Dün dünde kaldı. Büyükşehir Belediyesi harika yılbaşı organizasyonu yaptı. Eğlenmek isteyenler için her şey vardı. Kar yağdı şaşkın bakışlarda. Aydın’a kar yağıyordu az mı yani ? Çocuklar kardan adam yapmak, büyükler kartopu oynamak istediler . Hatıra fotoğrafı çektirenler eski kartpostallardaki omuzlarında kar taneleri olan insanlara benziyordu. Ben de onların arasındaydım. Saçlarım kardan beyazlamış gibi poz verdim. Son zamanlarda öyle çok fotoğraflarımız oluyor ki, geçmişte fotoğrafçıda verilen pozlar siyah beyaz fotoğraflar günümüze kadar kendini korurken şimdi “nasıl olsa bedava, çek, paylaş, sonra sil unut!” yapıyoruz. Telefonlarımızın hafızalarında yer açıyoruz sürekli. Anı yakalamayı böyle algılıyoruz.
Atatürk kent meydanında müziğin ritmiyle bir adamı su üstünde dans ettiren dj ,arada yükselen alevlerle gösterisini kusursuz yerine getirmeye çalışan görevli , havadan görüntü alan dronlar, karınca misali sağa sola gidip gelen insanlar renkli görüntülerden sadece bir kaçı.
İster sevin ister sevmeyin benim için Aydın şehri güvenli bir şehir. İnsanın kendini güvende hissetmesi özgüvenini de arttıran etken. On yıl önce sağlık nedeniyle gittiğim İstanbul ve işim nedeniyle seminerler verdiğim onca şehirden sonra Aydın’a geri döndüm. Bu şehir,yalnız yaşamaktan korkmadığım şehir.Neyse,
31 Aralık akşamı Saat 22.00 de bayrağın altında buluşmak üzere kararlaştırdığımız halde arkadaşlarım henüz gelmemişti. Onlar gelinceye kadar kalabalıkta dolaşmaya başladım . Gecenin son saatlerinde memuru,emeklisi, öğrencisi, fakiri, simitcisi, gazozcusu, evlisi, bekarı, köftecisi, fıstıkçısı, baloncusu, uzaktan geleni, yakında oturanı hepsinin aklında ( görebilmek mümkün olsa )kimbilir hangi hayaller geçiyordu. Gökyüzünde ay hilal, yıldızlar uzaklara kaçmıştı . Bu akşam ağaçlar yıldızları kıskandırmak istercesine ışıklandırılmıştı. Hayaller bol ışıklar altında gerçekleşir miydi ? Önce kollarımı uzatıyorum geceye doğru. Kalabalıktan uzaklaşıp derin nefes alıyorum. Bayram ediyor organlarım. Hava bedava nasıl olsa. “Deliler bedava yaşar “Kulağımda bu söz kalmış ama söyleyeni hatırlamıyorum.Benim ilk öğrendiğim bedavalar “ dilek tutmak, hayal kurmak, dua etmek”. Çocukluğumdan bu yana sağa sola bol keseden üçünü de dağıtırım.
Bu akşam yeni yıl, gülmemiz için bir sebep. Gülmek sağlığımızın mimarıymış. Bağışıklık sistemimizin temelleri ona bağlıymış Temelin sağlıklı olması için önerilen bol kahkahalı yaşam. Kahkahanın bu kadar güçlü ilaç üstelik bedava olduğunu ne yazık ki birkaç yıl önce öğrendim.
Gökçe sahnede ordan oraya koşuyor. Bir küçük kız sahneyi görmek için havuzun kenarına çıkmaya çalışıyor.Korkudan ayakları üzerinde yükselemiyor. Tekrar deniyor. Annesi kolundan tutup yardım ediyor. Yine korkuyor. Birkaç denemeden sonra vazgeçiyor.Ben müzikle sallanıyorum, arada hızlanıyorum. Etrafımdaki öğrenci kızlar önce bakıyor sonra birlikte kol kola şarkı söylüyoruz. Erkek arkadaşları yaşımı sormuyor nazikce “teyze, annem senden genç olduğu halde oynamaz.” diyor. Ona “korkuyordur” diyorum. Evet, korkularımız yapmak istediklerimizin önünde koca bir kara çalı. Korkularımız, hayatta kalma içgüdülerimiz tarafından çocukluğumuzda var edildi. Her şeyde birileriyle mukayese ettiler sonucu söylediler. Beğenilmemekten korktuk. Korkularımız giderek çoğaldı. Tıpkı elbise dolabımızdaki tıka basa giysilerimiz gibi. Nasıl dolap temizliği yapıyorsak korkularımızla yüzleşip onların da temizliğini yapmak gerek. 2020 yılı işe yaramayan ne varsa atma zamanı .
Bedavaların içinde; dans etmek, sevmek daha çok sevmek , aşk da var. Aşk, zemheride uçan bir kelebek olmak” demiş Ergün Altan. Bir okuyucusu “ama kelebeğin ömrü üç gün” deyince “zaten hayat da üç gün” diyerek özetleyivermiş. Üç günlük ömür için kutladığımız yeni yılda doğmasını istediğimiz fikirlerimizin, rüyalarımızın, projelerimizin, beden sağlığımızın ,canımızdan can bir çocuğun tohumunu atarız. İçimizdeki ben bütün bu istekleri sarar sarmalar. Kalbimiz onların dünyaya gelişini görmek ister. Canımızdan can kanımızdan kan bizim benzerlerimiz için verdiğimiz emek, koruma , güven nasılsa attığımız tüm tohumlar için de aynı olmalı.Çünkü ,kalbimizde birer yeni doğan bebektir onlar.Doğumun gerçekleşmesi için projelerimizin, yaratıcılığımızın, yeni mesleklerin ihtiyaçlarına odaklanmalıyız. 2020 yılında onların gerçekleşmesi için cesurca adımlar atma vakti.
Odaklanmak bizi korkularımızdan kurtarıp ,özgürleştirir. İşte o zaman sen kendindeki değişimi görür,yolunda ilerlersin.
Yeni olan bir yıl sizi değiştirmez,sizi değiştirecek olan :yeni bir düşünüş biçimi ve yepyeni bir bakış açısıdır.-Diamon Eros-
Mutlu yıllar…
havvacetintuk@gmail.com