Kategori: Köşe Yazıları

  • SAKSAĞAN

    SAKSAĞAN

    Ahmed Arif’in içerde şiirinde dile getirdiği  “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.” Dizeleri ile doğaya ve özgürlüğe olan özlemini şimdi daha iyi anlıyorum.

    Her bahar, Mart ayında köydeki bahçeyi temizler, meyve ağaçlarının bakımını yapar, yaza hazırlardım…

    Bahçeye gider gelirken bülbüllerin, leyleklerin, üveyiklerin, kırlangıçların yuva kurma telaşlarını izler, erkenden beyaz gelinliğini giyen badem, erik ve pembe çiçekler açan şeftali, zerdali ve kayısı ağaçlarına hayranlıkla bakar, yaydıkları kokuyu ciğerlerime doldurur mutlu olurdum…

    Bu yıl her şey ters gitti. Dünyanın başına bela olan Korona Virüs salgını nedeniyle 65 yaş ve üstü için ilan edilen sokağa çıkma yasağı beni alıştığım bu zevkten alıkoyduğu gibi bahçedeki ağaçlar da bakımsız kaldı…

    Bahara ve doğaya olan özlemimi giderecek yolları kitaplardan çok, karşımızdaki parkı ve parkta barınan kuşları gözlemleyerek gidermeye çalıştım.

    Kuşların kendi aralarında uyumlu yaşamlarını, birbirleri ile yiyecek ve yuva yeri kapmak için rekabetlerini izledim.

    Kuşların insana yaklaşımı, yuva olarak parkı seçmeleri dünyanın ve insan soyunun geleceği için beni yeniden umutlandırdı…

    Umutlandım çünkü insan, hayvanların yaşamına ve doğanın olağan işleyişine karışmaz, onları doğanın bir parçası kabul ederse sorun yaşanmayacak, doğal denge korunacak…

    Parkta, saksağan çifti, karga, serçe, yerli gri kumru, yeni göç ederek gelen küçük kumru, kırlangıç arada bir gelen kuyruksallayan gibi değişik kuş türleri bir arada barınıyorlar ve birbirlerini öldürmeye çalışmıyorlar.

    Parkın bu yıl tartışmasız kral ve kraliçesi Saksağan çifti…

    Saksağan kuşunu bilmeyeniniz ya da ismini duymayanınız yoktur! Kuzey yarı kürenin ve Anadolu’nun her yerinde kırsalda ve kentlerde yaşayan Kargagiller familyasından siyah beyaz renkli uzun kuyruklu bir kuştur.

    Saksağan cesur, aynı zamanda tacizci bir kuştur. Diğer kuşlara hatta tilkilere, kedilere saldırmaktan, taciz etmekten geri durmaz.

    Çiftimiz, parkı ve yuva yaptıkları çınar ağacını sahiplendi. Çınar ağacına başka bir kuşun konmasına bile izin vermiyorlar.

    Flörtlerini, cilveleşmelerini kelimelerle anlatmak mümkün değil; görmek, izlemek lazım. Kanatlarını kısıp, başını öne eğiyor, kuyruğunu kaldırıp bedenini titretiyor. Daldan dala sekiyor, eşinin takip etmesini istiyor, takip etmezse zorluyor…

    Kral ve kraliçemiz, flörtleri sonunda parktaki çınar ağacına yuva yaptılar ve yumurtaya yattılar…

    Parkın devamlı sakinleri kedilere aldırmadan onların yiyeceklerini de yiyorlar. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle çocuklar oyun oynamaya gelemeyince park kuşlara kaldı…

    Karga, saksağan, kumru, serçe ve arada bir gelen kuyruksallayan kediler için bırakılan yiyeceklerden yiyerek, sudan içerek günlerini geçiriyorlar.

    Saksağanlar, arada bir bizim evin balkonunu ziyaret ediyorlar. Çaldıkları ve gagalarında taşıdıkları nesnelerle kirletiyorlar ama kızmıyoruz çünkü kuşların yaşayıp üreyecekleri doğal alanları yok ettik.

    Tarım alanlarını, yanlış politikalarla daha çok ürün alacağımızı umarak, yapay gübre ve zirai ilaç kullanarak kirlettik…

    Ormanları, tarla açmak, maden aramak, HES ve termik santral kurmak, kâğıt yapmak, yakacak olarak kullanmak için talan ederek dünyanın oksijenini azaltıp atmosferi kirlettik…

    Jeotermal santral kurmak, jeotermal kuyu açmak için birinci derece arkeolojik sit alanlarını, İncir ve zeytin bahçelerini yok ettik ve yok etmeye devam ediyoruz…

    Kuşlar ve göremediğimiz bazı canlılar yaşamlarını sürdürmek için şimdilik güvenli buldukları kentlere yerleşmeye başladı…

    Aslında canlıların yaşam alanlarını yok ederek kendi soyumuzun geleceğini de tehlikeye attık. Farkına vardık mı?

    Canlılar, hatta bitkilerin bir kısmı iklim krizi nedeniyle güvenli buldukları alanlara göç etmeye başladılar. Bir kısmı kendilerine kötülük eden insanın kurduğu kentlere sığındılar. Doğanın sadece insana ait olmadığını,  tüm canlıların ortak yaşam alanı olduğunu bir kez daha anımsattılar.  Anlayabildik mi? Sanmıyorum.

  • KORKU’DAN DEĞİL, KOKU’DAN,

    KORKU’DAN DEĞİL, KOKU’DAN,

    Gökyüzünden görünen,

    En güzel yeryüzü AYDINIMIZ,

    Yeşil, yemyeşil AYDINIMIZ,

    Yeraltındaki uyuyan devi dediğimiz,

    Hazinemiz, şimdi yeryüzüne çıktıkça

    Havaya bırakılan salınımlar yüzünden

    Kötü, iğrenç kokular,

    Aydın ovamızı sardıkça sarıyor,

    Nefes almakta güçlük çekiyoruz,

    Ciğerlerimiz yanıyor,

    Göz göre göre zehirleniyoruz…

         * * *

    Korona denilen

    Yüzyılın belası yüzünden

    Canlarımızı yitirdiğimiz günlerde

    Herkesi KORKU sarmış durumda.

    Ancak, Aydın’lılar olarak, bizler

    Korona’dan önce,

    JES’lerden salınan

    KÖTÜ, İĞRENÇ

    KOKU’DAN ÖLECEĞİZ…

        

         * * *

    HAVAMIZ BİTİYOR.

    SUYUMUZ BİTİYOR.

    TOPRAĞIMIZ BİTİYOR.

    GÜZELİM AYDIN OVAMIZ BİTİYOR…

         * * *

    Jeotermal Enerji Santralı kurmak için

    Önce İncir ve Zeytin ağaçları kesildi.

    Sondaj kuyuları açıldı.

    Jeotermal Elektrik Santralı kuruldu.

    Kuyulardan santrala borular döşendi.

    Elektrik üretimi başladı…

    Tamamı Aydın dışından gelen

    Üreticilerin kasaları dolmaya başladı

         * * *

    Zaman geçtikçe;

    İncir ağaçlarımız,

    Zeytin ağaçlarımız ve

    Meyve ağaçlarımız

    Kurumaya başladı…

    Topraklarımız çölleşiyor.

    Kaçak yollardan

    Büyük Menderes’e salınan

    Bor atıkları sularımızı zehirliyor.

    Havaya salınan zehirli gazlar

    Dayanılmaz kötü kokular yayıyor,

    Halkımızı hasta ediyor,

    Zehirliyor…

          * * *

    Yüzlerce yıldır

    Ekilen, biçilen, besleyen

    Dağlarından yağ,

    Ovasından bal akan

    Sadece ülkemizin değil,

    Dünyanın sayılı ovalarından

    AYDIN OVAMIZ

    BİTİYOR,

    BİTİRİLİYOR…

          * * *

    Aydın’da yaşayan halkımızın yararına

    Kullanılması gereken

    Yeraltındaki hazinemiz dediğimiz

    Jeotermal kaynaklarımız;

    Isıtmada, soğutmada,

    Seracılıkta kullanılması gerekirken,

    Sadece ve sadece

    Enerji amaçlı olarak çıkartılıyor;

    Halkın yararlanması yok ediliyor.

          * * *

    Yetmiyor!

    Jeotermal sahaları

    Valilik kanalı ile satılmaya

    Devam ediyor…

          * * *

    Kızılcaköy Mahalle sakinleri

    Yaklaşık bir yıldır

    Kahramanca, yiğitçe direniyor.

    Jeotermal kuyu açılmasına

    Karşı çıkıyor…

          * * *

    Yılmazköy’de, Kalfaköy’de

    Jeotermal kuyular açılıyor.

    Yetmiyor,

    Kuyucular-Beyköy’de,

    Yetmiyor,

    Nazilli’de.

    Yetmiyor,

    Karacasu’da

    Jeotermal kuyu açmaya,

    Yeni JES’ler

    Kurulmaya çalışılıyor.

           * * *

    Köyüler, kentliler,

    Mahalle sakinleri,

    Sivil Toplum Örgütlerimiz,

    Meslek Odalarımız,

    Çevreye duyarlı derneklerimiz,

    Aydın da yaşayan

    Gelecekten kaygılı halkımız;

    Artık YETER diyor…

    ZEHİRLENMEK İSTEMİYORUZ diyor.

    ÖLMEK İSTEMİYORUZ diyor

    * * *

    Ağaçlarımız kurumasın,

    Topraklarımız çölleşmesin.

    Sularımız zehirlenmesin,

    Kötü kokular solumayalım,

    Zehirlenmeyelim,

    İnsanlarımız ölmesin diyoruz…

            * * *

    Başka gidecek yerimiz,

    Başka AYDIN YOK…

             * * *

    Jeotermal sahaların satışı dursun.

    Halk yararına kullanacak

    Belediyelere verilsin.

    JES’lerin denetimi arttırılsın.

    Havaya yapılan,

    Suya atılan salınımlar önlensin.

    Artık YETER

            * * *

    JES’lere değil,

    Rüzgar Enerji Santralleri

    RES’lere,

    Güneş Enerji Santralleri

    GES’lere yönelinsin…

    Benzersiz AYDIN OVAMIZ ölmesin.

    Gelecekte torunlarımız

    Bizleri kınamasın diyorsanız,

    Aydın’ımızda yaşamınızı

    Sürdürmek istiyorsanız,

    Yaşam alanlarımıza sahip çıkalım,

    Birlik ve beraberlik içerisinde,

    Hep birlikte haykıralım…

             * * *

    EY JEOTERMAL, EYYY

    KOKUTTUN,

    ZEHİRLEDİN.      

    DUR DİYELİM.

    ENGELLEYELİM.

    KORKU’DAN DEĞİL

    KOKU’DAN

    ÖLECEĞİZ…

  • 1 MAYISTA BALKONLARDAYIZ…

    1 MAYISTA BALKONLARDAYIZ…

    1 MAYIS

    İŞÇİNİN,

    EMEKÇİNİN

    BİRLİK

    MÜCEDELE  ve

    DAYANIŞMA GÜNÜ…

    AYNI ZAMANDA

    İŞÇİNİN ve

    EMEKÇİNİN

    BAYRAMI…

     *   *   *

    YILLARDIR

    ALANLARDA

    MEYDANLARDA,

    BİRLİK,

    BERABERLİK İÇİNDE

    KUTLANAN

    1 MAYIS

    EMEK ve

    DAYANIŞMA GÜNÜ

    BU YIL

    SALGIN NEDENİYLE

    DÜNYADA ve

    ÜLKEMİZDE

    ALANLARDA

    MEYDANLARDA

    KUTLANAMIYOR…

    *   *   *

    EVDE KALIYORUZ.

    SOKAĞA ÇIKAMIYORUZ.

    ANCAK,

    100. YILINI KUTLADIĞIMIZ

    23 NİSAN

    ULUSAL EGEMENLİK ve

    ÇOCUK BAYRAMINDA

    OLDUĞU GİBİ,

    1 MAYIS

    EMEK ve

    DAYANIŞMA GÜNÜNÜ

    EVLERDE,

    BALKONLARDA,

    PENCERELERDE,

    TERASLARDA

    KUTLANACAK…

         *   *   *

    1 MAYIS AKŞAMI

    SAAT 21.00’DE

    BALKONLARDAYIZ.

      

        *   *   *

    ELLERİMİZDE BAYRAKLAR,

    ALKIŞLARLA,

    1 MAYIS İŞÇİ MARŞINI,

    SÖYLEYEREK

    1 MAYISI KUTLAYACAĞIZ…

     

        *   *   *

    1 MAYIS, 1 MAYIS

    İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI.

    DEVRİMİN ŞANLI YOLUNDA

    İLERLEYEN HALKLARIN BAYRAMI.

        *   *   *

    Haksızlıkların, hukuksuzlukların,

    Adaletsizliklerin, eşitsizliklerin olmadığı,

    Emeğin sömürülmediği,

    Aydınlık, eşit ve özgürlük dolu

    Güzel bir dünyayı göreceğimiz günlerin

    Geleceği umuduyla,

    Tüm işçilerimizin, emekçilerimizin

    1 MAYIS EMEK VE

    DAYANIŞMA GÜNÜNÜ

    KUTLUYORUM.

          *   *   *

    Dayanışmanın, iyiliğin,

    Birliğin ve güzelliğin birleştiği

    1 Mayısta doğacak olan

    Parlak ilkbahar güneşi

    Evine ekmek götürmek için alın terleriyle çalışan

    Tüm işçi ve emekçi kardeşlerimizin üzerine doğsun,

    1 MAYIS İŞÇİ ve EMEKÇİ BAYRAMI KUTLU OLSUN.

     

          *   *   *

    YASAKLAMALARIN,

     KISITLAMALARIN OLMADIĞI,

    BAYRAKLARIMIZLA,

    ŞARKILARIMIZLA, TÜRKÜLERİMİZLE,

    OYUN HAVALARIMIZLA,

    TEK YÜREK OLARAK,

    EN KİTLESEL,

          EN ÇOŞKULU,

                EN ÖZGÜRLÜK İÇİNDE 

                MEYDANLARDA KUTLAYACAĞIMIZ,

         1 MAYISLARDA

    BULUŞMAK DİLEĞİYLE…

    *** YAŞASIN 1 MAYIS ***

           ALTAN GÜNEY

            İnşaat Mühendisi

  • HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM

    HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM

    Kovit-19 salgını ve onun yarattığı, yaratacağı tahribat gün geçtikçe daha belirgin bir hal alıyor. Uzmanların ifadelerine göre, salgın sonrası ne Türkiye, ne de dünya eskisi gibi olmayacak. 
    Hani bu sosyal mesafe denilen kavram iyice yaşantımıza gireceği gibi, ekonomik anlamda da sosyal mesafe kavramı kendini gösterecek. Öncelikli olarak ülkeler kendi vatandaşlarının yaşamsal gereksinimlerini göz önünde bulundurarak tarımsal ihracat ve ithalatta daha temkinli bir yol izleyecekler.
    Bugünden biliyoruz ki, dünyanın dev şirketleri binlerce çalışanına işten çıkarmaya hazırlanıyor. Hatta bugünlerde çalışanlarına mektup göndererek işten çıkarma yoluna gidebilecekleri yönünde ön bilgilendirmeler bile yapıyor.
    Türkiye’de de şimdiden işten çıkarmalar üç ay süreyle yasaklanmış olmasına karşın işten çıkarmalar yaşanıyor. Gelecek altı ay içerisinde işten çıkarmalar giderek artacak ve işsizlik bugünkü rakamların çok çok üzerine ulaşacak.
    Tüm bunların ışığında arz olsa bile talep olmayacağı için zincirleme bir reaksiyon ile karşı karşıya kalacağımız bir gerçek. 
    Büyükşehirlerin, özellikle de İstanbul’un ‘taşı toprağı altın’ denilerek göç edilen İstanbul’un ne taşı, ne toprağı artık altın olmaktan çıkacak, yaşanmaz, yaşanamaz bir kent konumuna gelecek.
    İşte o olasılık aklıma geldikçe de, doksanlı yıllarda çok meşhur olan bir Türkü de aklıma geliyor. Hani şu arabesk sanatçısı Ferdi Tayfur’un okuduğu türkü; Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim.
    “Ne umutla geldik koca şehire
    Allah sonumuzu hayır getire
    Alacaklı haciz koymuş Bekir’e
    Hadi gel köyümüze geri dönelim
    Fadime’nin düğününde halay çekelim
    Buralarda ağaçları kesmişler
    Yerlerine taş duvarlar dikmişler
    Sevdiğimi başkasına vermişler
    Hadi gel köyümüze geri dönelim
    Fadime’nin düğününde halay çekelim
    Bir başkadır Toroslar’ın yağmuru
    Anam evde hazırlamış hamuru
    Çok özledim havasını suyunu
    Hadi gel köyümüze geri dönelim
    Fadime’nin düğününde halay çekelim”
    Umutların bittiği yerde durmanın anlamının kalmayacağı gerçeği ile yüz yüze kalan binlerce Anadolu insanı yaşamını sürdürebilmek adına İstanbul, İzmir, Ankara gibi kentlerden geri dönüş yoluna çıkacak.
    İşte tam bu noktada devletin çok akılcı bir politika izleyerek toprağı işlemenin daha cazip olduğu bir ortam yaratması gerekiyor. Tarımın yeniden bu ülkenin lokomotif değerlerinden biri olduğu anımsanmalı ve tarım, çiftçi, üretici gerçek bir devlet desteği ile desteklenerek ihracata yönelik bir üretim yapılması sağlanmalı. O zaman şehirken köye dönüş daha kolay ve daha cazip hale gelecektir.
    Hadi gel köyümüze geri dönelim!

  • ŞEFFAF OLMAK..!

    ŞEFFAF OLMAK..!

    Kelime anlamı “saydamlık, ışık geçirgenliği” Siyasette  kısaca karşılığı ise, yapılan hizmetlerin   görev dahilinde hayata geçirilenlerin “HESABI”nı kamuya sunabilmektir..

    Başımızdaki bu CORONA kâbusu bu kelimenin yüklediği anlamı hafızalarımızda gel-gitlere istemeden sebep oldu.

    Şöyle ki..;

    1999 Marmara depremi milât kabul edilirse, o dönem hayata geçirilen ve ASLINDA GEÇİCİ olması öngörülen ancak sonrasında KALICI olan, DEPREM VERGİSİ, ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ uygulaması ‘bütçe harici konumunda’ mevcudu ile olası bir afete karşı bu güne kadar süre gelmiş ve devam etmektedir. Bu noktadan hareketle 2002 itibarı ile iktidarın denetiminde toplanan bu iki kalem vergi mevcut iktidarca AMAÇ dışı kullanılmış, “NE YAPILDI? NEREYE HARCANDI?” sorusuna, dönemin maliye bakanı MEHMET ŞİMŞEK’in “YOL, TÜNEL, KÖPRÜ YAPTIK” açıklaması vicdanlarda ne kadar karşılık bulmuştur..? takdir sizindir..!

    Gelelim bugüne, ana muhalefet partisinin öncülüğünde, ülkenin en büyük üç büyük şehir belediyelerince başlatılan muhtaç ve fakir ailelere “AYNİ ve NAKDİ” yardım projesi ne hikmetse “DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ..!” diyen partili sayın Cumhurbaşkanı tarafından durdurulmuş ve hesaplara ilgili bakanlıkça ‘bloke’ konmuştur.

    “HALKA HİZMET HAKKA HİZMETTİR..,

    İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN..” gibi özlü sözler, ARACI’yı ortadan kaldıran, hangi “EL”le yardımın yapıldığına bakmaksızın adeta sağ elin verdiğini sol elin görmemesi şiarına uygun çözümü gerekirken, başta partili Cumhurbaşkanı ve kabinesi ve dahi partisi sanki “seçim şovu” coşkusunda, ‘Cumhurbaşkanlığı’ forsu ve imzası ile ‘SİYASİ’ bir mesaj vermektedir..!

    Her birey özgür iradesi ile bağış yapabilir ANAYASA bu konuda amirdir; ancak şahsen  fikrim, halen ‘ŞEFFAF’ olarak açıklanamayan; 15 Temmuz şehitleri için toplanan milyonların akıbeti ortada dururken, ayrıca “SAYI/GEÇIŞ” garantili KÖİ yöntemi ile yapılan köprü, otoyol, havaalanı, tünel, şehir hastaneleri için vergilerimizle ödenecek yıllık 18.9 milyar TL için an itibarı ile ÖTELEMEYİ (!) bile gündeme getirmeyen/ getiremeyen bu yönetim ve başında ki partili Cumhurbaşkanı, samimi ve ŞEFFAF değildir..!