21. yüzyılda teknoloji çok hızlı gelişiyor, kısa sürede yeni buluşlar, makinalar yapılıyor. Uzay ve gezegenler kapı komşumuz oldu. İnsan, yeniliklere, hazıra, terlemeden kazanmaya, refah içinde yaşamaya çok çabuk alışıyor. Alışkanlıklarından kolay vazgeçmiyor. Türk’ün son vatanı, düşmandan kurtarılırken, Cumhuriyet kurulurken yaşanan zorlukları, özverileri, Cumhuriyetten önce halkın ve köylünün yaşamını bilen, tarihini okuyan, sorgulayan çok az insan var…
Bu hafta cumartesi günü, Cumhuriyetin ilanının, 99. Yılını, Cumhuriyetin değerini bilenlerle ve coşkuyla kutlayacağız, kutlamalıyız. Cumhuriyet rejimine ulus ve birey olarak borçluyuz? Benim kimseye borcum yok! Diyenleriniz elbette olacaktır. Borçlu olup olmadığımızı ya da neden borçlu olduğumuzu gelin birlikte araştırıp, soruşturalım, kafa yoralım, geçmişimizi, geçmişte yaşananları, bu günlere nasıl gelindiğini kurcalayalım:
Her şeyden önce bu günkü çağdaş yaşantımızı, refahımızı Cumhuriyet idaresine borçluyuz, neden mi? “İnsan yaşamı sınırlıdır. Asıl olan, gelişmiş, kalkınmış bağımsız, özgür, hukuka inanmış bir devlet ve çağdaş bir ulus olarak sonsuza kadar var olabilmektir.” (1) Bunun yolu; üniter devlet yapısını korumak, bilime inanmak, eşitlikten, özgürlükten ödün vermemek, hukukun üstünlüğünü kabul etmek ve devletin adil olmasından geçer. İşte Cumhuriyet bunu sağlamıştır. Nasıl mı?
Türk ulusu, özellikle Anadolu köylüsü, Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmeden önce reaya idi. Köylü, “Osmanlı Padişahının gözünde hiç bir hakka ve özgürlüğe sahip değildi. Kayıtsız şartsız padişaha tabi olmak, çalışmak, üretmek, çağrıldığı zaman askere gitmek, gayrimüslimse dinini değiştirmemek, Müslüman’sa Sünni olmak zorundaydı. (2) Cumhuriyet, tüm insanları eşit ve özgür vatandaş olarak tanıdı…
“Aslında Osmanlı imparatorluğunda iki kültür vardı: Birincisi seçkin kültürü, ikincisi halk kültürü. Bu iki sınıf arasında hemen hemen hiç etkileşim yoktu. Bu yüzden, alt sınıf ile yönetici sınıf arasındaki uçurum toplumsal ve siyasal boyutları aşarak, kültürel bir nitelik kazanmıştı.” (3)
Ülkedeki okullar, öncelikle seçkinlerin çocuklarının okumasına açıktı. Halktan birinin özellikle köylü çocuklarının okuması, Tanzimat Fermanına kadar hemen hemen olanaksızdı…
Anadolu köylüsünün kaderi tarım devriminden bu yana hemen hiç değişmedi. Bütün devletler, köylüyü üretim aracı, vergi ve asker kaynağı olarak gördü. Köylü okutulmadı, cahil bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğunda “köylü çocuklarının okuması Sipahinin iki dudağı arasındaydı. “ (4) Her isteyen okula gidemez, tahsil göremezdi…
Cumhuriyet kurulmadan önce, ülkenin okuryazar oranı %8-10 iken, “”Harf Devrimi’nden önce yapılan 28 Ekim 1927 tarihli nüfus sayımında, Arap harfleri ile okuma yazma oranının erkeklerde % 17,42, kadınlarda % 4,63 olduğu görülür. Toplam nüfus içerisindeki okuryazar oranı % 10,58 olarak saptanmıştır.” (5) “1935 yılı nüfus sayımlarına göre erkeklerde % 28.3, kadınlarda 9.6, toplamda 18.7 olmuştur. (6)
Harf devriminden sonra okuma yazma oranı hızla artmaya başladı, Köy Enstitülerinin kurulması ve ilk mezunlarını vermesinden sonra daha da arttı. “1965 yılında toplamda %48. 7 ye, 1975 yılında % 61. 6 ya yükseldi. (7) Cumhuriyet, halkın okuması için her türlü alt yapıyı hazırladı. Bu çabalardan en önemlisi eğitim alanında atılan adımdı. Köylü çocuklarının okuması, aydınlanması için “Köy Enstitülerinin” kurulmasıdır. Ne yazık ki, köylüyü uyandıracak, bilinçlendirecek, devrimleri yaşama geçirecek öğretim yuvalarının ömrü uzun olmadı…
Uygarlığın, yaratılmasındaki başlıca etken dildir. Dilin gelişmesi, yabancı akımların ve dillerin etkisinden arındırılmasıyla olur. Cumhuriyet idaresi, “Türk Dil kurumunu,” Türk Dilini”, “Türk Tarih Kurumunu” tarih bilincini geliştirmek için kurarak önemli bir adım atmıştır…
Dil bilinci, Osmanlıda yeşerecek ortam bulamadı. Sarayda konuşulan, yazışmalarda kullanılan Osmanlıca denen yapay dil ile halkın konuştuğu dil ayrı idi. Halk Türkçe konuşuyordu. Türk dili ve edebiyatı Cumhuriyetle hak ettiği yeri aldı…
Cumhuriyet, kişiler arasındaki ayrımı kaldırdı, yasa önünde eşitlik kuralını getirdi. Türk köylüsünü milletin efendisi yaptı, köylü çocuklarının okumasını sağladı, Türk Ulusunu çağdaş ulusların arasındaki yerini almasını sağladı. Okuma, araştırma, sorgulama gibi bir derdi olmayan halkımızın, anlatmaya çalıştığım bu gerçekleri anlaması ve unutmaması gerekir…
Ülkemiz, Cumhuriyet idaresi sayesinde gelişmişti. İnsanımız, insan olmasından kaynaklanan haklarına kavuştu. İşte bu nedenlerle Cumhuriyete borçlu olduğumuzu unutmayalım, ona sahip çıkalım…
KAYNAK:
1-M. Tevfik Kızgınkaya, Aklın Yolu-Cumhuriyet. S. 19
2-Erdoğan Aydın, Osmanlı Gerçeği “Nizam-ı Âlem” in Gayrı Resmi Tarihi S. 276.
3- Emre Kongar, Türkiye’nin toplumsal yapısı. 3. Bası S. 86
4-Bezmi Nusret Kaygusuz, Şeyh Bedreddin Simaveni. S. 75
5-https://www.dunyabulteni.net/t-genel/osmanlida-okuryazar-orani-kacti-h466227.html
6-Emre Kongar, Türkiye’nin toplumsal yapısı. 3. Bası S. 372
7-Age. S. 374