Oldum olası geçmişte yaşadıklarımdan, yaptıklarımdan bahsetmeyi, övünmeyi sevmem. Hiç pişmanlık duymadım. Övünenleri, pişmanlık duyanları yadırgarım. Geçmişte her ne yaptıysam isteyerek yaptım! Bu gün olsa yine yaparım…
Cahit Külebi’nin: “Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!/Benim doğduğum köylerde güzeldi/ Sende anlat doğduğun yerleri/ Anlat biraz! (1) Dizlerinde dile getirdiği özlemi, birbirimizi ve yurdumuzu tanıyarak giderebiliriz. Ulus olarak, insan olarak biz kimiz? Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Sorularına yanıtlamak zorundayız…
Geriye baktığımda güzel günler yaşadığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yıllarda; nehirler, dereler pırıl pırıl akar, göllerde, denizlerde balıklar özgürce yüzer, kuşlar gökyüzünde süzülürdü…
Toprak temiz, ormanlar yeşil, tohum yerli, gübre tabii idi. Hormon, zirai ilaç, yapay gübre nedir bilinmezdi. Meyveyi dalından, sebzeyi bahçeden, karpuzu, kavunu bostandan koparıp yer. Sütü inekten, koyundan, keçiden sağar içerdik…
Pişen yemekten komşuya verilir, darda kaldığında yardım edilir. Kimsenin kuyusu kazılmaz, para için kimse aldatılmazdı. Senet nedir bilinmez, söz senetti. Kapı kilitlenmez, hırsızlık nedir bilinmezdi. Ramazan yufkaları, bayram baklavaları, konu-koşu bir araya toplanır imece usulü açılırdı.
Cumhuriyetin, Türk Ulusuna sağladığı fırsat eşitliği sayesinde fakir-zengin ayrımı olmadan çocuklar okuyup, meslek sahibi oldu. Temel hak ve özgürlükler tanındı. Ekonomik bağımsızlık sağlandı, halk refaha kavuştu, uygarlığın nimetlerinden yararlanıp mutlu oldu…
Biz, şanslı son nesildik. O günleri gördük, yaşadık. Sonra ülkeyi sömürmek için Amerikalılar geldi. Ülkenin bağımsızlığı tehlikeye girdiği için meydanlara çıktık, eylem yaptık. Tutuklandık, işkence gördük, öldürüldük ama yılmadık. Büyüdükçe, zaman ilerledikçe doğanın kirlenmesi arttı. Su, hava kirlendi, toprak zehirlendi.
Murathan Mungan’ın şiirinde anlattığı gibi; Yenik düşüyor herşey zamana/Biz büyüdük ve kirlendi dünya. (2) Vahşi kapitalizm, Dünya ve Türkiye’nin doğasını, göllerini, nehirlerini, denizlerini kirletmeye, ormanları yok etmeye başladı…
Halk olarak; doğayı, suyu, havayı, toprağı, ormanları koruyamadık. Korumak için elinden gelen her şeyi yapan yurtseverler vardı. Kapitalistler, doğayı yok ederek getirim sağladı, bazıları seyretti. Hatta çıkarı olanlar, doğa talanına yardım etti…
Türk Ulusu olarak, Cumhuriyete çok şeyler borçluyuz. Neden borçluyuz derseniz? Kısaca anlatayım, Kadın erkek, yoksul varsıl demeden her Türk vatandaşını yasa önünde eşit kabul ettiği için borçluyuz. Köylüyü, reaya olmaktan kurtarıp milletin efendisi yaptığı için borçluyuz. Ülkede olmayan fabrikaları kurduğu, sanayii geliştirdiği için borçluyuz. Sanayi alanında dışa bağımlılıktan kurtardığı için borçluyuz. Tarımda kendi kendine yeten ülkeler arasına soktuğu için borçluyuz. Üniversiteler, okullar açtığı için borçluyuz. Eğitimde fırsat eşitliği yarattığı için borçluyuz…
Çocukluğumuzda yaşadığımız güzel günleri bize sağladığı, temiz bir doğa oluşturduğu için, borçluyuz. Borcumuzu ödemek zorundayız. Geçmiş yıllarda yaşanan güzelliklere, saplanıp kalmamalıyız…
Kirlenen doğayı kurtarmak, eski güzel günlere dönmek için bu gün ne yapabiliriz diye önümüze bakmalı, ileriye yönelik hamle yapmalıyız. Ülkemizi çağdaş, özgür ve hukukun üstünlüğüne inanan bir toplum yapmanın yollarını aramalıyız…
KAYNAK:
1-Cahit Külebi, Hikâye adlı şiirinden. 20.YY. Şiir Antolojisi S. 204
2- https://siir.sitesi.web.tr/murathan-mungan/telli-telli.html