14 Mayıs, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonuna üye ülkelerde “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlanır. Anadolu’da çiftçi deyince aklımıza “Köylü” gelir. Ekim-dikim işlerini, hayvan beslemeyi, tarım devriminden bu yana köylü üstlenmiştir hem de boğaz tokluğuna.
Bu yıl 14 Mayıs, Ramazan Bayramının 2. gününe denk geldi. Basında ve sosyal medyada, çiftçiler gününü; STK, çevreciler ve bankalar dışında kutlayan olmadı. Basından öğrendiğime göre; çiftçiler için resmi etkinlik yapılmadı ama borcunu ödeyemeyen çiftçiye icra emri gönderildi. (1) Anadolu çiftçisi, özellikle Aydın çiftçisini birde susuzluk vurdu. Büyük Menderes Nehri, iki binli yıllarda ikinci kez kurudu.
Bu yazımda Türkiye Cumhuriyetinin köylüye ve çiftçiye bakışını, tanıdığı yasal hakları, tanınan hakların nasıl elinden alındığını kısa başlıklar halinde anlatmaya çalışacağım.
Ulusal Kurtuluş Savaşı, Anadolu köylüsünün çoğunluğunu oluşturduğu kahraman Türk askerleri ile köylü nüfusun azalması, tarım alanların boş kalması pahasına kazanılmıştır. Savaştan sonra İsmet İnönü: “Anadolu ortasında kurulmuş bir köylü hükümetiyiz ve köylü aşıkıyız.” (2) Sözleri ile köylüye verdikleri önemi ilk ağızdan dile getirmişti.
“1927 yılında yapılan nüfus sayımına göre, 9.216.916 kişi kırsalda yaşayan köylülerdi. 231,5 milyon dönüm tarım arazisinin 43,6 milyon dönümü ekilebiliyordu.” (3) O dönem kullanılabilecek tarım arazisi fazla, işleyecek köylü azdı. Bu gün tam tersi nüfus arttı, tarım alanları küçüldü, topraklar tarım dışında başka amaçlarla kullanılmaya başlandı.
Mustafa Kemal Atatürk köylünün kalkınması, topraksız köylünün toprak sahibi olması için elinden geleni yaptı. İzmir İktisat kongresinde yaptığı konuşmada “toprak reformu yapılması ve boş çiftliklerin köylüler arasında paylaştırılması önerisi kongreye katılan büyük tüccar ve büyük çiftçilerce kabul görmedi.” (4)
Atatürk, köylüyü “Milletin Efendisi” olarak gördü. Köylüye öncülük etti, örnek çiftçi oldu, çiftlikler kurarak kamuya bağışladı. Çitçinin kooperatif kurması için çalıştı. Tarımda topyekûn seferberlik başlatıldı. Köy kanunu çıkarıldı, Aşar vergisi kaldırıldı, Medeni Kanun ile köylüye işlediği toprağın tapusu verildi.
Tarımın gelişmesi için, araştırma enstitüleri, tohum ıslah istasyonları kuruldu. Tarıma dayalı sanayi geliştirildi, şeker fabrikasından, tekstil fabrikasına kadar geniş bir yelpazede birçok fabrika kuruldu. Alınan önlemlerle Dünyada ürettiği tarım ürünü kendine yeten yedi ülke arasında yerini aldı.
Mustafa Kemal Atatürk, ülkeyi kalkındıracak, köylüyü aydınlatacak ve köylünün makûs talihini kıracak, yaptığı devrimleri sürdürecek genç bir kuşak yetiştirmek istiyordu. Bunun için, zeki köylü gençleri eğitmek ve yetiştirmek üzere “Köy Enstitüleri” kuruldu.
Mezun olan gençler, köylerine döndüklerinde bir yandan köylü çocuklarını okutmaya, diğer taraftan köylüyü bilinçlendirmeye başladı. Yıllardır köylünün sırtından geçinen kesim bundan rahatsız olmaya başladı.
Köylünün kalkınmasını, okumasını istemeyen, sırtından geçinmeyi arzulayanlar İlk fırsatı 1948 yılından kabul edilen Truman doktrini ve Marshall yardımı ile buldular.
Türkiye Cumhuriyeti ve halkının yokluklar içinde kurduğu, ülkenin kalkınmasında, Osmanlının borçlarının ödenmesinde büyük payı olan tarımsal sanayiye dayalı ne kadar fabrika varsa özelleştirme programına alınıp özelleştirildi ve yok pahasına satıldı…
Bu gün, meralar, tarım alanları, nehirlere su sağlayan oksijen fabrikası ormanlar; maden aramak, HES, RES, JES santralları kurmak, otoyol yapmak için, kentlerde imar parseline dönüştürülerek talan edilmektedir. Çiftçi tarım yapacak bir karış toprak, Anadolu topraklarına uyum sağlamış yerli tohum bulamaz hale getirildi. Bunca olumsuzluğa rağmen Türk köylüsü ve çiftçisi üretmek, halkını doyurmak için elinden gelen uğraşı vermektedir.
Yanlış tarım politikaları yüzünden, artık kendi kendine yeten ülkeler arasında değiliz, tarım ürünleri ithalatçısı olduk, çiftçiyi köylüyü unuttuk. Unutmayalım ki, çiftçi, köylü üretmezse kentli aç kalır…
KAYNAK:
1-https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/pesinati-odeyemeyen-ciftciye-icra-darbesi-
6430182/
2-Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni: Dün-Bugün-Yarın. 1. Kitap S. 351
3-Age. S. 354
4-Age. S.350-351