“Akarsu Pi̇sli̇k Tutmaz?”

Ocak 9, 2023

Başlıktaki söz doğru mu? Hiç sanmıyorum; kolaya kaçmak, bilim dışı uygulamaya kılıf bulmak için emperyalistlerce uydurulmuş olduğunu düşünüyorum. Bu sözün arkasına sığınıp doğayı kirleten ve talan edenler, kirletenlere seyirci kalanlar, korumayanlar bilmelidir ki, insan için yaşanacak başka bir dünya henüz bulunmadı…

Su yaşamdır, temiz su yaşamın devamı için vaz geçilmez maddedir. Suyun temiz kalması için, suya bakışımızın ve anlayışımızın değişmesi zorunludur. Su nasıl korunur? Kirletmeden su kullanmak mümkün mü? Elbette mümkün Geçmişte uygulanmış, unutulmuş yöntemler tekrar yaşama geçirilmelidir…

Temiz ve sağlıklı su için, suyu doğal olarak temizleyen maddelerden; toprak, hava, su bitkileri ve ormanları temiz tutmak, korumak ve yeni ormanlar yetiştirmek gerekir. Bunu yaparken eski halkların suyu temiz tutma yöntemlerini öğrenip uygulayalım…

Antik dönemde suları, pınarları, çeşmeleri, “Naiad’ların (su perileri) koruduğuna inanılırdı. Zeus’un kızları kabul edilen periler” (1) sayesinde sular kirletilmez, kirletmekten korkulurdu. Ayrıca her büyük nehrin koruyucu perisi vardı…

Bazen tanrılar, kişilere verdikleri cezadan pişman olup, onları çaya dönüştürürdü. Tanrı Apollon, kendisiyle yarışma cüretini gösteren Satyr Marsyas’ın derisini yüzmüş, yaptığından pişman olunca onu çaya dönüştürmüştür. (2) Çine çayı, Apollon’un Marsyas’ı dönüştürdüğü çaydır. 

Anadolu’nun cennet köşelerinden olan Büyük Menderes Havzasında su ile ilgili birçok antik öykü var. Daha gerçekçi olup geçmişte su nasıl korunmuş. Bu gün sular nasıl kirletiliyor bir bakalım…

Anadolu’yu dolaşan ve Küçük Asya isimli bir gezi kitabı yazan, W. John Hamilton: “Sarayköy üzerinden Aydın’a gelirken, köylülerin kaplıca sularını tarlalarına sokmadan oluklarla Büyük Menderes Nehrine akıttıklarını görür. Nedenini sorduğunda: Bu su çürük, mahsullerimizi öldürüyor yanıtını alır.” (3)

Kızıldere bölgesinde yaşayan çiftçiler, bırakın jeotermal akışkanı, kaplıca suyunun bile zararlı olduğunu anlayıp önlemini almış.  Ama bu suyun, nehrin sularını kirleteceği düşünmemiş. “Akan su pislik tutmaz” anlayışına sığınmışlar…

Aydın’ın 1899-1907 yıllarındaki sosyal ve fiziki durumunun anlatıldığı, Memleket Çocuğu isimli kitabın, Kepez eteklerinde şimdiki zafer mahallesi ve Pınarbaşı semtini içine alan Rum mahallesinin anlatıldığı bölümünde:  “Mahallede sokaklardan akan bostan sularına evlerden pissu bırakılmadığını, temiz aktığını. Evsel atıklar ve pis suların doğayı kirletmeden bertaraf etmenin yolunu bulduklarını” (4) anlatır…

Kızıldere’de köylüler, Aydın’da Rumlar, temiz suyu kirletmeden kirlenmiş suları bertaraf etmenin yolunu buldukları halde bu gün, devlet yetkilileri hala suyu korumayı başaramadı. Yoksa suyun kirlenmesini önlemek istemiyorlar mı?

1980 yılına kadar, Anadolu nehirleri, dereleri, gölleri ile Aydın’ın Tabakhane Çayı ve Büyük Menderes Nehrinin suları temizdi. Temiz sularında çeşitli balıklar ve su canlıları yaşardı. Büyük Büyük Menderes Nehrinin kıyılarında yetişen söğüt ve kaşaklar kuşlara yuvaydı. Nehirde yüzen su kuşları boldu.

Nehrin ve Havzanın kirlenmesi, özellikle 1980 yılından sonra hızlandı. Yapay gübre, kimyasal zehir atıkları, Denizli tekstil sanayinin arıtılmayan suları, jeotermal akışkan, reenjekte edilmeyip nehir suyuna deşarj edilmesi ile kirlendi…

Bu kirliliğe, kentlerin ve kasabaların arıtılmayan kanalizasyonları ile zeytin karasuyunun da karışmasıyla daha da kirlendi…

Büyük Menderes Nehri ve onu besleyen çaylar o kadar çok kirlendi ki,  nehrin suyu dördüncü hatta beşinci sınıf su haline geldi. Beşinci sınıf su tarımsal sulamada bile kullanılamayacak, kirli su demektir. Bu suyun tarımsal sulamada kullanılması, insan ve canlı sağlığını tehdit eder hale geldi. Temiz su yaşamdır, unutmayalım…

KAYNAK:

1-Orhan Hançerlioğlu, İnanç Sözlüğü. S. 440.

2-Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü. S. 218

3-William John Hamilton, Küçük Asya. S. 396

4-Zeki Mesud Alsan, Mustafa’nın Romanı Memleket Çocuğu. S. 59

Yorumla

Your email address will not be published.