İnsanlık için yararlı işler yapmış, insanlığın ufkunu açmış birçok insan bu dünyadan gelip geçmiştir.
Bu insanların çoğu hayatlarında kendi toplumları tarafından anlaşılamamış, kıymetleri bilinememiştir. Onların değerleri ölümlerinden sonra anlaşılmış, arkalarından ah-vah edilmiştir.
İnsanlığa yararlı bu kişilerin ortak özelliği yaşadıkları toplumun alışılmış düşüncelerine aykırı düşünmeleridir.
Onlar mal, para, pul, servet ve şöhret peşinde koşmazlar. Öldüklerinde cenazelerini kaldıracak kadar paraları olmayan çoğunluktadır. Tek amaçları insanlığa hizmet etmektir…
Onlar toplumun garipleridir, arayıp soranları yoktur…
Ölümlerinde bile kimse yanlarında olmaz. Onları ünlü halk ozanı Yunus Emre, “ Bir garip ölmüş diyeler/ Üç günden sonra duyalar/ Soğuk suyla yuyalar/ Söyle garip bencileyin” dizeleriyle çok güzel anlatmıştır…
İnsanlığın en eski hastalıklarından birisi, gücü eline geçiren kişinin kendinden öncekinin yaptıklarını yok saymak, ismini silmeye çalışmaktır…
Bu tür olaylar dün yaşanmıştır bu gün de yaşanmakta, yarın da yaşanacaktır. Ama halkın gönlüne yerleşmiş isimleri silmek mümkün olmamıştır…
Bıraktıkları eserler, halk için yaptıkları binlerce yıl sonra bile hatırlanmalarını sağlamıştır. Kimse onların eserlerini yok edememiştir…
Sonbahar, doğanın yeniden canlanmak için geçici ölümü olsa da insanlık için öyle değildir. Sonbaharda insan en çok sevdiklerini yitirmenin hüznünü taşır. Çünkü insanın ölümü, o insan için dünya yaşamının sonudur…
Giden gelmez, ondan geriye hatıraları, ortaya attığı düşünceleri, eserleri kalır…
Ünlü şair Yahya kemal Beyatlı’nın dizelerinde belirttiği gibi, “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden/ Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden.”
İnsan ölümlüdür, insanı ölümsüz yapan geride bıraktığı eserleridir…
Ne yazık ki insan egosuna, güç hırsına, çok para kazanma, mal, mülk sahibi olma hırsına her zaman yenik düşmektedir.
Oysa öldüğünde ahirete (öbür dünyaya) hiçbir şeyini götüremeyeceğini unutmaktadır…
İnsanın ölümden kurtulması olanaksızdır. Bu bir doğa kanunudur.
Halk arasında bir söylenceye göre ölümden kurtulsaydı Hz. Süleyman kurtulurdu. Çünkü o dinsel inanışlara göre hem peygamber hem de kraldı.
O, “Kuşların dilini bilirdi. Tahtını rüzgâr taşırdı. Kısacası, ilim-hikmet sahibi idi. Güç, kuvvet ve debdebenin sembolü idi. Ama bütün bunlara rağmen o da Azrail’in elinden kurtulamadı.” (1)
İnsanın, ihtirasına yenik düşmesinin diğer nedeni, okuyup sorgulamadığı için geçmişten ders almamasıdır…
İsa’dan önce bilinen dünyaya genç yaşta hâkim olan Büyük İskender’in cenazesinin kalkması sırasında nasıl davranılacağını anlatan vasiyeti ölmeyeceğini düşünenlere ders olmalıdır…
Büyük İskender tartışmasız gücüne rağmen ölümün önüne geçemediğini, silahlı askerlerinin onu ölümden koruyamadığını, âlimlerin de derdine çare bulamadığını veciz bir şekilde anlatmıştır. (2)
Zaten biz buna benzer trajik ölümlere günümüzde etrafımızda yaşayanların ölümü sırasında bire bir tanık olmaktayız…
İnsanlığa yararlı işler yapmış, toplumunu cehaletten ve kölelikten kurtarmış deha sahibi kişilerin kıymetini hem yaşamlarında hem de öldükten sonra bilmeli onlara değer vermeliyiz.
KAYNAK:
1-Ahmet Sevgi-Yeniçağ Gazetesi 31 Ocak 2015
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/dunya-sultan-suleymana-kalmamis-33424yy.htm
2-http://www.ozgurkocaeli.com.tr/buyuk-iskender-ve-vasiyeti-4750yy.htm