Bilginler, düşünürler insanın mutlu, huzurlu, sağlıklı ve refah içinde kardeşçe bir arada yaşaması için gelecek tasarımları yaparlar. “Çoğu zaman, kendilerine göre örnek bir toplum düzeni ortaya koyarlar; ama düzenin hayata nasıl geçirileceği üzerinde hiç durmazlar. Tasarladıkları yapının uygulamasını düşünmezler. Siyaset ve gelecek bilimi olası süreçleri tartışır, düşünürlerin ortaya attıkları düşüncelere modeller oluşturur, onları uygulamaya çalışır…” (1)
Bu anlatım size ütopya olarak gelebilir. Geçmişe baktığımızda ütopya olmadığı imparator, kral, padişah veya adına kapitalizm denilen bir yapılanma tarafından insanı köleleştirmek için kullanılan bir araç olduğunu görürüz…
Yazılı tarihte bu yapılanmanın ilk örneğini Hamurabi kanunlarında görürüz. Hamurabi bu yasaların kendisine tanrı tarafından verildiğini iddia ederek kendisinin seçilmiş kişi olduğunu açıklamıştır.
Semavi dinler insanın mutluluğu ve refahı için herkese eşit uygulanacak kurallar koydu, ilahi yasa getirdi. İlahi yasaya göre insanlar, “Tanrının eşit kullarıdır.” Getirilen yasa ne yazık ki, egemenler tarafından kendi lehine kullanıldı ve sömürü aynen devam etti…
Kendilerini kutsallaştıran egemenler, halka adalet dağıtmak yerine onların emeğini sömürdü. Emirlerindeki yargıçlar, adalet dağıtacakları, eşit davranacakları, yasayı uygulamak yerine güçlünün hukukunu uyguladı…
Devletin üst kademesinde görev alanlar, “Tanrı’nın halk arasından birisini seçerek onu hükümdarlara yaraşır bir takım özelliklerle donattığını” (2) Söyleyip devlet başkanlarını kutsallaştırmaya devam ettiler…
İnsan, öteki dünya hayali ile uyutulup insanlığından çıkarıldı. Yardımlaşma, insana saygı, büyüğün küçüğü sevip esirgemesi, küçüğün büyüğü sayması, doğayı ve canlıları koruma, hırsızlık yapmamak, yalan söylememek, komşusu açken tok yatmamak gibi değerler unutturuldu…
Sanayi devrimi ile birlikte insanı sömürme ve dönüştürme görevini Kapitalizm devraldı. Kapitalizm, işi o hale getirdi ki, milyarlarca insanın kendi çizdiği kurallara göre yaşamasını, her istediğini yerine getirecek köleler olması istemeye başladı. Bu amacı için teknolojiyi kullandı…
Dünyayı esir alan korona virüs, bilginlerin, aydınların binlerce yıldır anlattığı ve kabul ettiremediği gerçekleri insana yaşayarak öğretti…
İnsanın sanıldığı gibi güçlü değil, yok edici bir canlı olduğunu, gözüyle göremediği bir Virüs karşısında ne kadar aciz kaldığını gösterdi.
Gözünü para hırsı bürüyenlere, doğayı para olarak görenlere, amacına ulaşmak için yok edenlere, insanı sömürenlere kendilerinin de insan olduğunu hatırlattı. Amaçsız insanları birleştirdi…
Paranın yenmeyeceğini, özgürlük olmayınca bir anlam taşımadığını, insanın doğayla dost olmasının şart olduğunu gösterdi.
Canlıların oksijene olan ihtiyacını, onsuz yaşanmayacağını, bedava oksijen üreten ormanları yok etmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
İnsana, soyunu devam ettirmek istiyorsan doğayı koruyacaksın, havayı, suyu, toprağı kirletmeyeceksin! Dedi.
Salgının ancak adına tıp denen bir ilimle önleneceğini, hastalıkların iyileşeceğini, ilim adamlarına, doktorlara iyi bakılması, saygı gösterilmesi gerektiğini öğretti.
Komşusu açken tok yatılmayacağını, CHP’li belediyeler tarafından sokağa çıkamayan vatandaşlara verilen gıdaların “haram olmadığını” aksine bu yardımları yapmanın belediyelerin görevleri arasında olduğu için helal olduğunu hatırlattı.
Lafla peynir gemisinin yürüyemeyeceğini, “İnsan eliyle yapılmış yasaların yanında insan eliyle yapılmayan doğal yasalar olduğunu” (3) görmemizi sağladı.
İnsanın sadece teknolojiyle huzura kavuşmayacağını, kullanılan teknolojinin doğaya uyumlu olması gerçeğini anımsattı.
İnsan olduğumuzu tekrar hatırladığımız bu günlerde yaşama geçirdiğimiz iyiliklerin salgın sonunda da aynen devam etmesini umuyorum
KAYNAK:
1- M. Özgür Ersan Anadolu’da Devrimci İsyanlar. S.8
2-Nizamü’l-Mülk, Siyasetname. S.11
3- Friedrich A. Hayek, Hukuk, Yasama Ve Özgürlük. Montesquieu’nün sözlerinden alıntı.