Bi̇r Seki̇z Mart Daha Geçti̇!

Mart 9, 2020

8 Mart, Dünya ulusları için emekçi kadınları anma ve dayanışma günüdür. Ülkemizde “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nde içeriği tam olarak anlaşılmadan coşkuyla, hamasi nutuklar atılarak anma programları düzenlenir. Meydanlarda, salonlarda günün anlam ve önemini anlatan nutuklar atılır, söyleşiler yapılır…

Öncelikle 8 Mart neden “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul edilmiştir? Bunu bilmemiz, 8 Martta yapacağımız etkinliğin ne olduğunu anlamamız için gereklidir. New York kentinde kadın emekçiler ağır çalışma koşullarına ve 10 saatlik çalışma süresine karşı çıkmış ve kapitalizme başkaldırmış, iş bırakma eylemine başlamıştır…

Kadın işçilerin iş bırakım eylemi devam ederken, 8 Mart, 1857 tarihinde kapitalistlerin adamları tarafından çıkarılan yangında 129 emekçi kadın yanarak hayatını kaybetmiştir. Kapitalizm, yaptığı katliamı unutturmak, dikkatleri başka yöne çekmek için 8 Mart’ı kutlama günü kabul ettirip, kadın emekçilerin şanlı direnişini sulandırmaya çalışmıştır…

Kadının sahip olması gereken sadece, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, seçme ve seçilme hakkı değildir elbet. Kadın her şeyden önce insandır ve insan olarak doğuştan sahip olduğu, devredilmez, vazgeçilmez, geri alınamaz haklara sahiptir.

Kadim tarihe baktığımızda Anadolu’da yaşamış, uygarlık kurmuş Hititler, “babaerkil bir aile yapılanmasına sahip olmalarına rağmen, erkek ailede mutlak hâkim değildir. Kadının insan olmasından kaynaklanan hakları ve serveti belli ölçüde yasalarla korunmuştur.” (1)

Kadim Türkler ve Anadolu halklarının yaşamında, geleneklerinde ve töresinde kadın kutsaldır, kadın anadır, kadın evin direğidir. Kadın çocuklarının eğitmeni ve öğretmenidir. Evin her işiyle ilgilenir, eriyle birlikte tarlasında çalışır ve yaşamı paylaşır, gerekirse yurdu, ailesi için silaha sarılır ve savaşır…

Türk soyundan olan Sümerlerde kadın, günümüz kadınlarının kullandığı tüm haklara ve özgürlüğe o sahipti. Öyle ki, “Sümer kadını ticaret yapabiliyor, iş yeri açabiliyor, borçlanabiliyor, borcu için senet dahi düzenleyebiliyordu.” (2) Eve kapatılması, sosyal yaşamdan dışlanması söz konusu değildi…

Uygur Türklerinde , “kadına saygı göstermek en başta gelen görgü kuralı idi. Kadın, erkeğin sahip olduğu tüm haklara sahipti ve onun eşiti idi. Kadına; hatun, işi, konçuy, kraliçe, prenses gibi asil isimler verilirdi…” (3)

Anadolu tarihini incelediğimizde Hititler dışındaki kadim kent devletlerinin de kadın haklarını koruduklarını, okuttuklarını, bunun için yazılı yasalar yaptıklarını ve kadına saygı gösterdiklerini görürüz…

Hitit yasaları evlilik, boşanma, velayet kurumunu ve mal ortaklığı rejimlini bu gün uyguladığımız kurallara benzer şekilde düzenlemiştir…

Kadim Anadolu halkları arasında kadın-erkek ayrımı, haremlik selamlık uygulaması yoktur. Kadın-erkek ayırımı ve harem uygulaması, kadının sosyal hayattan dışlanıp eve kapatılması ilk önce batıdan geldi. Grekler (Yunanlılar) Batı Anadolu’yu sadece silahla değil kültürleriyle de istila ettiler…

Yunanlılar, Anadolu adetlerinde, göreneklerinde ve yasalarında hiç olmayan kadın erkek ayrımını Anadolu’ya getirip yerleştirdiler. Onlardan sonra Anadolu topraklarına hâkim olan devletler ve Hristiyanlık, kadını sosyal hayattan tamamen dışladı…

Kadını sosyal hayattan dışlanması Osmanlı imparatorluğu döneminde özellikle kentlerde devam etti. İslam hukuku Şeriat’ın uygulandığı Osmanlı İmparatorluğunda yaşamış ünlü hukukçulardan Şeyh Bedreddin, Camiu’l-Fusüleyn adlı kitabında “Kadından Kadı olabileceğini ve bazı konularda hüküm verebileceğini,” (4)Kabul etmiş, ancak Teshil adlı kitabın Talak (boşanma) bölümünde kadına boşanma hakkı dahi tanımamıştır…

Türk kadınının sosyal hayata katılımını sağlayan, insan olmasından kaynaklanan haklarını tanıyan Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet rejimidir. Türk kadınının, eski çağlarda olduğu gibi tekrar sosyal hayatta yerini almasını, erkeklerin çalıştığı her iş kolunda çalışmasını, eğitici ve öğretici kimliğini üstlenmesi için gerekli tüm yasal düzenlemeler yapılmış ve hayata geçirilmiştir. Türk kadınına düşen görev, insan olmasından kaynaklanan ve yasayla tanınan haklarından asla vazgeçmemesi, koruması, elinden almak isteyenlere karşı koymasıdır. Sekiz Mart o zaman gerçek anlamını bulacaktır.

KAYNAK:

1-A. Muhibbe Darga Anadolu’da Kadın. S. 188

2-Muazzez İlmiye Çığ, Ortadoğu Uygarlık Mirası 1. S. 199   

3-İlhan Akbulut, Türk Hukuk Tarihi. S. 57

4-Şeyh Bedreddin, Camiu’l-Fusüleyn. S. 68 vd.

Yorumla

Your email address will not be published.