Dokuz Ki̇şi̇ye Bi̇r Gazoz!

Şubat 10, 2020

Dokuz kişiye bir gazoz! Bu deyim bazen teklif edilen işin olanaksız olduğunu, bazen kişilerin tasarruf etme eğilimlerini, hatta yoksulluğu ve cimriliği anlatmak için şaka yollu kullanılırdı. Kaldı ki bu deyim, gazoz bile üretemediğimiz yıllarda söylenmişti!

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte birçok alanda Avrupa ve Amerika ile boy ölçüşebilecek sanayi tesisleri, fabrikalar kuruldu. O fabrikalarda üretilen ürünler dünyada aranır oldu. Ama kıymetini bilemedik…

Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra özgürlüklerini daha sonra da istiklal ve ikballerini kaybetmeye mahkûmdur.” Öngörüsüyle ne söylemek istediğini anlamadık, anlamak istemedik…

Özellikle XX. yy. sonlarında ve XXI. yy başlarında her alanda üretmekten ve tasarruftan vaz geçtik. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan, dünya ile rekabet edebilen fabrikaları kapattık ya da özelleştirerek sattık. Lüks içinde yaşamayı ve israfı seçtik…

Devleti idare edenler, Ülkenin zenginliklerini,  birikimlerini çekinmeden har vurup harman savurdu. Bizler de birey olarak devleti idare edenlerden geri kalmadık daha fazla lüks istedik, israfta ısrar ettik. Bir araba yetmedi, arazi arabası almak istedik hatta uçak helikopter aldık…

Bir giydiğimiz elbiseyi, ayakkabıyı bir daha giymedik. Hep başkalarının ne giydiğine baktık onlarla yarıştık. Dünyaca ünlü markaları tercih ettik, daha kaliteli ve ucuz olan kendi ürettiğimiz malı görmezden geldik…

Başımızı sokacağımız bir evle yetinmedik, daha geniş ve lüks evlerde hatta saraylarda oturmak istedik. Yazlık, kışlık yetmedi yaylalardan ev aldık. Rezidanslar diktik. Petrol zenginlerine özendik…

Lüks yaşama alışan toplumların ne hale geldiğini, sonlarının ne olduğunu tarihe bakıp görmedik, araştırmadık günlük yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Kazandığımız paranın hep aynı olacağını düşündük. Şartlar değiştiğinde yaşamımızı sürdürmek için birikim yapma gereğini duymadık…

Paranın hep böyle aksamadan geleceğini umduk, değirmenin suyu nereden geliyor diye hiç düşünmedik…

Yoksa ulus olarak hep böyle miydik, yoksa etrafımızdaki lüks evler, arabalar çoğalınca mı gerçeklerin farkına vardık?

Size yaşanmış bir öyküyle yanıt vereyim. Batı Anadolu’nun şirin ve modern kentlerden birinde; çok becerikli, yakışıklı, uzun boylu güçlü kuvvetli, garson olarak hayatını kazanan bir genç yaşardı. Bekârdı evlenmeye de hiç niyetli değildi kentin ünlü otellerinde kalır ev tutmayı gerekli görmezdi. Kentin ünlü restoran sahipleri bu becerikli garsonun kendi restoranlarında çalışması için yarışırlardı…

Yakışıklı ve genç garson, kafasına hangi restoran yatarsa orada çalışır, çalışması devamlı olmaz canı sıkılınca işi bırakır, başka yerde başlardı. Çünkü iş bulma diye bir derdi yoktu, diğer restoran sahipleri onu, kendi mekânlarında çalıştırmak için can atarlardı.

İyi, hoş, yakışıklı, işini bilen, patronunu ve müşterisini memnun eden garsonumuzun birde kötü yönü vardı. Bu gün kazandığını bu gün harcamazsa içi rahat etmezdi…

Para harcamaya servis bitip müşteriler gidince çalıştığı restoranda başlardı. İşyerinde çalışanlara emirler yağdırır, kendisine masa kurulmasını isterdi.  Kafayı bulunca hepsine bol bahşiş verir, gönüllerini alırdı…

Kafayı bulan yakışıklı garsonumuz o gün topladığı bahşişleri bitirmek için taksi durağına telefon eder, kalan parasıyla tutabileceği kadar taksi çağırırdı. Gelen taksilerden birisine şapkasını, birisine tespihini birisine ceketini koyar, en öndekine kendi biner konvoy şeklinde kaldığı otele giderdi.

Onu tanıyanlar, korna sesleriyle ilerleyen konvoyu görüp el sallar, içlerinden, “bu gün yine çok bahşiş almış” derlerdi.  Yıllar ilerledikçe bizim garsonumuz yaşlanmaya, eskisi gibi iş yapmamaya başladı. Eski günlerde kazandıklarından birikimi yok! Çalışmak istese çalıştıracak işveren yok! Gerçi çalışacak gücü de yok!  Otel para ister yok! Tanıdıkları, gençliğinde hizmet ettiği hatırlı kişiler aracılığıyla huzur evine yerleştirdi, son günlerini orada huzur içinde geçirdi…  

Kıssadan hisse, gelecek günlerin hesapta olmayan zorluklar getireceğini düşünerek, bu gün kazandığımızdan tasarruf edip, zor günler için hazırlık yapmak gerek…   

Yorumla

Your email address will not be published.