), Bartın,

    Başta olmak üzere,

    Samsun ve Karabük’te

    Etkili olan şiddetli sağanak yağış,

    Sele yol açtı…

    Dereler, çaylar taştı,

    Önüne ne gelirse sürükledi,

    Köprüleri yıktı, yolları kapladı,

    Evleri ve işyerlerini sular bastı.

    Yapılmaması gereken,

    Uyarılmalara karşın

    Dere yataklarına yapılan

    Binalar yıkıldı.

    Yine, canlarımızı yitirdik.

    Yüreklerimiz dağlandı…

            *     *     *

    Günümüzde, Hava durumu, hava tahmini, Sıcaklık, Yağmur, Kar, Dolu, Şimşek, Gökgürültüsü, Rüzgar,

    Fırtına gibi Meteorolojik bilgiler önceden veriliyor.

    Önlemler alınması için uyarılar yapılıyor.

    Yapılmasın diye uyarıldığı halde,

    Sorumsuzca, Bilinçsizce,

    Sanki inat edercesine,

    Uyarıları dinlemeden,

    Kulak asmadan,

    Umursamadan,

    Doldurulmuş dere yataklarına yapılmış

    Çok katlı binalar yapmayı sürdürüyoruz…

            *     *     *

    Ayancıktaki dere yatağına yapılmış,

    Tomruk deposunun kaldırılması için

    Uğraş veren Kaymakamın dinlenmemesi ve

    Deponun daha yüksekteki yere taşınmaması ile,

    Selin sürüklediği tomrukların oluşturduğu hasar

    Yıkımlara, canlarımıza yitirmemize neden oldu…

            *     *     *

    Büyük yıkıma ve can kaybına yol açan,

     Haiti açıklarındaki 7.2 büyüklüğündeki

    Deprem bizleri uyarıyor…

              *     *     *

    Deprem, yağmura, kara, doluya,

    Sele benzemez;

    DEPREM,

          GELİYORUM DEMEZ,

                GELİR…

              *     *     *

    Geçen yıl 30 Ekim 2020

    Cuma günü, Saat 14.51.25

    Sisam (Samos) adası kuzeyinde,

    Seferihisar güneyindeki

    Denizin 11.8 derinlikteki,

    AFAD’a göre 6.6,

    Kandilli’ye göre 6.9,

    ABD’ye göre 7.0 büyüklüğündeki,

    Yer bilimci

    Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN’a göre de;

    Yıkım gücü 9 olan,

    7.0 büyüklüğündeki

    Yer sarsıntısı

    Yaygın adıyla

    İZMİR DEPREMİ,

    Yine sarstı,

       Yine salladı,

           Yine, yine,

               Yine yıktı.

                  Yine acı,

                    Yine üzüntü getirdi.

    Yerbilimcilerin dediği gibi,

    DEPREM GELDİ…

              *     *     *

    Depremler oluyor,

    Korku içinde kendimizi

    Caddelere, sokaklara atıyoruz.

    Artçılar geliyor,

    Sokaklarda, bahçelerde,

    Parklarda geceliyoruz.

    Sarsıntılar geçiyor,

    Hop; hemen evlere koşuyoruz.

    Yenisi bir deprem oluncaya dek

    UNUTUYORUZ…

              *     *     *

    Her deprem felaketinden sonra yaşanan acıların,

    Yeniden yaşanmaması için

    Önlem alınmalı diyoruz.

    Diyoruz…

    Ancak yıllar geçiyor,

    Deprem öncesine yönelik

    Önlemler alınmıyor…

    Salt olarak

    Deprem sonrasındaki

    Kurtarma çalışmalarına yönelik

    Önlemler alınıyor…

            *     *     *

    Sonra…

    Sonrası acı.

    Çok acı oluyor…

    Yerbilimcilerini dinlemeyen

    Ben bilirimcilerin,

    Yapı mühendislerini, mimarları,

    Şehir Plancılarını dinlemeyen

    Ben yaparımcıların,

    İnatları uğruna;

    Sele dönüşen dereler

    Gencecik fidanlarımızı alıp,

    Bizleri acılara boğarak

    Sonsuzluğa götürüyor…

            *     *     *

    Her zaman olduğu gibi;

    Doğa intikamını alıyor.

    Yitirdiğimiz gencecik

    Çocuklarımızın acılarını,

    Aileleri ile birlikte

    Toplum olarak bizler çekiyoruz…

    Böyle giderse

    Önlem alınmazsa,

    İnatlaşma sürerse,

    Acı çekmeği sürdüreceğiz demektir!..

            *     *     *

    Ülkemizin ve çağımızın en büyük depremlerinden

    17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin üzerinden

    Dile kolay,

    Tam 22 yıl geçti

    Yine bir Ağustos ayındayız.

    Her yıl olduğu gibi;

    17 Ağustos gününde

    Her deprem felaketinden sonra yaşanan acıların,

    Yeniden yaşanmaması için

    Televizyonlara çıkıp,

    Alınacak önlemler konusunda

    Bol, bol konuşuyorlar…

    18 Ağustos günü ise

    Alınacak önlemleri,

    Yapılacak eylemleri

    Bir kenara bırakıp,

    Bir yıl sonra konuşmak üzere

    Rafa kaldırıyorlar…

            *     *     *

    Biz ne yapıyoruz?..

    Üzülüyoruz, ağlıyoruz,

    Ertesi gün,

    UNUTUYORUZ…

           *     *     *

    Hepimiz artık biliyoruz.

    DEPREM değil,

    Yapı ruhsat olmadan,

    Sağlıksız koşullarda yapılmış,

    Yapı Denetimi yapılmamış,

    Mühendis ve Mimar olmadan

    Proje ve eklerine aykırı,

    Bazen de projesiz yapılan

    BİNALAR ÖLDÜRÜYOR…

            *     *     *

    Hep birlikte önce Aydınımızdaki,

    Sonra da Türkiye genelindeki binaların,

    Günümüz koşullarında,

    Depreme dayanıklı duruma getirmek için

    EMEK VERMELİYİZ, UĞRAŞ VERMELİYİZ,

    GEREKTİĞİNDE KAVGA ETMELİYİZ…

            *     *     *

    ÖNLEM.

    ÖNLEM..

    ÖNLEM ALALIM…

    ÖNLEM ALDIRALIM…

    HİÇ DEPREM OLMAYACAKMIŞ GİBİ

    YAŞAYALIM.

    ANCAK; YARIN DEPREM OLACAKMIŞ GİBİ,

    ÖNLEM ALALIM,

     HAZIRLIKLI OLALIM…

    *  *  *

    Her şeye karşın

    MÜHENDİSLER,

    MİMARLAR ve

    ŞEHİR PLANCILARI olarak,

    Yıllardır ülkemize büyük yıkımlar ve acılar getiren

    Marmara Depremini UNUTMADIĞIMIZI,

    UNUTTURULMAYA çalışılsa da,

    UNUTTURMAYACAĞIMIZI 22 YILDIR

    HAYKIRIYORUZ,

    YILLAR GEÇSE DE

    HAYKIRMAYI SÜRDÜRECEĞİZ…

    YA SİZ,

    UNUTTUNUZ MU YOKSA!..

             ALTAN GÜNEY

          İNŞAAT MÜHENDİSİ

  • Darağacındaki üç fidan, yüreklerimizde sonsuz bir orman olmuştur!

    Darağacındaki üç fidan, yüreklerimizde sonsuz bir orman olmuştur!

    Bugün Türkiye’de hiç bitmeyecek bir özlemin, yüreklerde hiç dinmeyecek sızının 49. yıl dönümüdür. 49 yıl önce bugün daha yaşanabilir bir dünya, daha adil bir düzen ve tam bağımsız Türkiye şiarıyla yola çıkan 68 gençlik hareketinin önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin verdiği kararı Meclis’in onaylamasıyla idam edilmiştir.

    Ülke tarihine hiç unutulamayacak bir utanç olarak geçen o gün, aynı zamanda Deniz’lerin halkın yüreğinde ölümsüzleştiği gündür.

    Gencecik yaşlarında darağacına yürürken bile “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” sloganıyla geceyi yırtan üç fidanın, emperyalistleri ve ülke içindeki işbirlikçilerini hala korkutuyor olması bundandır.

    Bugün hatırlanmasında ayrıca önemli bir husus da şudur: Deniz Gezmiş ve arkadaşları “Tam Bağımsız Türkiye” inancını, kavgalarının ilhamını Mustafa Kemal Atatürk’ten, Cumhuriyet devriminden almışlardır. “Biz bağımsızlık istiyoruz dediğimiz zaman, tam bağımsızlık istediğimizi herkesin anlaması gerekir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gittiğini Deniz Gezmiş yargılaması sırasında da şu sözleriyle açıklamıştır: “Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. 35 milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.”

    Yani 6 Mayıs 1972’de Deniz’lere kıyanlar, aslında “tam bağımsız Türkiye” fikrini idam etmeye kalkmışlardır. Ne mutlu ki tarih o kanlı elleri lanetle hatırlanmaya, Deniz’leri ise genç dimağlarda durmadan yeşermeye itmiştir.

    Emperyalistlerin tahakkümünden tamamen kurtulmuş, ekonomik ve politik olarak özgür, halkın kendi iradesiyle yönetildiği ve üretilen değerlerin adilce bölüşüldüğü bir Türkiye hayali, ne mutlu ki idam edilememiştir. Kişiler ölmüş fikirler kalmıştır; kişiler sembolleşmiş fikirler gürleşmiştir.

    Dün Deniz’lerin bozguna uğrattığı 6.Filo geldiğinde şükür namazı kılanlar bugün iktidar koltuklarında antiemperyalist maskesinin ardına gizlense de, bu halk antiemperyalist mücadelenin nasıl olduğunu Deniz’lerden görmüş, öğrenmiştir.

    Yanlış dış politikalar sonucunda emperyalistlerin ülkemizin iç meselelerine ve tarihine dair yorum yapma haddini kendinde bulduğu, mutlak bir kazanım ve ülke bağımsızlığının önemli nişanelerinden biri olan Lozan Anlaşması’nın iftiralarla karalandığı, Boğazlardaki hakimiyetin sembolü olan Montrö’nün kaldırılmasına dair kamuoyunun nabzının yoklandığı bugünlerde Deniz’lerin rotasının değeri daha da iyi anlaşılmaktadır. Bugün tam bağımsız Türkiye’ye dair özlem, her zamankinden daha ağırdır.

    Daha gencecik yaşlarında bize inanılan bir yolda nasıl emin adımlarla yürünebileceğini, tam bağımsız Türkiye özleminin önemini, ve Nazım’ın dediği gibi ölümün adil olması için yaşamın da adil olması gerektiğini öğreten, yüreğimizde orman olan darağacındaki üç fidanı büyük özlem ve saygıyla anıyoruz.

    Ve onların karanlığı titreten gür ve kararlı sesiyle, inadın en çok yakıştığı o düşü haykırıyoruz:

    YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!

    Şaban ÖZDEMİR
    Eğitim İş Şube başkanı

  • Aydın Denizli Otoyolunun Görünmeyen Gerçekleri…

    Aydın Denizli Otoyolunun Görünmeyen Gerçekleri…

    Aydın Denizli Otoyolu Nihai ÇED Raporu:

    http://eced.csb.gov.tr/ced/jsp/dosya/dosyaGoster.htm?tempAd=signature_file2450978926843139408.imz&orjinalAd=4937_Nihai_CED_Raporu.pdf&yuklemeTarihi=2017-02-02

    Yazıda verilen linkler üzerine tıklanarak, ilgili yazılara ulaşılabilir.      

    ‘Nihai ÇED Raporu’ndan; otoyoldan etkilenecek toplum kesimleri, meslek örgütleri, çevre/doğa sivil toplum örgütleri haberdar edilmemiştir.

    ÇED Halk Toplantıları, raporun son bölümünde fotoğraflarıyla birlikte görüleceği üzere; Denizli Merkez’de 14 Ekim 2014 ve Aydın’ın Nazilli İlçesinde 15 Ekim 2014 tarihlerinde yapılmıştır.

    Yürülükteki ÇED yönetmeliğine (mevzuata) göre; Halk Toplantısı, ulusal ve yerel basında yapılacak duyurularla (ilanlarla), yapılardan etkilenecek olan yerleşim yerlerindeki halka duyurulmalıdır.

    Halk toplantısının yapılacağı, Aydın’ın 9 ilçesinde bulunan 47 köy ve Denizli’nin 5 ilçesinde bulunan 27 köy olmak üzere, Aydın-Denizli arasında otoyoldan etkilenecek 74 yerleşim yerindeki halka duyurulmamıştır

    ÇED halk toplantısında, yapının yapılacağı yerler (otoyolun kesin güzergahı) için, halka bilgilendirme yapılmalıdır.

    Sınırlı bir çevreyle 2014 yılında yapılan toplantı tarihinde ise, otoyolun nerelerden geçeceği belli bile değildir…

    Halk toplantısının raporu, ÇED raporuna ek olarak yayınlanmalıdır. ÇED Nihai Raporu’nda halk toplantısının tutanağı/raporu yoktur…

    Dolayısıyla; ÇED süreci, (ilgili yönetmeliklere de uyulmayarak) oldu bittiye getirilmiştir!..

    Otoyol Güzergahının Topluma Açıklanmaması:

    https://finans.mynet.com/haber/detay/ekonomi/aydin-denizli-otoyolu-icin-geri-sayim-basladi-iki-il-arasi-mesafe-4-saat-kisaltilacak/408163/

    Otoyolun, Karayolları Kurumunca hazırlanan (küçük ölçekli ve fotoğraf yansısı) güzergah haritası, 2020 Kasım ayında, temel atma töreni öncesinde yayınlanmıştır.

    Otoyoldan etkilenen toplum kesimlerine, otoyolun güzergahının geçiş yerleri konusunda bilgi verilmemiştir!..

    Büyük Ova /TARIMSAL SİT Alanı:

    https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2017/06/20170602.pdf

    Büyük Menderes Ovasının nehrin geçtiği tarafı, 2 Haziran 2017 tarihli Resmi Gazetede (SİT sınırları da gazete eklerinde gösterilerek), Büyük Ova/ TARIMSAL SİT alanı olarak ilan edilmiştir.

    Aydın Denizli Otoyolu, inşaat yapılmaması gereken Tarımsal Koruma Alanı üzerine planlanmıştır!..

    Acele Kamulaştırma:

    https://www.lexpera.com.tr/mevzuat/cumhurbaskani-kararlari/aydin-denizli-otoyolu-ve-baglanti-yollari-projesi-kapsaminda-bazi-tasinmazlarin-karayollari-genel-2

    2020 Temmuz/Ağustos ayında otoyol ihalesi sonuçlandırılmış, 23.09.2020 tarihinde Acele Kamulaştırma Kararnamesi yayınlanmış, 2020 Kasım ayında da ilgili Firma ile Yapım Sözleşmesi imzalanmıştır.

    Acele Kamulaştırma Kararnamesi ile: Aydın ve Denizli illerinde, toplam 74 yerleşim yerinin topraklarında kamulaştırma yapılması ve ayriyeten de, malzeme ocakları (taş ocağı, ariyet ocağı vb.), kazı fazlası depo yerleri ve bağlantı yollarının yapımı amacıyla kamulaştırma yapılması kararlaştırılmıştır.

    Acele Kamulaştırma Kararnamesi’nin ucu açık olup; yerleşim yerlerinde, ovada, dağ yamaçlarındaki zeytinliklerde..istenilen her yere el konulabilecektir!..

    Müşavirlik Firması İhalesinin, Yapım İhalesinden Sonra Yapılması:

    https://www.ilan.gov.tr/ilan/750964/ihale-duyurulari/hizmet-alim-ihaleleri/aydin-denizli-otoyolu-projesi-yap-islet-devret-modeli-ile-yapilmasi-isletilmesi-ve-devri-isi-yapim-donemi-musavirlik-hizmeti-isi-ihale-ilani

    Büyük projelerde; yapım ihalesinden önce, işin uzmanı danışman/kontrollük (müşavir) firma seçilir, sonra yapım ihalesi gerçekleştirilir. Doğal süreç bu şekildedir. Yapım ihalesini alan firmanın, işin teknik kontrollüğünü yapacak olan Danışman Firmanın seçimini etkilememesi bakımından..

    İlgili Bakan’ın TBMM Plan Bütçe Komisyonundaki açıklamasına göre (yapım, finansman faizi ve işletme) toplam maliyeti 1 milyar 549 milyon Euro olan Aydın- Denizli Otoyolunun, müşavirlik hizmeti ihalesi ise yapım ihalesinden sonra, 29 Mart 2021 tarihinde yapılacak…

    Anadoludan bir halk deyimiyle: Kervan yolda düzenleniyor!..

    Otoyolun, Çevreye/Doğaya/Toplumsal ve Tarımsal Yaşama (geri dönüşü olmayan!) Etkisi:

    25 Mart 2021 tarihinde, Aydın’da ve Denizli’de, Çevre ve Meslek Örgütlerinin yaptığı basın toplantılarında ayrıntılarıyla dile getirilmiştir.

    Otoyolun Çevre/Doğa/Toplumsal etkisi konusunda, 4 mart 2021 tarihli yazım:

    https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/buyuk-menderes-ovasina-saplanan-hancer-aydin-denizli-otoyolu-serdar-karsu-1818001

    KÖİ (Kamu Özel İşbirliği) / YİD (Yap İşlet Devret) Projeleri:

    Aydın Denizli Otoyolu ve benzeri KÖİ/YİD Projeleri; ‘belirlenmiş firmalara davet’ yöntemiyle verilmesiyle, sözleşmelerinin ‘sır’ olarak açıklanmamasıyla, yabancı para cinsinden ödeme garantileriyle, yurtdışı kredilerine devletin yükümcü (kefil) olmasıyla, finansman faizlerinin kamuca üstlenilmesiyle, 20 yıla yayılan ödeme yükümlülükleriyle.. halkımızın geleceğini ipotek altına alan kurgulardır!..

    Serdar KARSU / Elektr. Müh. (İTÜ) 26 Mart 2021

  • DEMOKRASİ VAR DİYEBİLİR MİSİNİZ?

    DEMOKRASİ VAR DİYEBİLİR MİSİNİZ?

    Demokrasi nedir, sorusunun yanıtını bir çok yazımda sizlerle paylaşmışımdır. Bugün bir ket daha paylaşıyorum.

    Demokrasi; siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi.

    Şimdi, bu tanımdan sonra düşünüyorum. Yaşadığımız dünyada gerçekten demokrasi var mı diye? Ne yazık ki, bu sorunun yanıtını net bir bizimde veremiyorum. Hani hayır da diyemiyorum, evet de diyemiyorum.

    Evet; desem kendim ile ve demokrasinin tanımı ile çelişmiş olacağım; hayır desem, başım başka türlü bir belaya girecek. Siz aslında beni anlıyorsunuz. Ne demek istediğimi, neden diyemediğini çok net bir bizimde anlıyorsunuz.

    Şimdi diyeceksiniz ki niye fikirlerini söyleyemiyorsun? Halkısının Anayasa’nın aşağıdaki maddelerine göre rahatça açıklamam gerekir, değil mi?

    Ne diyor bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası?

    “VIII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti

    Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

    Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

    Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümlere, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

    Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

    Anayasa böyle diyor!

    Peki uygulamada neler yaşıyoruz?

    Gerçek yaşamda neler yaşıyoruz?

    Bir vatandaş düşüncelerini açıklıyor ve hükümeti eleştiriyor, gece yarısı evinden alınıyor.

    Bir belediye başkanı bir proje ile ilgili kendi düşüncelerini açıklıyor ve bu projeye karşı olduğunu ifade ediliyor, içişleri bakanlığı tarafından hakkında soruşturma açılıyor?

    Şimdi ana söyler misiniz?

    Siz demokrasi vardır diyebilir misiniz?

    Ya da Demokrasi yoktur diyebilir misiniz?