İnsanlik, Sonunu Mu Hazirliyor?

Mart 2, 2020

İnsan düşünmeye başladığı gün kendisine, “ben kimim? Nasıl yaratıldım, yoktan mı var oldum?  Beni kim yarattı? Yoksa maymundan mı evrimleştim? Ölünce yok mu olacağım?” Gibi sorular sorup, yaşamı sorgulamaya başladı…

Ölmek, silinip gitmek korkusu onu çeşitli teoriler üretmeye, ölümden sonra yaşayacağı bir dünya hayal etmeye zorladı. Öldükten sonraki hayatında yapacaklarını, nasıl yaşayacağını zihninde canlandırmaya, mizansenler uydurmaya, hayal kurmaya başladı.

Bilim insanları ile semavi dinler, insanın yaratılışı ile ilgili ayrı teoriler ürettiler. Bilim, insanın 3 milyon yıl önce primatlardan evrimleşmeye başladığını, Semavi dinler ise Tanrı tarafından topraktan yaratıldığını söyledi…

Kutsal kitaplardan Tevrat, İnsanın yaratılış gününün M.Ö. 3761 yılı olduğunu iddia etti. Bu hesaplamayı, Eski Ahit’ten ve Tekvin Bap 5 te adları yazılı peygamberlerin yaşadığı yılları toplayarak yaptılar…

Bilimsel saptamalara göre, Dünya’nın yaşı 4,5 milyar yıldır. İlk basit canlılar 3,8 milyar yıl önce denizde oluştu. Gelişmiş canlılar, 600 milyon yıl önce oluşmaya ve evrimleşmeye başladı…

Günümüzden 3 milyon yıl önce evrimleşmeye başlayıp, modern insana dönüşen Homo Sapiens, 200 bin yıl önce ilk kez Afrika kıtasında görüldü. Evrimleşmeye başlayan primatlardan sadece Homo Sapiens mi modern insana dönmüş ve uygarlık yaratmıştır? İşte bu konu, üzerinde düşünülmesi, araştırılması gereken bir konudur. Primatların evrimleşmesi sonucu birden çok insanımsı akıllı canlı meydana gelmiş olamaz mı? Elbette olmuştur. Evrimleşmiş insanımsı canlılardan: Neadanteller, Homo Eraktus’lar, Java adamı, Pekin Adamı, Denisovalar sadece birkaç örnektir…

Yakın zamana kadar bilinen, bize öğretilen klasik tarihe göre uygarlık, M.Ö. 4.000 yıllarında başlıyordu. Oysa son arkeolojik buluntular; mabet kuran, düşünen alet ve heykel yapabilen insanın uygarlık tarihini birden M.Ö 11.000 yıllarına indirdi. Uygarlık tarihinin yeni bulgu ve buluntularla daha da eskilere gideceği kuşkusuzdur.

Klasik uygarlık tarihi hakkındaki bilgilerimiz, eski yazıtlara, söylencelere ve antik kent kalıntılarındaki bulgulara dayanıyor. Gözden kaçan ya da önemsenmeyen bir şey daha var o da uygarlık yaratılırken kullanılan materyalin doğada yok olma süreleri ile uygarlıkların nerelerde geliştiğinin düşünülmemesi. Avcı-toplayıcı ilk insan mağarada yaşadı. Mağara onu yırtıcılardan, soğuktan, sıcaktan, yağmurdan, kardan, doludan, düşmanlarından koruyordu. Ateşi burada keşfettiler, yiyeceklerini pişirmeye başladılar. Nüfusları çoğalıp mağaralara sığmayınca yaşamak için başka yollar aradılar, mağaradan çıktılar…

Gün yüzüne çıkarılan kalıntılardan ilk uygarlıklar su havzalarında doğduğu bilim insanlarının ortak görüşüdür. Ama son buzul çağında su havzaları şimdiki yükseltide miydi? Onun için mi onların çoğunun izlerini bulamıyoruz? İşte aradığımız ve cevaplanması gereken soru bu olmalıdır. Sorunun yanıtı, uygarlık köklerimizi bulmamıza yardımcı olacaktır…

Bazı yazarlar, İnsanın avcı-toplayıcılıktan, tarım toplumuna zorunlu olarak geçtiğini, tarım toplumu oluşturmasını değişen coğrafi şartların zorladığını söylerler. Gönülsüz olarak yerleşikliğe geçmiş olsalar da yerleşikliğe geçişle birlikte çevreyi talan etmeye ve kirletmeye başladılar. İnsan İhtiyaçlarının sınırsız, doğanın ve besin maddelerinin sınırlı olduğu gerçeğini görmezden geldiler…

İnsan, yerleşikliğe geçişle birlikte doğaya ve doğada yaşayan canlılara hükmetmeye onları çıkarı için öldürmeye ve kullanmaya başladı. Artık ateşten, şimşekten, yıldırımdan korkuları kalmamıştı. Tam olmasa da doğal afetlerden kendilerini koruyabiliyorlardı…

17. yüzyıla kadar insanın ürettiği atıklar kimyasal ve fosil yakacak olmadığından doğada kolaylıkla yok olmaktaydı. Sanayi devrimiyle birlikte Avrupa’da fosil yakıtlardan kömür ve ardından petrol kullanılmaya başlandı. Petrol ve türevi ürünler doğada hemen yok olmuyor ve çok uzun yıllar çözülmüyordu bu nedenle doğa hızla kirlenmeye başladı…

Çevreyi kirleterek, doğayı talan ederek, canlıları öldürerek soyumuzun sonunu hazırladığımızın farkında değiliz. Öldürme içgüdümüz o kadar kuvvetli ki, 70.000 yıl önce yok etmeye başladığımız ve tamamen yok ettiğimiz kuzenlerimiz insanımsılardan sonra, doymak bilmez hırsımız yüzünden yok olma sırasının kendimize geldiğini göremiyor, düşünemiyoruz. Şimdilik göç edeceğimiz, kaçacağımız başka Dünya yok! Doğaya uyumlu yaşamak ya da yok olmak arasında tercih yapmak zorundayız. Karar insanın…

Yorumla

Your email address will not be published.