Büyük Menderes Havzasında yaşayanlar çok şanslı. Dünyanın en güzel iklimine sahip, en iyi ürünlerin yetiştiği, bereketli topraklarda yaşıyorlar. Havzanın değerini biliyorlar mı? Diye sorarsanız, çoğunluk bilmiyor derim. Bilselerdi Büyük Menderes Nehrinin sularının kirletilmesine, kurumasına, ormanlarının yok edilmesine, tarım topraklarının zehirlenmesine izin vermez sahip çıkarlardı…
Bilim insanları, çevreciler, fosil yakıtların ve sera gazlarının kullanılmaya devam ettiği, ormanların yok edildiği süre; insanın, canlıların; su ve temiz havaya ihtiyacının artacağını, gıda ve su sıkıntısı ile karşı karşıya geleceğini, canlı yaşamının tehlikeye gireceğini söylüyorlar…
Bilim insanları, yıllardır her türlü engelleme ve zorluğa karşın yaklaşmakta olan tehlikeyi anlatmaya, yetkilileri ve halkı uyarmaya çalışıyorlar. İklim krizinin devam etmesi halinde insanlığı bekleyen altıncı yok oluşun, geri dönülmez noktasına çok yaklaştığımızı, canlı yaşamın, özellikle insan soyunun tehlikede olduğunu kaç kişi biliyor ve ciddiye alıyor! Bazıları altıncı yok oluş diye bir şeyin olmadığına, söylenenlerin uydurma olduğuna inanıyor…
Dünya canlı yaşamını ve insan soyunu kurtarmanın yolunun artan ısıyı durdurmak olduğunu anlayan uluslar, fosil yakıt kullanımın önce sınırlandırılması, sonra tamamen terkedilmesi, Co2 ve sera gazlarını yok eden ormanların korunması için “Paris İklim Sözleşmesini” kabul ettiler. Sözleşmeye imza koyan devletlerin taahhütlerini yerine getirip getirmediği 2023 yılında anlaşılacaktır…
İnsan, rahata çok kolay alışır, alıştı mı da kolay kolay vazgeçmek istemez. Kendisinden özveri isteyenlere bin bir neden gösterip karşı koyar, özveride bulunmaz. Alıştığı rahatlığın bir bedeli olduğunu unutur. Bedelin, gelecek kuşaklar ve Dünya canlı yaşamı için çok ağır olacağını düşünmez, düşünmek istemez.
Bu gün, uygarlığın bütün nimetlerinden paramız olduğu kadar yararlanıyoruz, bu bizim insan olarak hakkımız. Ancak rahatımızı, refahımızı sağlayan uygarlığın, ne pahasına oluştuğunu hiç düşündünüz mü?
Evimiz, arabamız, yatımız, hatta uçağımız var. Yaz sıcağında serinlemek için denize girdiğimiz, güneşlendiğimiz deniz kenarındaki oteller ile yazlık evlerimiz var. Otellerin ve yazlıkların yapıldığı alanlarda öteden beri yaşayan canlıların yerinden edildiğini, ne kadar ormanın ya da tarım alanının yok edildiğini biliyor musunuz?
Bol para kazanmak, rahat, huzur içinde sağlıklı yaşamak istiyoruz, bunun için sadece kendimizi düşünüyoruz. Dünyanın ve doğanın sadece insana ait olduğunu sanıyor, canlıları görmezden geliyoruz. Size yaşadığımız kentten bazı örnekler vererek nerede yanlış yapıldığını anlatayım…
Anadolu’nun tarım ve turizm kenti olan Aydın’ın bereketli toprakları, RES, HES, JES, Feldspat ve kuvars madeni aranması, çıkarılması nedeniyle ormanları, su kaynakları, deniz kıyılarına kurulan turizm amaçlı oteller, tatil köyleri ve yazlık evler ile tarım alanları işgal edilmekte, denizler balık çiftliklerince kirletilmektedir…
Yazlık konutlarımızda doğal dengeyi düşünmeden rahat, sakin ve sessiz yaşamak isteriz. Rahatsız edeceğini düşündüğümüz karasinek, sivrisinek, sarıcaarı, eşekarısı gibi kanatlı hayvanları çevremizde asla görmek istemeyiz. Domuzların çöpleri karıştırmasından, çakalların ulumasından, baykuşların çığlıklarından, kargaların seslerinden, evimizin çatısına yuva kurmak istemelerinden rahatsız oluruz. Onları etrafımızda, yaşadığımız alanda istemeyiz. Oysa onların ev sahibi bizim işgalci olduğumuz gerçeğini unuturuz…
İkinci Dünya savaşı sonrası köyden kentlere yoğun göç yaşandı. Sahil kentlerinde turizm geliri elde etmek amacıyla birinci sınıf tarım topraklarına ve ormanlık alanlara turistik oteller, tatil köyleri kuruldu. Oysa “Turistlerin çoğunluğu, Ege ve Akdeniz’in turkuaz renkli denizi görmek, hissetmek, yüzmek, yöre bağlarından üzüm, zeytinliklerinden zeytin yemek, şarap içmek, yerel yiyeceklerinden tatmak, antik kentlerini görmek, köylerin huzurlu yalnızlığını çıkarmak ” (1) için geldikleri gerçeği unutuldu…
Otellerin, tatil köylerinin etrafındaki köylerde yaşayan, köylüler, çiftçiler, balıkçılar, turistlerin tatmayı arzuladığı meyve ve sebzeleri yetiştirir, şarapları üretir, balıkçılar balıkları temin eder. “Turistler, yöre insanının yaşam tarzını, yaşadığı alanın doğal yapısını, barınma ve alt yapı ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını görmek ister.” (2) Oysa doğaya aykırı olarak tarım topraklarını, ormanları ve canlıları görmezden gelen bir yapılaşma doğal dengeyi bozar. Turist doğal dengenin bozulmasını istemez…
Büyük Menderes Havzası, antik kentleri, tarihi ve doğasıyla ender bölgelerindendir. Bölgenin tarihi, antik kentleri, turizm ve tarımdan elde edilecek gelirleri, yerin altındaki doğayı yok etme olasılığı olan değerlerden çok fazladır…
KAYNAK:
1-James H: S. McGregor, Tarih Öncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa. S.307
2-Age. S. 308