Di̇kensi̇z Gül Olur Mu?

Temmuz 11, 2022

Bayramlar; barışın, kardeşliğin, yardımlaşmanın doruğa ulaştığı, akrabaların, büyüklerin ve kimsesizlerin gönüllerinin alındığı, küslerin barıştığı, insanın kendisiyle hesaplaştığı kutsal günlerdir. Bu güzel adetlerin bu bayram gerçekleşmesi dileklerimle bayramınızı canı gönülden kutlarım. Gelin bu bayram kendimizle hesaplaşalım; ülkemiz için, doğa için, insanlık için ne yaptığımızı ya da yapmadığımızı sorgulayalım:

İnsanın doğaya aykırı geliştirdiği uygarlık, canlı yaşamın geleceği açısından tartışılır olmuştur. Uygarlaşmakla insanlıktan mı çıktık? Uygarlığımız neden doğaya karşı? Bir kısım insan uygarlığın her nimetinden faydalanırken diğer bir kısım insan, özelikle az gelişmiş ülkelerde yaşayanların aç ve susuz kalması, varlıklı kapitalist ülkelerin bunu görmezden gelmesi ne anlama geliyor?

Bir insanın barınacak bir evinin olması, soğuktan ve sıcaktan korunması, üç öğün yiyecek bulması, üstüne başına bir şeyler alması lüks değildir, insanca yaşaması için gereklidir. Bu ihtiyaçlar karşılanırken doğal denge korunmalıdır…

Dikensiz gül olur mu? Olmaz elbet. Doğa, her canlıya her bitkiye her ağaca ayrı görev vermiştir, onlar verilen görevi yerine getirecek şekilde evrimleşmiştir. Türkülerimize, atasözlerimize ve kültürümüze yerleşmiş deyimiyle “Gül dikensiz, yiğit sevdasız olmaz!” Sözleriyle doğanın canlılara verdiği görev hatırlatılmıştır…

İnsan, çabuk alışan, çabuk unutan, alıngan, çabuk kızan, rahatına fazlasıyla düşkün, doğayı kendine göre şekillendirmek ve ona hükmetmek isteyen, zevki için, canlıları ve hemcinslerini öldüren tek canlıdır. Avcı-toplayıcı yaşamı terk edip yerleşik düzene geçip köy kurduğu günden günümüze hep kendini düşünmüştür…

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” Derler, bu deyim insanın çok unutkan olduğunu anlatmak için söylenmiştir. Gerçekten yaşananlardan ders çıkarmıyor, aynı hataları tekrar yapıyor. Doğa ile dost yaşamayı reddedip, doğayı kendine göre şekillendirme çabası içine giriyor. Oysa geliştirdiği uygarlık, canlı yaşamı tehlikeye atmaktadır…

Geliştirdiği uygarlığın, onu doğaya hâkim yapacağını düşündü ama yanıldı. Rahatını sağlamak için doğaya uyumsuz kentler yaptı. Su kaynaklarını hoyratça kullandı, ormanları yok etti.  Artan nüfusu doyurmak için yakıt olarak petrolü, tarımda yapay gübre ve kimyasalları devreye soktu…

Fosil yakıtlar, sera gazları, yapay gübre ve kimyasallar çevre kirliliği yarattı ve ısının artmasını sağladı, ısının artması sonucunda iklim krizi oluştu. İklim krizinin oluşmasında her insanın az-çok katkısı var, öz eleştiri yapalım ve hatalarımızı kabul edelim. Yaptığımız hataları kabul edip hatırlayalım:

İnsan, gösterişli kentler kurdu, kentlerde doğaya aykırı konaklar, gökdelenler, evler inşa etti. Evlerin konumunu güneşten yararlanacak şekilde yapmadı. Anadolu antik kentlerinin mimarisini göz ardı ederek derelere, akarsu yatakları imara açıldı…

Kentlerinde ve evlerinde sinek, sivrisinek, yakarca, karınca, akrep, yılan ve diğer böcekleri hiç istemedi. Onları doğal yöntemlerle evlerinden uzaklaştırmak yerine kimyasallarla öldürüp çevre kirliliği yarattı…

Tarım alanlarını, ormanları, meraları kent kurmak, sanayi bölgesi yapmak ve maden çıkarmak için yok etti. İhtiyacından daha fazla mal stokladı hatta stoklamayı abarttı. Para için doğal yaşamı görmezden geldi…

İnsan, başta hemcinsleri olmak üzere doğadaki canlıları öldürdü ya da yaşam alanlarını işgal edip soylarını tüketti. Onlarla dost olmadı, canlıların doğal yaşamın bir parçası olduğu gerçeğini görmezden geldi…

Deniz ve göl kenarlarına, yaylalara gösterişli ve modern evler yaptı, ev yaptığı alanların, orman, meyve bahçesi, tarım alanı, sulak alan ve yaban canlılarının yaşam sahası olduğunu unuttu. O, güzel evinde rahat yaşarken,  kuşlardan bülbülü ve ötüşünü, çiçeklerden rengârenk gülleri, hanımellerini tercih etti.  Diktiği çiçeklerin açmasından zevk aldı, kokusundan haz duydu…

Kendi zevkini ve ihtiyacını giderecek ağaç ve bitkiler dışında o yörede yetişen, yörenin asli sahibi endemik bitki ve ağaçları yok etti. Hayvanları göçe zorladı, göçmeyenleri öldürdü. Yeşil olarak çimi tercih etti. Evinde, havuzunda sorumsuzca kullandığı suyun o yörede yaşayan bitkilerin, ağaçların, canlıların, hayvanların, suda yaşayan çeşitli türdeki balıkların yaşam hakkı olduğunu anlamak istemedi…

İnsan, doğanın sadece kendisine ait olmadığını, bütün canlıların ortak yaşam alanı olduğunu kabul etmek istemedi. Bu gerçekler karşısında başımızı öne eğip, ben insanlığa, doğaya katkıda ya da doğaya karşı hangi harekette bulundum diye düşünelim, çünkü Dünyanın geleceği tehlikede. İyi bayramlar.

Yorumla

Your email address will not be published.