Sanayi devrimine kadar çevre kirliliği diye bir şey yoktu. Kullanılan malzeme doğada hemen çözülür, çevreyi kirletmezdi. Artan nüfusu doyurmak için ormanlar yok edildi, fosil yakıtlar ve tarımda kimyasallar kullanılmaya başlandı…
Her gün basın yayın organlarında, sosyal medyada ormanların ve 1. Sınıf tarım alanlarının talan edildiği haberlerini görüyor, duyuyor, okuyorsunuz. Doğa ve orman talanına yöre halkı ve çevreciler dışında, kimse aldırmıyor, ses çıkarmıyor. Oksijen fabrikaları ormanlar, besin ambarı topraklar, eşsiz sahiller, turkuaz renkli denizler, kirletiliyor, yok oluyor…
Nedense, maden (altın-kömür vd.) aramaları hep ormanlık alanlarda ve tarihi geçmişi olan dağlarda yapılıyor. Yangınlar, deniz kenarındaki ormanlarda çıkıyor. Bu bir rastlantı mıdır? Tam olarak bilmiyorum, talan edilen yerlerden birkaç örnek verirsem siz ne demek istediğimi anlayacaksınız…
Kaz dağları: Antik dönemdeki adı İda dağı. Eşsiz doğa güzelliği, şifalı suları, endemik bitkileri ile bir Dünya cenneti. Bu cennet antik dönemlerde ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yerdir. Paris’in seçici olduğu yarışmaya tanrıçalar, Hera, Athena ve Aphrodite yarışmacı olarak katılmıştır. Sarıkız efsanesi de bu dağlara aittir. İşte bu cennet, altın çıkarmak için yok ediliyor, değer mi?
Hitit fırtına tanrısı Teşup’ un zirvesinde oturduğu Latmos dağları, İ.Ö. 10.000 yılına tarihlenen mağara resimlerine sahiptir. Ay tanrıçası Selene ile çoban Endymion’un aşklarını yaşadığı bu dağlar. Feldspat ve kuvars madeni çıkarmak için yok ediliyor, değer mi?
Yatağan ve Milas ormanları termik santrallara kömür temin etmek için yok ediliyor. Halk ve köylü Akbelen ormanına sahip çıkıyor. Karşısında güvenlik güçlerini buluyor. Türkiye’nin dört bir yerinde doğa katlediliyor…
Akbelen ormanları, Karia bölgesindedir. Bölgenin her yerinde antik kalıntılar vardır. Çok kısa süre kullanılacak kömür için, Milas’ın akciğerleri ormana kıymaya, tarihi yok etmeye değer mi?
Kuzeye çıkalım, Karadeniz bölgesinin, zümrüt ormanları, berrak çayları, dereleri, çay ve fındık bahçeleri HES, RES, otoyol ve yaylalara yazlık ev yapmak için yok ediliyor. Doğanın dengesi bozuluyor, artık derelerinden berrak sular akmıyor. Alabalık yaşamıyor…
O dağlarda bulunan endemik çiçeklerden arıların topladığı polenlerden oluşan bal, dünyanın başka hiç bir yerinde yok! Bu güzelim yeryüzü cennetini, para ve rant için yok etmeye değer mi?
Yeraltındaki altın, kömür, jeotermal akışkan ve diğer madenler sınırlıdır. Talan edilen alanların toprağı ölür ve yüz yıldan sonra ancak kendine gelir. Örnek mi? İstiyorsunuz Almanya’nın Ruhr vadisinin öyküsüne bakın!
İklim krizi nedeniyle artan hava sıcaklıklarını dengeleyen, yağışların sele dönmesini önleyen, su döngüsünü sağlayan yeni ormanlara gereksinim var. Orman yoksa su olmaz, canlı yaşam yok olur. Orası artık çöldür…
Canlıların yaşamlarını sürdürmesi için paraya, kömüre, altına, madene, jeotermal akışkana değil, temiz suya, bol oksijene, kirlenmemiş toprağa ortamın nemini ve ısısını düzenleyen ormana gereksinimi var…