Kategori: Köşe Yazıları

  • BARIŞI KATLETTİLER…

    BARIŞI KATLETTİLER…

    TMMOB

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

    Tüm Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının

    Üst kuruluşu…

    *  *  *

    İnşaat Mühendisi olduktan sonra,

    TMMOB’nin düzenlediği

    Basın açıklamalarına ve

    Mitinglerine katılmaya çalıştım.

    1994 yılında,

    İnşaat Mühendisleri Odası

    Aydın Şube Başkanı olduktan sonra

    Tüm etkinliklere katıldım.

    *  *  *

    TMMOB Aydın İl Koordinasyon Sekreteri

    Olarak örgütüm adına

    Basın açıklamaları yaptım.

    EMEK Platformu dönem sözcüsü olarak

    Aydın mitingini düzenledik.

    İzmir, Denizli ve Ankara’da düzenlenen

    Mitinglere katıldık.

    Tüm mitinglere ŞEN GİTTİK,

    Hiçbir zaman YAS’LI DÖNMEDİK

    *  *  *

    10 EKİM 2015 Cumartesi günü

    Gerçekleştirilecek olan

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB‘nin düzenlediği

    EMEK, BARIŞ ve

    DEMOKRASİ MİTİNGİNE,

    Aydın’dan meslektaşlarımızın katılımı az olunca

    Gidemedim…

    *  *  *

    Yıllardır katıldığım mitinglere

    Katılamıyordum.

    İçinde burukluk vardı.

    Ne zaman Cumartesi günü,

    Saat 10.30 da haberleri duyunca,

    Gözlerim karardı.

    Yüreğim dağlandı…

    Vurulmuşçasına,

    Paramparça oldum…

    *  *  *

    AnKARA’nın tam ortasında

    İnsanların güle, oynaya

    Halay çektiği ortamda

    Ard arda iki patlama,

    Yürekleri yaktı.

    Canlarımızı aldı,                       

    Sonsuzluğa götürdü.

    Yüzüç canımız gitti.

    Yüreklerimiz parçalandı.

    Yüzlerce yaralımız var.

    Bende olabilirdim.

    Ben, Sen, hepimiz olabilirdik…

    Acımız büyük,

    Çok büyük.

    Acımız dağlar gibi, taşlar gibi,

    Okyanuslar gibi.

    Acımız sonsuz…

    *  *  *

    EMEK demek için.

    BARIŞ demek için

    DEMOKRASİ demek için

    AnKARA’ya geldiler…

    *  *  *

    BARIŞ DEDİLER.

    İNADINA BARIŞ DEDİLER.

    HEMEN ŞİMDİ BARIŞ DEDİLER…

     

    *  *  *

    BARIŞI KATLETTİLER…

    Tren garındaki toplanma alanı

    Kan gölüne döndü.

    Gencecik barış sevdalılarımız

    BARIŞ ŞEHİTLERİ OLDULAR…

    *  *  *

    Kana susamışlar,

    Hain yürekliler,

    BARIŞ, BARIŞ,

    İNADINA BARIŞ demek için

    Yurdumuzum dört yanından gelenleri

    Engellediler…

    Son günlerde büyük gereksinim duyduğumuz

    BARIŞA,

    İzin vermediler…

    *  *  *

    Yıl 2015

    Ekimin ON’u,

    Saat ON’u, dört geçiyor…

    Başkentimiz

    AnKARA’nın ortasında

    2 patlayan bomba ile

    Katliam yapıldı.

    Hain saldırı sonunda

    Vahşet yaşandı.

    Canlarımız yandı,

    Yüreklerimiz parçalandı…

    *  *  *

    Gözleri kan bürümüş,

    İnsanlıktan nasibini almamışlar;

    Ciğersizler, yüreksizler,

    Çocuk, genç, yaşlı,

    İşçi, köylü, öğrenci

    Kadın, erkek demeden

    Patlattılar bombaları…

    *  *  *

    Sevgi nedir,

    Hoşgörü nedir bilmeyen,

    KATİLLER,

    Masum insanlarımızı

    Parçaladılar,

    Diri, diri yaktılar…

    *  *  *

    Ulusal birlik ve beraberliğe

    En çok gereksinim duyduğumuz günlerde,

    Barış ve kardeşliğimize yönelik

    Bu hain saldırıyı şiddetle kınıyorum…

    *  *  *

    Saldırıda yaşamlarını yitiren,

    BARIŞ ve DEMOKRASİ ŞEHİTLERİMİZE

    Allah’tan rahmet diliyorum.

    Işıklar içinde yatsınlar…

    Yüreğine ateş düşenlere ise

    Dayanma gücü diliyorum…

    HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN…

    *  *  *

    ÜZGÜNÜZ,

    ÖFKELİYİZ,

    YASTAYIZ,

    İSYANDAYIZ…

    *  *  *

    EMEK, BARIŞ ve DEMOKRASİ Mitingini

    KANA BULAYANLAR,

    DÖKTÜĞÜNÜZ KANLARIN,

    ALDIĞINIZ MASUM CANLARIMIZIN

    HESABI SORULACAKTIR.

    MUTLAKA…

    *  *  *

    ALTAN GÜNEY

    İNŞAAT MÜHENDİSİ

  • 7 EYLÜL DESTANI…

    7 EYLÜL DESTANI…

    BUGÜN 7 EYLÜL.

    AYDIN’IMIZIN KURTULUŞ GÜNÜ.

    BUGÜN,

    KAHRAMAN ORDUMUZ,

    YİĞİT EFELERİMİZ,

    YURTSEVER HALKIMIZIN

    DESTAN YAZARAK,

    EMPERYALİST GÜÇLERİN MAŞALARI

    İŞGALCİ DÜŞMANLARI

    EZE EZE YENEREK, KOVDUKLARI,

    AYDIN’IMIZ ve İLÇELERİMİZİ

    KURTARIŞLARININ

    98. YIL DÖNÜMÜ…

              *     *     *

    27 MAYIS 1919 TARİHİNDE İŞGAL EDİLEN ve

    MERKEZİ AYDIN KENTİ OLAN,

     AYDIN SANCAĞI’NIN BULUNDUĞU ALAN

    KUVA-YI MİLLİYE SÜRECİNİN

    EN CANLI YAŞANDIĞI BİR COĞRAFYADIR.

     AYDIN, ÜÇ YIL ÜÇ AYDAN FAZLA BİR SÜRE

    YUNAN İŞGALİ ALTINDA KALMIŞTIR.

    İLK DİRENİŞ HAREKETLERİ ASKER-SİVİL BU COĞRAFYA’DA GELİŞİP HAYAT BULMUŞTUR.

    AYDIN SANCAĞI;

    TÜM KENT, KASABA ve KÖYLERİYLE

    KURTULUŞ SAVAŞI SÜRECİNE

    ÖNEMLİ KATKILARDA BULUNMUŞTUR.

    ADI ADETA DİRENİŞİN SİMGELERİ

    EFELERİYLE, KIZANLARIYLA ÖZDEŞLEŞEN,

    KENT ÖZGÜRLÜĞÜNE DUYARLI YAPISI ve KİMLİĞİYLE KURTULUŞ SAVAŞI BOYUNCA VARLIĞINI

    HEM TESLİMİYETÇİ İSTANBUL HÜKÜMETİNE,

    HEM DE İŞGAL GÜÇLERİNE KABUL ETTİRMİŞTİR. AYDIN’DA BAŞLAYAN YEREL DİRENİŞ KIVILCIMI

    KISA SÜREDE ANADOLU’YA YAYILARAK

    İŞGALLERE KARŞI MÜCADELE ATEŞİNİ KÖRÜKLEMİŞTİR. BU ONURLU KUTSAL MÜCADELE,

    NİCE KAHRAMANLIK ÖYKÜSÜ,

    NİCE DESTANSI OLAYLARI YARATMIŞTIR.

              

               *     *     *

    7 EYLÜL;

    AYDIN’IN KURTULUŞ BAYRAMIDIR.

    7 EYLÜL;

    ORDUSUYLA, EFELERİYLE BİRLİKTE DİRENEN

    AYDIN ve İLÇELERİNDEKİ

    YURTSEVER YEREL HALKIN DESTANIDIR.

    7 EYLÜL;

     AYDIN’IN YENİDEN DOĞUŞUNUN ADIDIR…

             *     *     *

    EFELER DİYARI AYDIN’IMIZ,

    ULUSAL KURTULUŞ ve

    BAĞIMSIZLIK ATEŞİNİN YAKILDIĞI YERDİR.

    7 EYLÜL, ÖZGÜRLÜĞE SUSAMIŞ

    ESARETE DİRENİŞ GÖSTERMİŞ,

    YİĞİT EFELERİMİZ ve

    AYDIN MERKEZ ve İLÇELERİNDE YAŞAYAN

    YURTSEVER HALKIMIZIN

    BAĞIMSIZLIK TUTKUSUNUN ŞANLI TARİHİDİR…

               *     *     *

    AYDIN ve İLÇELERİMİZ

    İŞGAL ve ESARET YILLARININ

    TÜM ACILARINI EN AĞIR BİÇİMDE YAŞARKEN,

    YÖRÜK ALİ EFE, DEMİRCİ MEHMET EFE,

    GÖKÇEN EFE, SÖKELİ CAFER EFE ve KIZANLARI

    ÇETE EMİR AYŞE, ÇİFTLİKLİ KÜBRA, AYŞE ÇAVUŞ,

    NİCE EFELER, NİCE KIZANLAR,

    YURTSEVER HALKIMIZ,

    SULTANHİSAR MALGAÇ’TA ve

    AYDIN’IN DÖRT BİR YANINDA

    YEREL DİRENİŞ DESTANINA,

    SİLAHLARIYLA, YÜREKLERİYLE

    İMZALARINI ATMIŞLARDIR…

              *     *     *

    İŞGALCİ EMPERYALİST GÜÇLERE KARŞI

    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZÜN ÖNDERLİĞİNDEKİ

    ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZ SÜRERKEN,

    30 AĞUSTOS

    BAŞKOMUTANLIK MEYDAN SAVAŞININ

    KAZANILMASI SONRASINDA;

    DÜŞMANIN BOZGUNA UĞRAYIP,

    KAÇMAYA BAŞLAMASIYLA;

    BAŞKOMUTAN  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZÜN

    1 EYLÜL 1922’de VERDİĞİ

    ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR

    BUYRUĞU DOĞRULTUSUNDA,

    İZMİR’E DOĞRU İLERLEYEN

    KAHRAMAN TÜRK ORDUSU,

    5 EYLÜL 1922’DE,

    KAHRAMAN ORDUMUZ,

    YİĞİT EFELERİMİZ, CESUR KIZANLARIMIZ ve

    YURTSEVER YEREL HALKIMIZLA BİRLİKTE,

    BUHARKENT-KUYUCAK-NAZİLLİ ve SULTANHİSAR’IN,

    6 EYLÜL 1922’DE,

    SÖKE, KÖŞK ve UMURLU’NUN

    7 EYLÜLDE,

     AYDIN-İNCİRLİOVA-GERMENCİK’İN

    KURTULUŞUNU GERÇEKLEŞTİRMİŞLERDİR.

         

                *     *     *

    BUGÜN 7 EYLÜL.

    AYDIN ve İLÇELERİMİZİN

    KURTULUŞ GÜNÜ.

    GEÇMİŞ YILLARDA OLDUĞU GİBİ,

    AYNI HEYECAN ve COŞKU İÇİNDE,

    ŞENLİK YAPARAK KUTLAMALIYIZ.

    7 EYLÜL TÖRENLERİNE,

    ETKİNLİLERİNE KATLMALIYIZ…

           

                *     *     *

    AYDIN ve İLÇELERİMİZİN

    DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN

    98. YILINI KUTLADIĞIMIZ 7 EYLÜL GÜNÜ;

    BAŞTA,

    BAŞKOMUTAN

    GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZ

    OLMAK ÜZERE,

    7 EYLÜL’DE DESTAN YAZARAK

    KURTULUŞUMUZU GERÇEKLEŞTİREN,

    KAHRAMAN TÜRK ORDUMUZA,

    YİĞİT EFELERİMİZE,

    CESUR KIZANLARIMIZA,

    YURTSEVER YEREL HALKIMIZA,

    GAZİLERİMİZE, ŞÜKRANLARIMI SUNUYOR,

    YURDUMUZUN İŞGALCİ

    DÜŞMANLARDAN KURTARILMASI UĞRUNDA

    GÖGÜS GÖĞÜSE ÇARPIŞARAK,

    CANINI VEREN ŞEHİTLERİMİZE

    RAHMET DİLİYORUM…

             

                 *     *    *

    7 EYLÜL DESTANDIR.

    7 EYLÜL KURTULUŞTUR.

    7 EYLÜL ÖZGÜRLÜKTÜR.

    7 EYLÜL BAĞIMSIZLIKTIR

    7 EYLÜL YENİDEN DOĞUŞTUR…

  • BUGÜN 17 AĞUSTOS UNUTTUNUZ MU YOKSA!..

    BUGÜN 17 AĞUSTOS UNUTTUNUZ MU YOKSA!..

    21 YIL OLDU,

    Uzun bir süreç geçti.

    Zaman, zaman

    Sarsıntılar başlıyor ,

    Depremler oluyor,

    Korku içinde kendimizi

    Caddelere, sokaklara atıyoruz.

    Artçılar geliyor,

    Sokaklarda, bahçelerde,

    Parklarda geceliyoruz.

    Sarsıntılar geçiyor,

    Hop; hemen evlere koşuyoruz.

    Deprem mi!..

    Yenisi oluncaya dek

    UNUTUYORUZ…

       *    *    *

    Bugün, 17 AĞUSTOS

    Büyük acımızın

    21. yıldönümü…

    Ülkemizin ve çağımızın en büyük depremlerinden

    17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin üzerinden

    21yıl geçti.

    MÜHENDİSLER,

    MİMARLAR ve

    ŞEHİR PLANCILARI olarak,

    UNUTMADIK…

    Yıllar geçse de

    UNUTTURMAYACAĞIZ diyoruz…

    *  *  *

    Her deprem felaketinden sonra yaşanan acıların,

    Yeniden yaşanmaması için

    Önlem alınmalı diyoruz.

    Diyoruz…

    Ancak yıllar geçiyor,

    Deprem öncesine yönelik

    Önlemler alınmıyor…

    Salt olarak

    Deprem sonrasındaki

    Kurtarma çalışmalarına yönelik

    Önlemler alınıyor…

    *  *  *

    Bu arada,

    Doğal afetler durmuyor.

    Yağmurlar yağıyor,

    Sağanak oluyor.

    Fırtınalar esiyor,

    Yağdıkça, yağıyor,

    Aktıkça akıyor.

    Akan sular,

    Sele dönüşüyor.

    Çaylar, dereler taşıyor.

    Önüne geleni sürüklüyor.

    Yapılmasın diye uyarıldığı halde,

    Bilinçsizce,

    Sanki inat edercesine,

    Uyarıları dinlemeden,

    Kulak asmadan,

    Umursamadan,

    Doldurulmuş dere yataklarına yapılmış

    Binaları, barınakları,

    Taşkın olarak akan sel suları

    Yerle bir ediyor…

    Binalar ile birlikte

    Canlarımızı da götürüyor…

    *  *  *

    Sonra…

    Sonrası acı.

    Çok acı oluyor…

    Yerbilimcilerini dinlemeyen

    Ben bilirimcilerin,

    Yapı mühendislerini, mimarları,

    Şehir Plancılarını dinlemeyen

    Ben yaparımcıların,

    İnatları uğruna;

    Sele dönüşen dereler

    Gencecik fidanlarımızı alıp,

    Bizleri acılara boğarak

    Sonsuzluğa götürüyor…

    *  *  *

    Her zaman olduğu gibi;

    Doğa intikamını alıyor.

    Yitirdiğimiz gencecik

    Çocuklarımızın acılarını,

    Aileleri ile birlikte

    Toplum olarak bizler çekiyoruz…

    Böyle giderse

    Önlem alınmazsa,

    İnatlaşma sürerse,

    Acı çekmeği sürdüreceğiz demektir!..

    *  *  *

    DEPREM…

    Yağmura, kara,

    Sağanak yağışa benzemez.

    DEPREM…

    GELİYORUM DEMEZ…

    GELİR!…

    *  *  *

    Ülkemizin ve çağımızın en büyük depremlerinden

    17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin üzerinden

    Dile kolay,

    Tam 21 yıl geçti

    Yine bir Ağustos ayındayız.

    Her yıl olduğu gibi;

    17 Ağustos gününde

    Her deprem felaketinden sonra yaşanan acıların,

    Yeniden yaşanmaması için

    Televizyonlara çıkıp,

    Alınacak önlemler konusunda

    Bol, bol konuşuyorlar…

    18 Ağustos günü ise

    Alınacak önlemleri,

    Yapılacak eylemleri

    Bir kenara bırakıp,

    Bir yıl sonra konuşmak üzere

    Rafa kaldırıyorlar…

    *  *  *

    Günümüze gelene değin,

    Aydın’ımızda neler yaptık?

    Sadece,  yıldönümlerinde rahmetle andık.

    Öncelikle,

    Aydın’ımızın deprem mastır planının

    Yapılması gerekiyordu.

    TMMOB bağlı Meslek Odaları olarak yıllardır,

    Bu konunun takipçisi olmamıza karşın,

    Şimdiye dek, deprem mastır planı yapılamadı…

    Sadece TMMOB’nin değil,

    Aydın Efeler Belediye’mizin, değil,

    Tüm İlçe Belediyelerimizin,

    Aydın Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’müzün,

    Adnan Menderes Üniversite’mizin,

     Aydın Büyükşehir Belediye’mizin ve

    Aydın Valiliği’mizin de el ele vererek,

    İvedilikle kapsamlı plan ve program yapmak

    İçin çalışmalara başlamaları,

    Görevlerinin ötesinde, zorunluluk olmalıdır…

    *  *  *

    21 yıl geçti

    Daha mı bekleyelim.

    Öncelikle, deprem öncesi

    1975 yönetmeliği ile yapılmış

    Tüm binaların dökümünün çıkartılması,

    Yapı durumlarının belirlenmesi gerekmektedir.

    Kamu binalarımızın sayımları yapılmış olup,

    Güçlendirme yapılamayan binalar yıkılmış ve

    Yönetmeliğe uygun yeni binalar yapılmıştır.

    Ancak konutlarımızın ve özel iş yerlerimizin

    Dökümü çıkarılmamıştır.

    Sadece duyarlı iş yeri sahiplerinin,

    Büyük firmalarımız kendi binalarının

    Dökümü çıkartmış ve

    Gerektiğinde de güçlendirmelerini yapmıştır.

    Olası bir depremde,

    Aydın’ımızda facia ile karşılaşılmaması için,

    Tüm Aydınlıların, kamu kurumlarımızın ve

    Meslektaşlarımızın,

    Duyarlı olmasını ve bu konuya eğilmelerini

    İçtenlikle bekliyorum…

    *  *  *

    Hep birlikte önce Aydınımızdaki,

    Sonra da Türkiye genelindeki binaların,

    Günümüz koşullarında,

    Depreme dayanıklı duruma getirmek için

    EMEK VERMELİYİZ, UĞRAŞ VERMELİYİZ,

    GEREKTİĞİNDE KAVGA ETMELİYİZ…

    *  *  *

    2020 yılı başında, Manisa Akhisar’da,

    Ardından Elazığ Sivrice’de 6.8 büyüklüğünde

    14.05.2020 tarihinde

    Bingöl, Karlıova, Kaynarpınar’da

    5.8 şiddetinde deprem oldu.

    Ardından çevrede yüzlerce

    Artçı deprem oldu.

    25.06.2020 tarihinde,

    Van, Saray, Örenburç’da

    5.2km derinlikte,

    5.4 büyüklüğünde deprem oldu.

    26.06.2020 tarihinde,

    Saat 10:2:12’de,

    Manisa, Akhisar, Sazoba’da

    5.5 büyüklüğünde deprem oldu.

    Manisa ve çevresinde,

    Aydın, İzmir ve Muğla’da olmak üzere

    Tüm Ege bölgesinde hissedildi…

    04.08.2020 tarihinde

    Malatya,Pütürge, Pazarcık’da

    4.7 büyüklüğünde,

    Yine 04.08.2020 tarihinde

    Malatya, Pütürge, KORME’de

    5.7 büyüklüğünde deprem oldu…

    Olmayı da sürdürüyor…

    *  *  *

    Biz ne yapıyoruz?..

    Üzülüyoruz, ağlıyoruz,

    Ertesi gün,

    UNUTUYORUZ…

    *  *  *

    Hepimiz artık biliyoruz.

    DEPREM değil,

    Yapı ruhsat olmadan,

    Sağlıksız koşullarda yapılmış,

    Yapı Denetimi yapılmamış,

    Mühendis ve Mimar olmadan

    Proje ve eklerine aykırı,

    Bazen de projesiz yapılan

    BİNALAR ÖLDÜRÜYOR…

    *  *  *

    ÖNLEM.

    ÖNLEM..

    ÖNLEM ALALIM…

    ÖNLEM ALDIRALIM…

    HİÇ DEPREM OLMAYACAKMIŞ GİBİ

    YAŞAYALIM.

    ANCAK; YARIN DEPREM OLACAKMIŞ GİBİ,

    ÖNLEM ALALIM,

     HAZIRLIKLI OLALIM…

    *  *  *

    Dünyanın en büyük felaketlerinin

    Başında gelen deprem konusunda,

    Her gün yaşanan küçük sarsıntılarla

    Uyarılmamıza karşın,

    Yeterli adımları atmıyoruz.

    DEPREM OLMASINI MI BEKLİYORUZ !..

    *  *  *

    Her şeye karşın

    MÜHENDİSLER,

    MİMARLAR ve

    ŞEHİR PLANCILARI olarak,

    Yıllardır ülkemize büyük yıkımlar ve acılar getiren

    Marmara Depremini UNUTMADIĞIMIZI,

    UNUTTURULMAYA çalışılsa da,

    UNUTTURMAYACAĞIMIZI 21 YILDIR

    HAYKIRIYORUZ,

    YILLAR GEÇSE DE

    HAYKIRMAYI SÜRDÜRECEĞİZ…

    Ya siz;

    UNUTTUNUZ MU YOKSA!..

  • NEYİN BAYRAMINI KUTLUYALIM

    NEYİN BAYRAMINI KUTLUYALIM

    Bugün 24 Temmuz. 
    Türk Basını’nın önemli ve onurlu günlerinden biri olarak tarihte yerini almış. 
    Ne olmuş diye baktığımızda; bundan 112 yıl önce verilen bir mücadele ve onurlu bir duruş ile karşılaşıyoruz.
    Basın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan SANSÜR belasına karşılı verilen mücadele ve dik duruş sonrasında 24 Temmuz 1908 tarihinde basında sansür kaldırılmış. 
    Peki bugün geldiğimiz noktada neresi?
    İşte o sorunun yanıtı çok vahim. 
    Bir avuç çıkarcı ve yandaş, bunlara bir de sosyal medyada etlenen sözde basın olduklarını öne süren troller eli ile basının özgürlüğü yok edilmiş.
    Sadece bu mu?
    Elbette değil, bunun yanında bugün iktidar erkini elinde bulunduranlar beğenmedikleri haberleri yapanları bir şekilde suçlayıp cezaevlerine göndermiş ve yargılama bile yapılmadan aylarca, hiçbir hüküm olmaksızın yıllarda hapislerde tutabiliyor.
    12 Eylül 1980 darbesinde gazeteci olan ve o süreçte sansürü dibine kadar yaşayanlardan biri olarak bugün geldiğimiz noktanın o günden daha kötü bir durum olduğunu söylemek hiç de yanlış ve abartılı bir ifade olmayacaktır.
    Didim’de bir köşe yazarı arkadaşımın ifade ettiği gibi, kendi yazımı yazarken bile oto sansür uyguluyorum dediği noktaya geldi. Bugün basın ne asıl görevini yapabilmekte, ne de özgürce haber ve yorum yapabilmektedir. 
    İşte tam bu noktada 24 Temmuz Basın Bayramı’nı nasıl kutlayabilirsiniz. 
    Yazımın başlığında ifa ettiğim gibi hangi bayramı ve neyin bayramını kutlayabilirsiniz?
    Sözde basında sansürün kaldırılışının yıl dönümünü bayram olarak kutluyoruz da, peki bugün sansür kaldırılmış durumda mı?
    Bugün Türk Basını SANSÜR’e maruz kalmıyor mu?
    Bu gün Türk Basını ekonomik kıskaca alınarak, ya yok olursun, ya da benim istediğimi yaparsın noktasına getirilmedi mi?
    İşin kötü tarafı, bugün ağdalı sözler sarf ederek basının özgür olması gerektiğini söyleyenler de basın üzerinde ekonomik baskı uygulamakta ve kendi istediği haberleri yapmayan gazete ve internet sitelerine bayramlarda kutlama bile vermeyerek ekonomik yaptırım uygulamaktadırlar.
    İşte saydığım ve sayamadığım tüm bu nedenlerden ötürü 24 Temmuz Basın Bayramı’nı kutlayamıyorum.
    Zira ortada kutlanacak bir bayram olduğuna da inanmıyorum.
    Özgür basın yeniden var olana ve gerçekten toplum adına denetim ve gözetim görevini yerine getirmeye başlayana dek de bu bayramı kendi adıma kutlamama kararı aldım.
    Basının baskı ve ekonomik kıskaçlar ile susturulmaya çalışıldığı bir ortamda 24 Temmuz Basın Bayramı kutlanamaz. Çünkü ortada kutlanacak bir durum yok…

  • LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI BAĞIMSIZLIĞIMIZIN VE EGEMENLİĞİMİZİN GÜVENCESİDİR

    LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI BAĞIMSIZLIĞIMIZIN VE EGEMENLİĞİMİZİN GÜVENCESİDİR

    Bağımsızlığımızın, egemenliğimizin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığının belgesi olan Lozan Antlaşması’nın 97. Yıldönümünü, Cumhuriyetimizin bütünlüğünü, ulusumuzun birliğini koruma kararlılığıyla kutluyoruz.
    Ulusumuz, “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” parolasıyla yürütülen Kurtuluş Savaşı’yla, yurdunu parçalamak isteyenlere en güzel yanıtı vermiştir. Atatürk’ün önderliğinde kazanılan bağımsızlık savaşının ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, ekonomik ve siyasal bağımsızlığını uluslararası düzeyde tartışmasız biçimde kabul ettirmiştir. Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgeleri arasında yer almaktadır.
    İsmet İnönü Lozan’da emperyalist güçlere karşı büyük direnç sergilemiş ve tarihimiz açısından önemli bir diplomatik zafer kazanarak ezilen mazlum uluslara cesaret, güven ve umut aşılamıştır. 
    Anadolu’nun parçalanmasını öngören Sevr Antlaşması’nı geçersiz kılan Lozan Barış Antlaşması, Atatürk’ün tanımıyla, “Türk ulusu aleyhine, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü bildirir bir belgedir.” 
    Lozan Barış Antlaşması, geçmişte emperyalist devletlerin Ortadoğu ve Asya’ya ilişkin planlarını nasıl bozmuşsa, günümüzde de bağımsız ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti, varlığıyla bölgeye yönelik emperyalist planlara engel oluşturmaktadır. Bu nedenle, Sevr’i hortlatmak isteyenler, Lozan’ın kazanımlarını yok etmek istemektedir.
    Bugün özellikle AKP iktidarı döneminde, 97 yıl önce elde edilen Lozan Antlaşması’nın kazanımlarına sahip çıkılmamakta, Lozan müzakereleri sırasında yapılan baskı ve dayatmalarının benzerlerine direnç gösterilmemektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz yıllarda, “1920’de bize Sevr’i gösterdiler. 1923’te Lozan’a razı ettiler. Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı” sözlerini sarfetmesi de bu davranışı destekler niteliktedir.
    Ülkemizde sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarındaki karşı devrim politikalarını uygulayan AKP’ye ve emperyalist güçlere Lozan Barış Antlaşması’nın ilkelerine, değerlerine sahip çıkarak karşı koymalıyız. Unutulmamalıdır ki; çok zor koşullar ve olanaksızlıklar içindeyken kazandığımız özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, bugün ülkemiz üzerinde oynanan oyunların bize boyun eğdiremeyeceğinin en önemli kanıtıdır.
    Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini, ülke sınırlarımızı, ulusal bütünlüğümüzü savunmadaki en güçlü tarihsel dayanağımız ve mirasımız olmaya devam edecektir. Türkiye, yeri geldiğinde tek bir yumruk haline gelip, Lozan’daki dik duruşun ruhunu hep muhafaza ettiğini gösterecektir.
    Eğitim-İş olarak başta Büyük Önderimiz Atatürk olmak üzere, Lozan görüşmelerini yürüten büyük devlet adamı İsmet İnönü ile emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.

    Remzi ÇOMAKÇI
    Eğitim-iş
    Aydın Şube Başkanı

  • EINSTEIN VE ŞOFÖRÜ

    EINSTEIN VE ŞOFÖRÜ

    Einstein bir gün konferansa giderken şoförü kendisine der ki;
    “Hocam yıllardır birlikteyiz. Tüm konferanslarınızı ve seminerlerinizi izledim. Anlattıklarınızın hepsini gözüm kapalı anlatabilirim.”
    Einstein;
    “O zaman bu gideceğimiz yerde beni kimse tanımıyor. Çık ve sen anlat her şeyi” der.
    Konferans salonuna girerler ve kürsüye Einstein’ın şoförü çıkar. Baştan sona her şeyi anlatır. Sorulan tüm soruları cevaplar ve tam kürsüden inmek üzere iken genç bir öğrenci kendisine bir soru sorar. Şoförün bilmediği bir yerden gelmiştir soru. Duraklar, bir an düşünür ve soruyu soran gence 
    “Bu kadar basit bir soruyu nasıl sorduğunuzu anlayamadım. Bu sorunun cevabını şoförüm bile cevaplayabilir”
    Konu; birlikte çalışacağınız insanları iyi seçebilmek. Ekibin iyi ise sen iyi olmasan da senin eksikliklerin giderilebilir. Ekibin iyi değilse, sen iyi bile olsan ekibinin yanlışları seni bitirebilir. Einstein olmak kolay değil, ama Einstein olmak gerekmiyor. Biraz akıl yatar.

  • Aydın’da Eğitimin Geleceği ve Kaygılarımız

    Aydın’da Eğitimin Geleceği ve Kaygılarımız

    2020 yılının ilk aylarında önce Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde, kaynağı bilinmeyen gizemli bir solunum yolu rahatsızlığının ortaya çıktığını Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirmesiyle dünya salgından haberdar oldu. Covid-19 olarak adlandırılan virüs, kısa sürede bütün dünyada etkisini gösterdi. Ülkemizde salgından etkilenen ülkelerden biridir. Salgın sebebiyle yaşamın her alanında getirilen kısıtlamalardan, en çok etkilenen kurumların başında eğitim kurumlarımız olmuştur. Ülkemizde 11 Mart 2020 tarihinden sonra getirilen kısıtlamalar nedeniyle, eğitim kurumlarının uzunca süre kapalı kalması nedeniyle,  2019-2020 Eğitim-Öğretim yılının ikinci yarısında okullarımızda eğitim programları yüz yüze eğitim yerine, uzaktan eğitim adı altında teknolojik imkânlar kullanılarak tamamlanmaya çalışılmıştır. İstatistiki veriler dikkate alındığında örgün eğitimde öğrenim gören öğrencilerimizin %51 teknolojik imkânı olmadığından bu dönemde verilen uzaktan eğitim programlarından yararlanamamıştır.
    Ülkemizde 2020-2021 Eğitim ve öğretim yılının, 31 Ağustos Pazartesi günü başlayacağı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanmıştır. Okulların açılış tarihi açıklandı ama yarının ne getireceği bilinmediği için, okulların yüz yüze eğitim için açılamayacağı konusu ülke gündeminde yerini korumaktadır.
    Bilim Kurulunun 2020-2021 Eğitim yılı için alınacak önlemlerin neler olacağı konusunda yaptığı toplantıya, eğitimin bileşenlerinden olan eğitimcilerin-öğretmenlerin ve eğitim sendikalarının temsilcilerinin toplantıya çağırılmaması büyük eksikliktir. Bilim Kurulu yaptığı açıklamada “dersliklerde öğrenci başına 4 metrekare alan olmalıdır” dedi. Bunun uygulanabilir olmadığı görülünce, bütün okul alanında 4 metrekare alan olmalıdır şeklinde düzeltmeye gidildi. Yani okulun bahçesi ve diğer alanlarda işin içine katılarak 4.000 metrekare alanı olan bir okul yerleşkesinde 1.000 öğrenci eğitim-öğretim faaliyetini sürdürebilir demeye getirdiler. Bu uygulanabilir mi? Eğitim-İş Sendikası olarak bunu gerçekçi bulmuyoruz. Öğrencilerimiz büyük bir heyecanla okulların açılmasını beklerken anne ve babaların kaygısı her geçen gün artmaktadır. 
    Okulların açılmasıyla birlikte birçok anne baba öğrencisini okula göndermeyecektir. Genel gidişatı gözlemleyerek ona göre bir karar verecektir. Bu gözlemle haftalar belki de aylarca sürecektir. Devletin temel görevlerinden biri de eğitim çağındaki her bireye kaliteli, nitelikli ve sağlıklı eğitim ortamların sağlamaktır. Bu sorumluluktan kurtulmak isteyen yetkili birimler, öğrencisi salgına yakalanan öğrenci velisinden, öğrencimi kendi irademle okula göndermiyorum diye taahhütname isteyecektir. Öğrenci bu virüsü okulda kaptı ise burada yetkili birimlerin sorumluluğu olmayacak mıdır? Öğrencilerin okula geliş ve girişinde maske takacağı, isterse sınıf ortamında bunu çıkarabileceği ifade ediliyor. Ülkemizde örgün eğitimde 19 milyon öğrenci, 1 milyondan fazla eğitim çalışanı bulunmaktadır. Her gün 20 milyon maske öğrenci ve öğretmenlere sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilecek midir? Yoksa öğrenciler aynı maskeyi nöbetleşe mi kullanacaklardır. Bizim korkumuz, Milli Eğitim Bakanlığının yeni eğitim-öğretim yılına hazırlıksız oluşudur. Dersliklerde öğrenci başına sosyal mesafe 1 metre olacak şekilde planlama yapılacak deniliyor. Benim çalıştığım eğitim kurumunda öğrenci sayısı 38-40 arası değişmektedir. Dersliğin toplam alanı 50-55 metrekaredir. 1 metre mesafesini uyguladığınız takdirde 50 metrekarelik derslikte bulunması gereken öğrenci sayısı 13-14 olacaktır. Buda o okuldaki derslik sayısının iki katına çıkarılması, okulda çalışan öğretmen sayısının da bir kat daha artırılması anlamına gelmektedir. Ülkemizdeki eğitim kurumlarının %30’da ikili eğitim yapılmaktadır. Görülen o ki önümüzdeki eğitim yılında okulların açılması konusunda ısrar edilir ise ikili eğitimin de ötesinde üçlü eğitime doğru hızla yol almaktayız. 
    2020-2021 Eğitim Öğretim yılında karşımıza çıkan bir diğer sorunda, Milli Eğitim Bakanlığının uzun zamandır üzerinde çalıştığı “Olası bir deprem riskine karşı okullarımız ne kadar güvenlidir? Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde eğitim faaliyet veren bir dizi okulun olası bir deprem riskine karşı güvenli olmadığı için, bu eğitim kurumlarıyla ilgili hazırlanan raporlarda okulların tamamen yıkılmasına ya da güçlendirilmesine karar verilmiştir. Bu tabloyu ülke genelinde düşündüğünüzde bu binlerce eğitim kurumu olarak karşımıza geliyor.
    Sendikamıza ulaşan bilgilere göre; Aydın yerelinde olası bir deprem riskine karşı güvenli olmayan okulların tespit işlemi 20.03.2020 tarihinde Maarif Müfettişlerince tamamlanmış olup, yıkılmasına ya da güçlendirilmesi yönünde karar verilen okulların yıkılması ya da güçlendirilmesine yönelik olarak da Aydın Valiliği 02.04.2020 tarihinde olur vermiştir. 
    Aydın Valiliğinin yıkılmasına ya da güçlendirmesi kararı işin teknik boyutudur. Bu anlamda gereken bir an önce yapılmalıdır. Bizleri, daha doğrusu öğrenci velilerini rahatsız eden en önemli konu yıkımına ya da güçlendirilmesine karar verilen bu okuldaki öğrenci ve öğretmenlerin nereye taşınacağıdır. 
    Bu konuda sendikamız gelen duyum ve bilgilere göre; 
    *Aydın Efeler İlçemizde 5 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    *Aydın İncirliova İlçemizde 1 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    *Aydın Kuşadası İlçemizde 1 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım + Güçlendirme
    *Aydın Köşk İlçemizde 1 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    *Aydın Nazilli İlçemizde 2 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    *Aydın Bozdoğan İlçemizde 3 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    *Aydın Karacasu İlçemizde 1 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    *Aydın Didim İlçemizde 1 Okul Hakkındaki Karar: Yıkım
    Yukarıda yazılı ilçelerdeki eğitim kurumlarına öğrenim gören öğrencilerin de nereye ya da hangi okula taşınacağı konusunda Aydın Valiliğinin oluru ile karar verilmiştir. Örneğin Efeler ilçemizdeki Yahya Kemal Beyatlı İlkokulu, Efeler Cumhuriyet İlkokuluna taşınacaktır. Sendikamıza ziyarette bulunan öğretmenlerimiz ve öğrenci velilerimiz yıkımına ya da güçlendirilmesine karar verilen bu okullardaki öğrencilerinin Covid-19 salgını döneminde farklı okullara gönderilmesinden son derece rahatsızlık duyduklarını dile getirerek, öğrencilerini olası salgına karşı nasıl koruyacaklarını bilemediklerini, büyük bir endişe ve çaresizlik içinde olduklarını ifade etmişlerdir. Bir örnek vermek gerekir ise yıkımına karar verilen Efeler Yahya Kemal Beyatlı İlkokulunun MEBBİS verilerine göre kayıtlı öğrenci sayısı 891’dir. Yıkım kararı üzerine bu okul öğrencilerinin taşınacağı Efeler Cumhuriyet İlkokulundaki öğrenci sayısı ise 915’dir. Taşınma işleminin gerçekleşmesinden sonra bu okuldaki toplam öğrenci sayısı 1800 rakamının üstündedir. Yıkılmasına ya da güçlendirilmesine karar verilen diğer okullardaki sıkıntıda hemen hemen aynıdır. Bir diğer sorun, yıkımına ya da güçlendirilmesine karar verilen bu okullardaki inşaat işlerinin yaklaşık iki yıl devam edecek olması ve hâlâ inşaatlarla ilgili işin ihalesinin yapılmamış olmasıdır. Görülen o ki taşınan okulların, taşındıkları yeni okullarında misafirliklerinin uzun yıllar devam edeceği yönünde kaygılar duyulmaktadır.
    Bu uygulamada en büyük olumsuzluğu, bu okullarda eğitim gören öğrenci ve öğretmenler yaşayacakladır. Öğrenci velilerinin bu kaygılarını en düşük seviye indirgemek için, Başta Milli Eğitim Bakanlığımız ve Aydın Valiliğimiz olmak üzere bir an önce her türlü tedbiri almalıdır. Bütün eğitim kurumları virüs tehdidi altındadır. Üniversitede ya da lisede eğitim gören öğrencilerimiz bir şekilde sosyal mesafe kuralına uymayı davranışa dönüştürebilirler. Çünkü bilinç seviyeleri yüksektir. Lakin okul öncesi 5-6 yaşındaki çocuklar ile ilkokula devam eden oyun çağındaki çocuklar bu mesafeyi nasıl sağlayacaklardır. Dersliklerdeki öğrenci sayısının da 40 ve üzeri olduğunu düşündüğümüzde sosyal mesafe nasıl sağlanacaktır? 
    Eğitim-İş Aydın Şubesi olarak buradan bütün yetkililere sesleniyoruz. “Biz yaptık oldu” “Biz böyle planladık, böyle olacak” demeyeniz. Eğitimin bütün paydaşlarıyla işbirliğini artırınız. Yetkili kurul ya da komisyon çalışmalarına eğitim çalışanlarının temsilcisi konumundaki sendika temsilcilerini çağırınız. Ortak aklı işe koşarak bütün dünyayı tehdit eden şu beladan bütün insanlığı bir an önce kurtarılması yönünde işbirliği yaprak, başta eğitim olmak üzere her alanda ülkemizi bir an önce hak ettiği çağdaş ve uygar dünyaya gelin hep birlikte taşıyalım.
    Kamuoyuna saygılarımızla…

    Remzi ÇOMAKCI
    Eğitim-İş
    Aydın Şube Başkanı

  • MİLLİ PARKIN DOMUZLARI

    MİLLİ PARKIN DOMUZLARI

    Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Parkı herkesin severek gittiği, muhteşem koylarında keyifle yüzdüğü ve deniz kokusuyla ormanın kokusunu ciğerlerine çekerek güzel vakit geçirdiği ve piknik yaptığı çok önemli bir doğal zenginliğimiz. Bir adalı olarak yıllardır giderim. Sanıyorum ki, Aydın’da Milli Park’a gitmemiş Aydınlı belki yoktur. Ve herkes bilir ki, Milli Park’ın en önemli müdavimleri de domuzlardır. Sürüyle gezerler. Ana domuz bir parça yiyecek için yavrusunu bile hiç acımadan hırpalar, masaların üstünden insanların neredeyse ellerinden dahi yiyecek kapmak için uğraşırlar.

    Şimdi buradan Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne sesleniyorum. Bu dümuzların insanlarla irtibatını kesmek için niye çalışmıyorsunuz?
    Bunun için parkta bir domuz faciası mı yaşanması gerekiyor?
    Bu domuzların bir çocuğa zarar vermesi mi gerekiyor?
    Şimdi birileri çıkıp, “Orası onların mekanı” diyebilir. Ben de derim ki “Hayır orası onların mekanı değil. Eğer ben oraya para vererek giriyorsam, ödediğim paranın karşılığında sadece denize girebiliyorsam, orası benim mekanımdır ve benden para alan kurum, benim yabani hayvanlarla irtibatımı kesmek zorundadır. Ya da Milli Park’ı insanların hizmetine kapatacaktır.
    Çok da zor bir iş değildir bu. Sadece eleştirmiyoruz, çözümünü de gesteriyoruz. Milli Park’tan girişten itibaren bütün koylara giden yolun sol tarafı tel örgüyle çevrilerek dümuzların yolun alt tarafına geçmesi önlenebilir. Her gün yüzlerce aracın girdiği ve gelir bıraktığı bu parka bu kadarcık bir maliyet ağır gelmese gerek.
    Eleştirdik ve çözüm sunduk. Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Park’ında olabilecek bir olaydan yetkililer sorumludur.

  • YASAKSAVAR

    YASAKSAVAR

    2020 yılı insan için hiç iyi bir yıl olmuyor, Allah beterinden korusun! Virüs salgını nedeniyle 15 Martta evlerimize kapanmak zorunda kaldık…

    1 Haziran 2020 tarihinde kurallara uymak şartıyla yeni normalleşme dönemi başladı…

    10 Haziran 2020 tarihinden başlamak üzere 65 yaş üzeri için sabah 10 ila akşam 20 saatleri arasında sokağa çıkma izni verildi.

    Sevindik, bayram ettik. Hafta sonu iznimizde resmi dairelerdeki, bankalardaki işimizi göremiyorduk. Resmi kurumlardaki işlerimizi görebilecek, ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğiz…

    Virüsün şimdilik bir ilacı ve aşısı yok. Uzmanlar korunmak için, maske takmak, sosyal mesafeyi korumak ve temizlik öneriyorlar. Bunları yapacağız, yapmalıyız…

    Sokakta 65 yaş ve üstünde olanların çoğunluğu maskeli ve mesafeyi koruyor, boş kaldırımdan yürümeyi tercih ediyorlar. Onlar kurallara uyuyor.

    65 ve üzeri yaştaki insanlar bu ülkenin kültürlü, okumuş ve entelektüel kesimidir…

    Virüsten, bakteriden, mikroptan ve diğer hastalıklardan nasıl korunacaklarını, sosyal mesafenin nasıl sağlanacağını, temizliğin nasıl yapılacağını çok iyi bilirler…

    Maskesiz gezenler genel olarak tehlikenin bilincinde olmayan kişiler, karşılaştığınızda sakınmadan üzerinize doğru yürümekten çekinmiyorlar.

    Onların maskeleri var ama çoğunluk çenelerinde, ellerinde duruyor, aksesuar olarak kullanıyorlar. Maske taşımaları yetkilere karşı yasak savar görevi görüyor.

    Aydın’da maskesiz sokağa çıkmak yasak, sokağa çıkın bakalım kaç kişide maske var? Olanlar, kurallarına göre kullanıyor mu?

    Gençler, sizler ülkemizin geleceğisiniz. Şimdiden gelecek için, ülkenin kalkınması için tasarımlar üreterek, projeler geliştirerek yol haritanızı belirlemelisiniz.

    Virüs bana bir şey yapmaz diye düşünmeyin, maskenizi takın! Virüs gençlere belki bir şey yapmaz ama taşıyacakları virüs Allah korusun; dedeleri, nineleri, babaları, annelerinin sonu olabilir. Böyle bir şey elbette istemezsiniz…

    Hastalanmasına hatta ölmesine sebep olabileceğiniz o yaşlı insanların ülkenin hafızası olduğunu aklınızdan çıkarmayın!

    Normalleşme takvimi erken başladı, AVM’ler erken açıldı tartışmalarına girmiyorum.

    Madem yeni normalleşme dediğimiz yaşam tarzı başladı, karar alıcıların, aldıkları kararların uygulanmasını sağlama, insan sağlığını koruma görevi var!

    Karar almak yetmez, alınan kararda belirtilen önlemlerin tam olarak uygulanması, takip edilmesi, uymayanların görevlilerce uyarılması ve gerekenin yapılması sağlanmalıdır.

    İşin diğer boyutunda halk olarak biz varız. Alınan önlemlerin sağlığımızı korumak için alındığının bilincine varmamız ve yasaklara uymamız gerekir.

    Maskeyle yürümek, konuşmak, spor yapmak hatta nefes almak bile zor biliyorum.

    Sağlığımız için çalışan ve mesai müddetince hiç çıkarmadan maske takmak zorunda olan sağlık çalışanlarını düşünelim.

    Sağlık çalışanlarının insan sağlığını korumak için yaptıkları fedakârlıkları, çektikleri zorlukları gözümüzün önüne getirelim…

    Görevleri sırasında sağlığımız için can verenleri, şehit olanları rahmetle ve minnetle analım, emeklerinin boşa gitmesine izin vermeyelim…

    Tehlike henüz geçmedi, konulan kurallara uyarak sağlık çalışanlarının, yakınlarınızın ve kendi sağlığımızı tehlikeye atmayalım…

    Bizlere tanınan özgürlüğün tadına varalım, kuralları çiğnediğimiz ve hasta sayısının artmasına neden olduğumuz takdirde tanınan hakların geri alınabileceğini aklımızdan çıkarmayalım!

    Virüsün sağlığımızı ve ekonomimizi bozmasına izin vermeyelim…

    Gençler sizler ülkenin geleceğisiniz. 65 yaş üzerindekiler hafızasıdır. Bunu aklımızdan çıkarmayalım. Hep birlikte kurallara uyduğumuz takdirde bu belayı yeneceğiz, bundan emin olun!

  • TARIM İNSAN GELECEĞİNİN GARANTİSİDİR

    TARIM İNSAN GELECEĞİNİN GARANTİSİDİR

    TARIM İNSAN GELECEĞİNİN GARANTİSİDİR

    İnsanın yaşamını sürdürmesi, sağlıklı nesiller yetiştirmesi için temiz hava, su ve besin gerekir.

    Besin, tarımsal faaliyetler sonucu temiz toprakta elde edilir ve emek ister…

    Yirmi yıl öncesine kadar tarımsal ürün üretiminde kendi kendine yeten ilk on ülke arasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti, bugün tarım ürünleri ithalatçısı durumuna gelmiştir.

    Tahıl ambarı kabul edilen Türkiye bugün neden tahıl ve saman ithalatı yapar hale geldi? Bu da yetmezmiş gibi geçmişte hayvancılıkta çok ileri olmamıza rağmen et ithalatçısı konumuna düştü?

    Tarım ürünü ithalatçısı olmasının nedeni, yanlış politikalar mı? Yoksa Cumhuriyetle birlikte her alanda başlatılan üretim seferberliğinden vazgeçilip, plansız döneme girilmesi mi?

    Yoksa Emperyalizmin Türkiye’ye kurduğu tuzağı fark etmeyişimizin sonucu mu? Bu soruların cevaplarını arayıp bulmak zorundayız!

    Anadolu İlk tarım bitkilerin ehlileştirildiği, sulu tarıma geçildiği ve ilk yabani hayvanın evcilleştirildiği kara parçasıdır…

    Anadolu’da kurulan ilk devletten günümüze tüm devletler tarımı desteklemiş, tarımda kullanılan aletleri ve koşum hayvanlarını koruyucu tedbirleri almışlar, tarımın gelişmesi için çaba sarf etmişlerdir… (1)

    Bizans dönemiyle birlikte Anadolu’da toprak mülkiyeti üreticinin elinden çıkmaya kilise ve derebeylerin mülkiyetine geçmeye başlamış, köylü ve üretici toprak kölesi haline getirilmiştir.(2)

    Bugün Batı Anadolu olarak bildiğimiz, üzerinde yaşadığımız topraklar tarihi süreçte “Anadolu’daki tüm beylikleri satın alabilecek zenginliğe sahipti. Bölgenin gelir kaynağı ise incir, üzüm, zeytin yetiştiriciliği, dericilik, dokumacılık ve tahıl ihracatından oluşmaktaydı. ”(3) 

    Osmanlı döneminde toprakların gerçek sahibi üretici değil, padişahtır. İstediğine bağışlar, bağışladığını geri alabilirdi… Toprakları işleyen, tarım ürünlerini üreten çiftçi (reaya) kaldırdığı ürün için “aşar” vergisi ödemekle yükümlüydü…

     

    Anadolu köylüsünün yüzyıllardır çektiği çileye Türkiye Cumhuriyeti son vermiş, işlediği toprağın tapusunu çitçiye verdiği gibi aşar vergisini de kaldırmıştır.

    Mustafa Kemal Atatürk bununla yetinmemiş tarımı teşvik eden önlemler almış, bizzat kendisi çiftlikler kurarak örnek çiftçi olmuş, köylüyü  “Milletin Efendisi” yapmıştır…

    Binlerce yıllık süreçte çiftçi, köylü toplum olan ve kendi kendine yeten Anadolu halkı çiftçilikten, üretmekten soğutulup kente göç etmek zorunda bırakılmıştır. Tarım alanları atıl hale gelmiştir…

     

    Tarım alanları, meyve bahçeleri maden ocağı, jeotermal santral, HES kurularak tarım dışı amaçlar için kullanılmaya başlanmış, tarım arazileri azalmıştır…

    Türkiye bu gün tarım üretimi kendine yetmeyen, tarım ithalatçısı ülkeler arasındadır. Birçok tarım ürünü ülkemizde yetişmesine rağmen ithalat yoluna gidilmiştir.

    İthal ettiğimiz ürünler arasında buğday, ayçiçeği, pamuk, saman gibi ürünlerin yer alması ülkeyi güçsüz düşürmektedir.

     

    Bunda ne var diyebilirsiniz. Kıtlık, savaş ve salgın dönemlerinde yeterli döviziniz olsa da yeterli miktarda tarım ürünü ithal edemeyebilirsiniz.

    Virüs salgını nedeniyle birçok ülke tarım ürünleri ihracatını yasakladı ya da kota uygulamaya başladı…

    Salgın bize gösterdi ki, tarım üretiminde kendi kendine yetemeyen ülkelerin ve o ülkede yaşayan insanların geleceği garanti değildir.

    Yaşananlardan ders çıkarıp, insan yaşamı için öncelikli üretimin tarım olduğunu, bunu gerçekleştirmek için havanın, suyun ve toprağın temiz olması gerektiğini unutmayalım…            

                

    KJAYNAKÇA:

    1-Yüksel Güngör, İlk Çağ Anadolu Medeniyetleri. S. 267

    2-Georgios Nakracas, Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni. S. 34

    3-İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi. I. Cilt. S.244

  • HASRET BİTTİ…

    HASRET BİTTİ…

    HEYYY…

    65 YAŞ ÜSTÜLER,

    18 YAŞ ALTILAR,

    HASRET BİTTİ,

    SOKAĞA ÇIKIYORUZ…

    *   *  *

    MART AYINDAN BERİ,

    65 YAŞ  ÜSTÜ OLARAK

    18 YAŞ ALTI OLARAK

    EVDEYİZ,

    EVDE KALIYORUZ..

     *   *  *

    ZOR GÜNLER GEÇİRDİK.

    YEDİK, İÇTİK

    YATTIK, KALKTIK.

    SONRA YENİDEN

    YEDİK, İÇTİK,

    YATTIK, KALKTIK…

    SIKILDIK,

    BUNALDIK…

    *   *  *

    KORONA DENİLEN

    (Co-VİD19) VİRÜSÜ YÜZÜNDEN

    ZOR GÜNLER GEÇİRDİK.

    EVİN İÇİNDE ODADAN, ODAYA

    DOLANIP, DURDUK…

    *   *  *

    GÜNDÜZ ETKİNLİKLERİMİZDE

    OYALANACAK İŞLER

    BULABİLİYORDUK.

    ANCAK, AKŞAMLARI

    TEK ETKİNLİĞİMİZ

    TELEVİZYONDU…

    *   *  *

    SALGIN İLE İLGİLİ HABERLERİ

    FOXTV, HALK TV, TELE1, KRT

    İZLEDİKTEN SONRA;

    TELEVİZYONDA  BAKACAK

    DİZİ YOK.

    EĞLENCE PROGRAMI YOK.

    SPOR KARŞILAMASI HİÇ YOK.

    NE VAR,

    ESKİ DİZİLER,

    ONLARCA KEZ

    İZLEDİĞİMİZ YERLİ FİLMLER.

    BİR DE SURVİVOR VARDI…

    *   *  *

    GEÇMİŞ YILLARDA

    ÇOK AZ İZLEMİŞTİM.

    PASKAL NOUMA’LI 2011SEZONU,

    BİR DE İLHAN MANSIZ’IN

    2017 SEZONUNU İZLEMİŞTİM…

    *   *  *

    YAPACAK OLMAYINCA,

    SURVİVOR İZLEYİCİSİ OLDUM.

    BİR YANDA,

    ERSİN KORKUT’LU, SERCAN YILDIRIMLI, MERT ÖCAL’LI

    ELİF’Lİ, BERKAN’LI, YUNUS EMRE’Lİ

    ÜNLÜLER, KIRMIZI TAKIM..

    DİĞER YANDA,

    CEMAL CAN’LI, NİSA’LI, YASİN’Lİ EVRİM’Lİ, ARDAHAN’LI

    GÖNÜLLÜLER, MAVİ TAKIM…

    *   *  *

    SAAT 20.00’DEN SONRA

    SURVİVOR.

    ARDINDAN SURVİVOR EKSTRA.

    GÜNDÜZ SURVİVOR PANORAMA…

    İÇİM, DIŞIM SURVİVOR OLDU…

    *   *  *

    NEYSE Kİ,

    İYİLEŞME SÜRECİ BAŞLADI.

    NORMALLEŞME HIZLANDI.

    AVM ‘LER, LOKANTA VE

    RESTORANLAR AÇILDI.

    BİZLERE DE GÜN DOĞDU..

    *   *  *

    ÖNCE, PAZAR GÜNLERİ

    SOKAĞA ÇIKMA

    İZİNİ VERDİLER.

    HEY..

    18 YAŞ ALTI GENÇLER,

    65 YAŞ ÜSTÜ

    HER ZAMAN GENÇ KALANLAR.

    ARTIK HASRET BİTTİ…

    ŞİMDİ HERGÜN

    SABAH 10.00’DAN

    AKŞAM 20.00’YE DEĞİN

    SOKAĞA ÇIKABİLECEĞİZ…

    *   *  *

    HAFTA SONU

    SPOR KARŞILAŞMALARI BAŞLIYOR.

    YAVAŞ, YAVAŞ

    NORMALLEŞME SÜRECİNE GİRİYORUZ.

    *   *  *

    DİLE KOLAY

    ÜÇ AY, DOKSAN GÜN

    KAPALI KALDIK.

    SIKILDIK,

    BUNALDIK, DARALDIK…

    YÜRÜMEYİ, KOŞMAYI, SPOR YAPMAYI

    GEZMEYİ, DOLAŞMAYI

    ÖZLEMİŞTİK…

    *   *  *

    ŞİMDİ, MASKEMİZİ TAKIP

    DOĞAYA, PARKLARA,

    DENİZE KOŞACAĞIZ,

    ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN

    TADINI ÇIKARACAĞIZ…

    ARKADAŞLARIMIZLA, DOSTLARIMIZLA

    SOSYAL MESAFEYİ KORUYARAK

    BULUŞACAĞIZ, GÖRÜŞECEĞİZ…

    ARA VERDİĞİMİZ,

    İŞİMİZE, GÜCÜMÜZE BAKACAĞIZ…

    *   *  *

    KORONA YÜZÜNDEN

    YİTİRDİKLERİMİZE RAHMET,

    YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI,

    HASTALARIMIZA ACİL ŞİFALAR,

    TÜM HALKIMIZA SAĞLIKLI GÜNLER DİLİYORUM…

    *   *  *

           ALTAN GÜNEY

            İnşaat Mühendisi

    NOT : Yarışmada Barış’ın SMS oylamasında birinci çıkmasını 
                 
    anlayamıyorum. Son ikiye kalacak olanların
                Cemal Can  ile Nisa olacağını düşünüyorum..

  • AYDIN NEFES ALMAK İSTİYOR

    AYDIN NEFES ALMAK İSTİYOR

    Her yıl 5 Haziran “Dünya Çevre Günü,” Haziranın 2nci haftası “Çevre Koruma Haftası” olarak kutlanır. Kutlamalar, 1972 yılında başlamıştır.

    1972 yılına gelininceye kadar doğadaki canlılara ve ekosistemlere verilen zarar ve çevre kirliliği görmezden gelinmiş, yeterli ve etkin önlem alınmamıştır…

    Kutlama törenleri bu yıl Virüs salgını gölgesinde genellikle salonlarda ve sanal ortamda basın açıklaması ve belediye başkanlarının bisiklet üzerinde Co2 emisyonunun azaltılmasına vurgu yapan konuşmaları ile yapılmıştır.

    Konuşmacılar, insanın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olduğunu, Anayasa ile garanti altına alındığını,  yetkililerin haklarını tanımasını ve korunmasını talep etmiştir…

    İnançlı, çevre dostu birkaç kişi hariç, 5 Haziran törenlerinde yapılan konuşmalarda dile getirilen talepler bir dahaki kutlamaya kadar unutulacaktır.

    Çevrenin ve doğanın korunması için ekran karşısında ve meydanlarda atılan hamasi nutuklar orada kalacak, değişen bir şey olmayacaktır.

    Törene katılan yetkililer, törenden sonra Türkiye’nin dört bir köşesinde yapılan doğa talanı ve çevre kirliliğinden bir daha söz etmeyecektir…

    Dünya’da cennet olarak kabul edilen Anadolu’nun dört bir köşesinde doğa katliamı hız kesmeden sürecek, yine önlem alınmayacak…

    Cennet içinde cennet olan Aydın’ın eşsiz güzellikteki doğası kirletilmeye, yok edilmeye devam edecek…

    Ege Bölgesinin can damarlarından Büyük Menderes Nehri’nin kirlilik nedeniyle can çekişmekte olduğundan, milyonlarca balığın öldüğünden bahsedilmeyecek…

    Kirlenme ve doğa talanı ile mücadele etmesi, önlem alması gereken yetkililer yine olayları görmezden gelecek…

    Ülkenin yerli enerji kaynaklarına, elektrik enerjisine, madene olan ihtiyacı gerekçe gösterilerek çevrenin kirletilmesi, doğanın talan edilmesi insan ve canlı sağlığının tehdit altına alınmasına göz yumulacak ya da sessiz kalınacak…

    Çevreyi savunan, yetkilileri göreve davet eden çevreciler ile toprağını, suyunu, havasını koruyan köylüler halkı kışkırtmakla suçlanacak…

    Büyük Menderes Nehri Havzasında yetişen ürünlerin başka coğrafyada bu tat ve kalitede yetişmediğine, antik kentlerin Dünya Kültür mirası olduğuna aldırılmadan her yörede, her kente maden aramasına, RES, Termik ve Jeotermal santral kurulmasına izin verilecek…

    Yapılan ölçümlerde Türkiye’nin en kirli havasına sahip illerinden biri olduğu saptanan Aydın ili halkının, nefes alamıyoruz feryatlarını duymayacaklar.

    Jeotermal santrallar kurulmadan önce bahar geldiğinde dağları Kekik ve Arguvan, ovaları ve kentleri portakal ve ıhlamur çiçeği kokan Aydın’ın şimdi neden çürük yumurta koktuğu yetkililerce araştırılıp önlem alınmayacak…

    Yetkililer yine televizyon programlarında; toprağı zehirleyen, Atmosferi ve suları kirleten, insan sağlığını hiçe sayan jeotermal enerjinin yararlarını ballandırarak anlatmaya devam edecekler…

    Bir dahaki 5 Hazirana kadar bu böyle devam edip gidecek…

    Bir güne sığdırılıp kutlanan ertesi gün unutulan özel günlerin saptırmaca, dikkatleri başka yöne çekme, bir şeyleri gizleme, kitlelerin gazını alma ve bölme çabaları olduğunu düşünürüm.

    Bütün bir yıl çevreyi görmezden gelen, kirletilmesine sessiz kalanlar, sadece 5 Haziran günü ortaya çıkıp çevreci olduklarını, çevreyi koruduklarını haykırıp, halkı inandırmaya çalışıyorlar…

    Sizce garip değil mi?

  • Kadına Şiddet; Türk müsün Arap mısın?

    Kadına Şiddet; Türk müsün Arap mısın?

    18 yaşındaydım, bu mesleğe ilk adımımı attığımda. Nurlar içinde uyusun, bana köşe yazarlığını ilk teklif eden Belediye Başkanlığı döneminde vurularak öldürülen Lütfu Suyolu idi. O yıllar Ada Sesi Gazetesi Yazı İşleri Müdürüydü. Hiç unutmam, yazdığım ilk yazım kadına şiddet ile ilgiliydi.

    Aradan yıllar geçti. Bugün hala aynı noktada olduğumuzu görmek çok acı.

    Aydın Kadın Hakları koruma Derneği üyesi bir arkadaşım bir paylaşımda bulunmuş. Şiddet gördüğü sevgilisi tarafından Muğla’da öldürülen Zeynep ile ilgili.

    Ne yazık değil mi? Bir erkek olarak acizlik değil de nedir bu? Yapılan paylaşımın altında yapılan yorumlarda bir arkadaş demiş ki;

    “Kadınlar da biraz kendilerine çeki düzen vermesi lazım”

    Aynen orada yazdığım gibi yazıyorum. Neyin çeki düzeni kardeşim. Kadına çeki düzeni erkek mi öğretecek. Önce erkek kendine çeki düzen versin. Önce Türk müsün, Arap mısın onun kararını ver ve kadına ona göre davran.

    Yıllar önce ilk yazdığım köşe yazımda rahmetli müdürüm ve hocam Lütfi Suyolcu demişti ki;

    “Bu yazıyı yazmak da ısrarlı mısın?”

    Bunu beni düşündüğü için söylediğini biliyorum.

    Bu konularda yazmak da hala ısrarlıyım ve yazmaya devam edeceğim. Ne fark eder bilmiyorum.

    Eşeğe altın semer de taksan eşek her zaman eşek.

  • BUGÜN 19 MAYIS, ATATÜRK’ÜMÜZ 139 YAŞINDA…

    BUGÜN 19 MAYIS, ATATÜRK’ÜMÜZ 139 YAŞINDA…

    BUGÜN 19 MAYIS.
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜMÜZÜ
    Bitmeyen SEVGİ ve ÖZLEMLE anıyor, 
    139. DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ. 
                  
                      *  *  *
    ATATÜRK’ÜMÜZ YAŞIYOR.
    SONSUZA DEK YAŞAYACAK…    

                      *  *  *
    Eşlerimiz, 
        Çocuklarımız, 
            Torunlarımızla,
    İlkelerini, devrimlerini, 
    Gençlere emanet ettiğin 
    TÜRKİYE  CUMHURİYETİ’MİZİ
    Sonsuza dek koruyacağız…
                 
                     *  *  *
    Yıl 1881… 
    Suyun öte yakasında bir yer.
    Sıcak bir ilkbahar günü. 
    Mayısın ortaları.
    Güneş tüm görkemliliği ile 
    Yüzünü göstermeye başlamış… 
    Derin bir sessizlik içerisindeki ortamı, 
    Yeni doğan bir bebeğin bağırması dağıtıyor.
    Sarı, sapsarı, gün gibi, güneş gibi
    Aydınlık yüzlü bir bebek dünyaya geliyor. 
    Bağırması ile ortalığı inleten,
    20. yüzyıla
    Damgasını vuracağı işaretini veren,
    Gökyüzünün tüm maviliklerini
    Gözlerinde taşıyan bebeğin,
    Bizim bu günlere gelmemizi sağlayacak,
    “MAVİ GÖZLÜ BİR DEV”
    Olacağını kim bilebilirdi!.. 
                    *  *  *
    Mustafa olarak doğdu… 
    Büyüdü MUSTAFA KEMAL oldu… 
    Başkomutan olarak, 
    Şanlı ordumuz başında 
    Yedi düvele karşı savaştı,
    GAZİ MUSTAFA KEMAL oldu… 
    Bağımsızlık savaşını kazanarak 
    97 yıllık Cumhuriyetimizi kurdu. 
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK oldu…
                    *  *  *
    Yıl 2020…
    Dile kolay.
    Aradan 139 yıl geçmiş.
    Bu yıl,
    Bizlerin bugüne gelmesini, 
    Bu günleri görmemizi
    Sağlayanların başında gelen,
    Laik, Demokratik ve Bağımsız
    Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu, 
    Büyük önderimiz
    “Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜMÜZÜN”
    Doğumunun 139. Yılı . . . 
                    *  *  *
    Bundan 39 yıl önce, 
    1981 yılında
    Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜMÜZÜN
    Doğumunun 100. yılını kutlamıştık. 
    Bir yıl boyunca süren görkemli etkinlikler, 
    Açılışlar, konferanslar, seminerler, 
    Paneller, sergiler, yarışmalar, 
    Spor karşılaşmaları yaparak,
    Atatürk’ümüzün 100. yaşını
    En iyi biçimde, tüm halkımızla birlikte
    İçtenlikle kutlamıştık. 
    Ayrıca UNESCO tarafından 1981 yılının
     “ATATÜRK YILI” olduğu duyurulmuş ve 
    Tüm ülkelerdeki elçiliklerimizde 
    Görkemli kutlamalar yapılmıştır.
                    *  *  *    
    Mayıs ayındayız…
    19 Mayıs geldi.
    Bırakın Atatürk’ümüzün
    Doğum gününü anmayı,
    Gençlerimizin yaptıkları
    Spor etkinlikleri ve
    Statlardaki kutlamalar kaldırıldı. 
    Danıştay yürütmeyi durdurdu.
    Değişen bir şey olmadı.
    Hukukun üstünlüğü hiçe sayıldı.
    Statlardaki kutlamaların
    Ankara dışında yapılmasına
    İzin verilmedi…
    Yetmedi.
    Çelenk koyma töreni kaldırıldı.
    Sadece ilgili kurum
    İl Milli Eğitim Müdürünün
    Çelenk koymasına izin verildi…
                   
                    *  *  *
    19 MAYIS
         Bağımsızlığa,
             Özgürlüğe,
                  Kurtuluşa,
    97 yıllık Cumhuriyetimize
    Giden yolun ilk adımıydı…
                    *  *  *
    Atatürk’ümüz
     “En büyük eserim” dediği
    “Türkiye Cumhuriyetimizi”
    Emanet ettiği
    Geleceğimizin güvencesi
    Gençlerimize,
    Ulusal Kurtuluşumuzun
    Başlangıcı saydığı
    19 Mayısı armağan ederek,
    Bayram olarak kutlanmasını sağlamıştır.
                 *  *  *
    Artık yavaş, yavaş
    23 Nisan’lar, 19 Mayıs’lar kaldırılıyor…
    Bayram olmaktan çıkarılıyor.
    YOK edilmeye çalışılıyor…
    Bırakın doğum gününde anmayı,
    Atatürk köşeleri kaldırılıyor,
    Resimleri, posterleri indiriliyor…
    Unutturmaya çalışıyorlar.
    Ne yapsalar
    UNUTTURAMAYACAKLAR…
                      
                 *  *  *
    Korona günleri nedeniyle
    15 büyükşehirde
    19 Mayıs Salı gününü de içine alan
    Dört günlük sokağa çıkma yasağı var.
    Büyük çoğunluğu,
    Büyükşehirlerde yaşayan
    20 yaş altındaki geçlerimizin
    Bayramlarını kutlamaları kısıtlanıyor.
    Ne yaparlarsa, yapsınlar
    Gençlerimizin yüreğinden
    MUSTAFA KEMAL’İMİZİ
    Beyinlerinden
    ATATÜRK’ÜMÜZÜ
    Silemezler,
    Silemeyecekler,
    Silmeğe güçleri yetmeyecek…
                  *  *  *
    Tüm yapılan devrim karşıtı
    Uygulamalara dur demenin
    Zamanı geliyor…
    Bugün 19 MAYIS…
    Bir başlangıcın,
    Tüm yapılan devrim karşıtı
    Uygulamalara dur demenin
    Zamanı geliyor…
    Bugün 19 MAYIS…
    Bir başlangıcın,
    Karşı duruşun günü olsun.
       
                 *  *  *
    Engellemeler,
    Yasaklamalar,
    Korona’lar
    Bizi durduramaz…
    Kitlesel olarak,
    En yoğun biçimde 
    Yapılacak etkinliklere katılalım…
              
                 *  *  *    
    Baskılara, 
    Dayatmalara,
    Haksızlığa,
    Hukuksuzluğa
    DUR DEMEK İÇİN,
    19 Mayıs 1919’da 
       Bağımsızlığa,
           Özgürlüğe,
              Ulusal Kurtuluşa 
    Yürüdüğümüz gibi; 
    19 Mayıs 2020’de
    Saat 19.19’da    
    Hep birlikte
       Atatürklü,
           Ayyıldızlı bayraklarımızla
               İstiklal Marşımız ile birlikte
    Alkışlarla, coşku içinde
    Gençlik Marşımız
    “Dağ Başını Duman Almış’ı” söyleyerek,
            19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA ve 
    GENÇLİK SPOR BAYRAMIMIZI KUTLAYALIM…    
                 * * *
    97 yıllık,
    Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu 
    Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzü, 
                  (1881-∞) 
    Herzaman olduğu gibi,
    Doğumunun 139. Yılında da
    Sevgi, saygı ve özlemle anıyor, 
    Bize bıraktığı emanetini sonsuza değin Savunacağımı haykırıyorum. 
                   *  *  *
    19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA ve 
      GENÇLİK SPOR BAYRAMIMIZ              
       HEPİMİZE KUTLU OLSUN . . .

                  *  *  *
    UNUTTURUZ DİYE    
    YORMAYIN KENDİNİZİ.
        ÇOCUKLARIMIZLA,
         TORUNLARIMIZLA,
           UNUTMAYIZ,
    UNUTTURMAYACAĞIZ,
    YÜZYILLAR GEÇSE DE…