Çevre İçi̇n ‘Yarin’ Çok Geç (1)

Mart 12, 2025

HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ ve HİÇ KİMSE yola çıkar…
Yapılması gereken bir iş vardır.
HERKES, BİRİSİ’nin bu işi yapacağından emindir.
HERHANGİ BİRİ’ si bunu yapabilirdi.
Ama HİÇ KİMSE yapmadı…
BİRİSİ bu duruma fena öfkelendi.
Çünkü o HERKES’ in işiydi…
HERKES, HERHANGİ BİRİ’nin bu işi yapacağını düşünüyordu…
Sonunda…
HERHANGİ BİRİ’nin yapacağı işi, HİÇ KİMSE yapmadığı için, HERKES BİRİSİ’ni suçladı…

ÇEVRE KAVRAMI VE TOPLUM, EKONOMİ İLE İLİŞKİSİ

Çevreyi, canlı türlerinin zaman içinde kendi varlıklarını devam ettiren, ekolojik ve biyolojik şekilde canlıların birbiri ile aktif bir şekilde ilişkilerini sürdürdüğü ortam olarak tanımlayabiliriz. Canlı varlıklara ek olarak cansız varlıklar ve iktisadi üretim faktörlerinden doğal kaynaklar da çevre tanımlamasının içindedir. 

İnsanoğlu var olduğundan bu yana çevre ile etkileşim halinde olmasına rağmen, çevre sorunları ilk olarak sanayi devriminden sonra başlayan bir süreç olarak karşımıza çıkar. Çevre sorunları artış gösterirken, 2. Dünya Savaşı’nın başlaması ile bu sorunlar engellenemez boyutlara ulaşır.

‘’Little Boy’’ ve ‘’Fat Man’’ buna en çarpıcı iki örnektir. Türkçe karşılıkları ‘’Küçük Oğlan’’ ve ‘’Şişko Adam’’ anlamına gelen bu söylemler sempatik gelse de sizi şaşırtmasın. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan iki atom bombasına verilen isimdi bunlar. Kapitalizm, katlederken bile espri yapabiliyordu! Nükleer patlama toplamda iki yüz elli binden fazla insanın hayatına mal olurken, çevreye olan zararları on yıllara taşınmıştı. 

26 Nisan 1986. Sovyetler Birliği. Pripyat şehrinde bulunan Çernobil Nükleer Santrali’nde bir patlama yaşandı. Nükleer sızıntı, ülkede ve komşu ülkelerde çevre sağlığı açısından büyük endişe yarattı. Kaza, Ölçeğine göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazalardan biriydi ve Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğinde en yüksek sınıflandırma oranı olan yedi ile ölçeklendirilmişti. Patlamanın ardından radyasyona karşı halka güven vermek için kameralar karşısında çay içen dönemin Sağlık Bakanının kanserden öldüğünün öne sürülmesi ise oldukça manidardır!… 

Maliyet ve kayıplar açısından ve çevreye verdiği zarar itibarı ile bu sınıfta ölçeklendirilen tarihin en kötü diğeri nükleer kazası ise 2011 yılında meydana gelen Fukuşima I Nükleer Santrali kazasıdır.

Sanayi devrimini uygulayan ülkeler kalkınmanın ilk aşamalarında çevreye verilen zararları göz ardı etmiştir. Oysa önü alınamaz bir şekilde artış gösteren çevre sorunları en başından itibaren ülkeler tarafından kalkınma ve büyüme sürecine zarar vermeyecek planlı ve programlı bir şekilde kontrol altına alınmış olsaydı; bugün, çevre hakkında karar verici devletlerin, “laissez-faire” yani ‘’bırakınız yapsınlar’’ sistemli işleyişi bu kadar egemen olmazdı.

İnsanlar doğal kaynakları hiçbir zaman bitmeyecek gibi kullanıp hayatını sürdürmeye yüzyıllardır devam etmekte. Bu felsefede yaşayan, üreten ve tüketen insanoğlu; bu yaptıklarından dolayı küresel iklim değişikliğine, sera gazı üretimine, katı atıkların çevreyi kirletmesi gibi çeşitli şekillerde ve çoğu zaman da kalıcı çevresel sorunlara neden olmaktadır. Sera gazı salınımlarının küresel bir sorun olması nedeniyle tüm ülkelerin ve insanların etkisi bulunmaktadır. Çevre sorunları hiçbir zaman sadece bir ülke ya da bir toplumun neden olduğu bir sorun olarak gösterilemez.

Çevre, insanoğlunun yaşamını sürdürmesi için gerekli olan ısı, faaliyetler için enerji, konut ve kâğıt ürünleri için ahşap ve sağlıklı yaşam için besleyici gıda ve temiz su gibi temel gereksinimlerinin sürekli tedarikçisi olması nedeniyle, insanoğlu doğrudan çevreye bağımlıdır. Yemek yerken, bir şeyler içerken ve nefes alırken çevre ile sürekli etkileşim halinde enerji ve madde alışverişi sağlanır. Ayrıca doğa verdiklerinin yanı sıra atıklarımızı dönüştürmekte ve iklim istikrarıyla birlikte; ultraviyole, radyasyondan korunma gibi yaşam destek hizmetleri sunumu yapmaktadır.

Ekonomik faaliyetler çevreyle ilişkili olarak devamlılık gösterir. Ekonomik faaliyetlerin çevreye duyarlı bir şekilde yapılması, ekolojik sistemin kendini yenilemesi için gereklidir. Çevre sorunları, sanayii üretiminin başlamış olduğu zamanlarda, ekonomik sistemin faaliyet potansiyeli ile ekolojik sistemin yenileme arasındaki farkın açılıp artmasından dolayı ortaya çıkmıştır. Çevre kirlenmesine neden olan üretim ve tüketim faaliyetleri esnasında atıklar ve emisyon salınımının olumsuz sonuçlarını önlemek veya azaltmak için sorunun kaynağını bilmek oldukça önem arz eder. Tükenebilir kaynaklar ve tükenebilen bu kaynakların kullanımı, çevre, çevrenin kalitesi ve gelecek nesillerin yaşam kalitesi adına büyük önem taşır.

1960’lardan bu yana aranan çözüm arayışları birçok uluslararası toplantı ve konferanslarda tartışılmış, çevreye verilen bunca zarardan sonra ortaya birçok çözüm önerileri atılmıştır. Bunlardan biri olan sürdürülebilirlik kavramının temeli doğal kaynakların kullanılmasında verimliliğin arttırılması, ortaya çıkan atıkların olabildiğince azaltılması, kullanılan kaynakların geri dönüşümünün sağlanmasıdır. Sürdürülebilirlik kavramı 19.yüzyılın başlarına kadar literatüre girmemiş, bu dönemlere kadar insanlar çevreye yeterince önem vermemiştir. Genel olarak sürdürülebilirlik kavramının; ekonomi, siyasal, politika, sosyal adalet, çevre, hukuk ve işletme alanlarında kullanıldığı görülür. Bunun yanı sıra demokratik bir yaşam, hak ve özgürlükleri içinde barındıran bir kavram olarak da tanımlanabilir. Sürdürülebilirlik kavramı literatüre ilk girdiğinde ilk olarak ekonomik açıdan ele alınmıştır.

Genel olarak yapılan toplantılar teorik olarak arzulanan çevre düzeninin nasıl olması veya çevre sorunları çözümlerinin neler olması gerektiği konularının tartışılması ile sınırlı kalmış, çıkan sonuçlar genellikle ülkeleri bağlayıcı tedbirler yerine alınan yüzeysel kararlar ve öneriler şeklinde sonuçlanmıştır. Ne yazık ki bu tür yüzeysel kararların çevre sorunlarının çözümünü ötelemekten başka bir faydası olmamıştır.

Ülkelerin kendi iç dinamikleriyle oluşturulmuş ve işleyen bir maliye politikalarının olması Dünya’nın ortak bir çevre politikası oluşturulması önünde bir nevi engel gibi durmaktadır. Fakat her türlü olumsuzluğa rağmen ortak çevre politikasının araçları ve amaçları objektif bir şekilde belirlenmeli, yaptırımları açıkça belirtilerek, teoride kalmayacak şekilde uygulanmalıdır. Kabul etmeyen ülkelere de bu anlamda zorlayıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Ülkelerin kendi çıkarları için değil çevre çıkarları kapsamında değerlendirme yapması gerekir. Yerel olarak başlayıp, küreselleşen ve birçok ülkenin dahil olmasıyla gelişen bir kavram olan çevresel sürdürülebilirliğin rolü, eylemlerde, planlarda, toplantılarda, zirvelerde daha net başlıklar halinde netleştirilmeli uygulanabilir hale getirilmesi sağlanmalıdır. Bu ise ancak ve ancak yaptırımları olan uluslararası kararlar ile yapılabilir.

İnsanoğlunun, çevre yapısındaki bozulma üzerinde nasıl etkisi olduğunun kanıtı olarak COVID-19 salgınında uygulanan sokağa çıkma yasağı sürecini örnek gösterebiliriz. Sokağa çıkma yasağı uygulanmasıyla çevre kendini toparlayarak düzeltme eğilimi göstermiştir. UNEP 2020 raporunda COVID-19 salgını sebebiyle zararlı gazların emisyonunda azalma meydana geldiği belirtilmiştir.

Avrupa ağırlıklı yayın yapmakta olan Euronews’in ‘’Covid-19 pandemisinin çevre üzerine etkisi oldu mu?’’ başlıklı haberinin içeriğinde, Sntinel-5P uydusundan alınan görüntüler Fransa ve İtalya’da nitrojen dioksit hava kirliliği seviyelerinin nasıl düştüğünü gösterdiği belirtilirken, bu sürecin kısa vadeli olduğunun unutulmaması ve gerekli tedbirlerin alınmaya devam edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

BİR SONRAKİ BÖLÜM (ıı)

ÇEVRE SORUNLARININ ÇÖZÜM ARAYIŞLARINDA YERELDEN KÜRESELE GEÇİŞ, ÇEVRE SORUNLARI VE ÇEŞİTLERİ

Yorumla

Your email address will not be published.