Bin sekizyüzlü yılların ortasıdır. Knidos açıklarına İngiliz Kraliyet Donanmasının “Supply” isimli savaş gemisi demir atar. Gelen, yanında 200 tayfa ve 2000 sterlinle arkeolog Charles Newton’dur.
Charles Newton, çift kürekli küçük bir keşif teknesiyle Knidos sahillerine çıkar, kampını kurar. Köylüler hemen Ağa’ya haber ulaştırır. Başka kime gitsinlerdi ki? Belediye yok, kaymakam yok, jandarma yok. Yok oğlu yok işte. O yıllarda ağa demek devlet demek, devlet demek ağa demek.
Ağa önce bir haberci gönderir, Newton’a, yanında hediye olarak 10 tavukla. Ardından ağa ve adamları gider, yanında bu kez bir koyun, onlarca yumurta, bal ve incir vardır. Potansiyel hırsız hediyelerle karşılanmıştır yani.
Charles Newton kazılar için 100 adam ister ağadan, Reşadiye’de yapacağı cami inşaatı için Knidos’tan çıkacak taşlar karşılığında anlaşırlar. Düşmanı olan Muğla Ağasının, İzmir paşası tarafından uyarılması için destek isteği, Newton tarafından “bakarız” diye geçiştirilir.
Birkaç gün içinde Datça köylerinden iri yapılı 100 adamla Knidos kazı çalışmaları başlar. Newton işçilere çok düşük ücret verir, ancak işçiler parayı aldıkları zaman şaşırırlar, çoğu hayatlarında ilk kez para görmüştür. Bir ara 50 kadar Datçalı işçiyi bir süreliğine Didim’deki kazılara götürür, o işçilerden çoğu da hayatlarında ilk kez yarımadadan dışarı çıkmışlardır. Adı Mehmet Ali olan Ağa’nın desteği ve onun emrine verdiği 100 Datçalı (300 Spartalı gibi oldu) ile Newton bir yılı geçen bir süre içinde Knidos’u talan eder.
10 tonluk Knidos Aslanı ve Oturan Demeter heykellerinin çıkarılması ve 212 sandık tarihi eserin gemiye taşınmasında hep Datçalı köylüler çalışmıştır. Soyulduklarını bilmezler, Devlet onları ağaya teslim etmiş, boğaz tokluğuna çalışmışlar, İngilizler ne derse yapmışlardır.
Newton anılarında Datçalı işçilerin çok iyi çalıştığını söyleyerek, onlardan övgüyle söz eder.
Sadece Halikarnasos Mausoleumu’nun heykellerini ve kabartmalarını British Museum‘a götürmekle kalmamıştır, soygunlarının ödülü olarak daha sonraları ‘’sir’’ unvanı alacak olan Charles Newton. Ülkemizde pek bilinmez ama Royal Navy‘nin (Kraliyet Donanması) kullanması amacıyla Malta‘da Cospicua kentinde inşa edilen Dock 1 adlı rıhtımın temeli için Ekim 1857’de Mausoleum‘un ayakta kalan duvarlarına ait mermer blokları söktürerek Malta’ya göndertmiştir. Üstelik yaptığı bu tahribatı, “zaten biz kullanmasak yerli halk bunları kırar ve kendi inşaatlarında kullanırlardı” diyerek savunmuştur. Yapılan bu tahribatla ilgili belgeler hem İngiliz hem de Malta arşivlerinde bulunmakta olup ufak bir internet araştırması ile daha fazla bilgiye ulaşılabilir.
Charles Texier, Heinrich Schliemann gibi arkeolojik kazı yapan birçok arkeolog adını buraya ekleyebiliriz.
Üzerinden, ikinci asrı yakalayıp dama dememize az bir süre kala bu kez Kanadalı maden şirketi Alamos Gold, yine devletin verdiği izinle Kaz Dağlarını yerle bir ediyor. On binlerce ağacı kestiler, yüzlerce dönümü kazdılar, yıktılar; siyanürle toprağı, nehirleri, yeraltı sularını zehirlediler. Geleceğimizi yok ediyorlar ve bu katliamı Devletin asgari ücrete mahkûm ettiği bu yurdun işçileriyle yapıyorlar. Tıpkı, Knidos’u soyan Charles Newton gibi Kanada şirketi de Türk işçilerden çok memnun. Şirketin CEO’su John Mc Cluskey bizim işçilerimizi övüyordu; ‘’Türkler taş taşımakta çok iyiler.’’
Emperyalizm olgusu, Lenin’in Marksist yönteme kattığı temel bir düşüncedir. Buna göre kapitalizmin ulaştığı en yüksek basamak emperyalizmdir ve kapitalist devletler kendi çıkarları doğrultusunda pazar bulma amacıyla başka uluslara müdahale etmektedir.
Sosyalist felsefeye ait olduğu ön yargısıyla milliyetçi-muhafazakâr görüş sahiplerince pek kabul görmediği algısı yaratıyor olsa da küresel bir sorun olan emperyalizmin; Kaz Dağlarında, Kadim Meandros Ovasında, Aydın Ellerinde, Artvin’in Derelerinde, özetle: güzelim yurdumun, ‘’kuru sopa diksen yeşillenecek topraklarında’’ vahşice, acımasızca yapabildiklerini, Rocky Dağlarında, Alper’de, İskandinav Dağlarında hiçbir zaman yapamayacak olduğu gerçeğidir…
‘’Muğla İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı’nda Limak Holding ve IC Holding ortak iştiraki YK Enerji, linyit kömürü için katliam yapmaya devam ediyor. Köylülerin direnişi sürerken; doğa katliamcısı Limak Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir’in (Nihat Özdemir’in kızı) Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye Şubesi’nin üyesi olduğu ortaya çıktı. Vakıf, Özdemir için harekete geçti.’’ Basından. 28.07.2023
Şaşırmayın. Kapitalizm bu işte. Ve onun, oyunu kendi koyduğu kurallara göre oynadığı gerçeğini öğrendiğiniz gün mücadeleyi kazandınız demektir.
Klavye başında oturup, alanlarda, eylemlerde kelle koltukta; toprağını, ağacını, böceğini, kurdunu, kuşunu korumaya çalışan insanları; “hadi koçum, hadi aslanım, bravo” söylemleri ile, resimlerin altına konulan emojilerle desteklemek değildir çevrecilik, yurtseverlik.
40, bilemedin 50 yılla sınırlı bir potansiyele sahip, belli kişilere ekonomik rant kazandıran talanlara karşı; faunası-florası ile ormanları, denizleri, kıyıları, verimli toprakları, meyve bahçeleri, zeytinlikleri, milli tarihi ve arkeolojik değerleri, madenleri talan edilen vatanımızı korumak ve sahip çıkmak için örgütlü toplum olarak, demokrasi ve hukuk kuralları çerçevesinde, birlik ve beraberlik içinde mücadele etmekten başka çıkar yol yoktur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘’ Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.’’ Sözüne atıfta bulunarak yarın ki 1 Mayıs kutlamalarına değinelim azıcık da.
18. FİL OLMAK!…
Hindistan’da bir adam, ölmek üzereyken üç oğlunu çağırıp, vasiyet etmiş. 17 fili varmış. Yarısını büyük oğluna, üçte birini ortancaya, dokuzda birini de küçük oğluna bırakmış.
Babaları ölünce, çocuklar birbirlerine düşmüşler. 17 filin bir türlü yarısını bulamıyorlar, üçte birini alamıyorlarmış.
Onların kavgası bütün köye yayılmış…
Bir gün yaşlı bir bilge, fili üzerinde o köyden geçerken, kavgaya tanık olmuş.
Nedenini sormuş, anlatmışlar.
“Kavga etmeyin” demiş, “Benim filimi de alın, paylaşın.”
Şimdi 18 filleri varmış.
Yarısını büyük oğlan almış, 9 fil.
Üçte birini ortanca almış, 6 fil.
Dokuzda birini de küçük almış, 2 fil.
9+6+2=17 fil.
Yaşlı bilge kendi filini tekrar almış ve gitmiş… Bütün köy de peşinden!…
- fil olmak” deyimi, sorunu çözmek adına kurgulanmış bir Hint masalıdır…
İnsanlar ancak sorun çözenlerin peşinden gider. Birleşmek, örgütlü toplum olmak istiyorsak,
18. fil olmak zorundayız.
Fillerle yola çıkmışken devam edelim.
Timur, ordusundaki fillerden birini, Nasreddin Hoca’nın memleketine gönderir. Fil o kadar büyük, o kadar oburdu ki köyde ne kadar ot, saman varsa, hepsini silip süpürür. Bu duruma köylüler daha fazla dayanamaz, Nasreddin Hoca’nın arkasına düşerek Timur’a şikâyet için yola çıkarlar. Nasreddin Hoca’ya destek olacaklarına söz veren köylüler yolda birer ikişer sıvışırlar.
Tek başına kalan Nasreddin Hoca, Timur’un huzuruna alınır.
Timur’un o gün çok sinirli olduğunu gören Hoca şikâyeti bir tarafa bırakıp, köylülere de ders vermek amacıyla:
– Köyümüze gönderdiğin filden bütün köylüler çok memnun kaldılar. Yalnız, zavallı hayvan tek başına yaşıyor. Hayvancağız için bir de dişi fil gönderilmesini istiyoruz, işte bunu arz etmek için huzurunuza geldim, der.
Bu sözlere çok sevinen Timur, hemen yanındakilerine, Nasreddin Hoca’nın köyüne bir de dişi fil gönderilmesi için emir verir. Nasreddin Hoca, tek başına köye döner. Tüm köylüler sevinçli bir haber bekliyordur. Nasreddin Hoca’ya, Timur’un fili ne zaman geri alacağını, sorarlar.
Nasreddin Hoca gülümser:
– Ne geri alması, der. Timur hizmetinizden öyle memnun olmuş ki, yakında bu filin dişisini de göndermeye karar vermiş sizlere.
Aydın’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü iki ayrı kutlama programına sahne oluyor son yıllarda. Ortak bir program üzerinde uzlaşamayan sendika ve sivil toplum örgütleri, birkaç saat arayla aynı güzergahta iki ayrı kutlama yapıyor. Görünen odur ki bu yılda aynı şey olacak.
Yaşananların ve gelişmelerin şahidi olarak detaylara girersem, dedikodu algısı yaratacağı, ikinci kişilere söz hakkı doğacağı için yazmıyorum.
Öncelikle şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekir ki, bağımsızlığın ve bir ulus olmanın simgesi bayrak ve milli marştır. Ve hiçbir ülkenin devrimcilerinin bu üstün değerlerle sorunu yoktur, olmamalıdır. Varsa da sorun onun ta kendisidir.
‘’Biz’’ olmayı bir türlü beceremeyen; ‘’ben, sen, o’’ tekil şahısların artık bir karar vermesi gerekiyor;
18. fil olup sorunların üstesinden mi geleceğiz yoksa, dişi fili alıp daha fazla belanın başımıza musallat olmasına izin mi vereceğiz?…
Not: ‘’Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’’, Yaşar Kemal‘in 1977’de yayımlanan çocuk romanıdır. Halk masallarından yola çıkılarak yazılmış bir distopyadır. Eserde Filler Sultanı sahip olduğu güce güvenerek karıncalara savaş açar. Ancak karıncalar birlik olur ve haksızlığa boyun eğmek yerine filler sultanlığını devirirler.
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…