Türkiye Cumhuriyeti ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, köylüye hak ettiği değeri vermiş, reaya olmaktan kurtarıp, “Milletin Efendisi” kabul etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti köylüye yük olan “Aşar Vergisini” kaldırmış, işlediği toprağın tapu ile sahibi olmasını sağlamıştır. Tarımı geliştirecek enstitüler, ıslah istasyonları kurmuş, köylüyü rahat yaşatacak örnek nitelikte Köy Kanununu kabul etmiştir…
442 Sayılı Köy Kanunu; köylüye, köye, insana, tarıma, eğitime, öğretime, inanca önem veren, değer atfeden, köyle ilgili olarak kabul edilen ilk kanunlardan biridir ve gerçekten devrim niteliğindedir. Devrim niteliğindedir çünkü köylü bin yıllarca kendisinden esirgenen haklarına kavuşmuştur…
Kanun, topraksız köylüye geçimini sağlayacak kadar toprak verilmesinden, oğlu asker olanlara yapılacak “nakdi ve ayni” yardıma, eğitim ve öğretime, köy okulunun nerede inşa edileceğine, ağaçlandırma yapılmasına ve yöredeki ormanların korunmasına… Orman yangınlarında köylünün nasıl davranması gerektiğine, yangını söndürmede yapacağı katkıya kadar birçok çağdaş hüküm içermektedir. Muhtar ve köy ihtiyar heyetinin görevleri arasında köyde asayişin sağlanması, vergi toplanması, köyün ortak işleri için imeceye karar verilmesi gibi hükümler de yer almaktadır…
Bunu neden söylüyorum? “Köylü Hakları Bildirgesi” Köy Kanundan 94 yıl sonra 17.12 2018 tarihinde BM genel kurulunda kabul edilmiş ve yayınlanmıştır. Türk köylüsü, BM bildirgesinde yer alan birçok hakka Dünya köylülerinden 94 yıl önce kavuşmuştur…
Cumhuriyet idaresi, köylü kalkınmayınca Türkiye’nin kalkınamayacağını bildiğinden toprak reformu yapmak ve köylüyü eğitecek öğretmenleri yetiştirmek üzere köy enstitüleri kurmak için harekete geçti. Harekete geçti geçmesine de emperyalistler, toprak reformunu önledikleri gibi köylüyü uyandıracak öğretmenleri yetiştirecek Köy Enstitülerini kapattırdı. Devrimlerin yaşama geçmesini önlediler…
Biz dönelim köy ve köylünün kökenlerinden neden koparılmaya çalışıldığı sorusuna yanıt aramaya. Kapitalizm, tarım alanlarını, su kaynaklarını ele geçirip gıdanın kontrolünü elinde tutarak halkları kontrol altına almak, istediği gibi yönetmek ve sömürmek istemektedir…
Emperyalizmin önündeki engel Türk köylüsüdür. Köylüyü devreden çıkarmak için kente göçe zorlamış, bununla yetinmemiş, Büyükşehir Belediyesi yapılan illerdeki köylerin tüzel kişiliği kaldırılmış, mahalleye dönüştürülmüştür. Böylece köyler kanunla kendisine verilen haklardan mahrum edilmiş köyde yaşamanın bir anlamı ve cazibesi kalmamıştır…
Mahalleye dönüştürülen köylerde yaşayan vatandaşlar, öteden beri muaf oldukları vergileri ödeyecekler. İmeceyle, aldıkları araçtan ve taşınmazlardan ile köye getirdikleri sudan parasız faydalanamayacaklardır. Taşınmazlar ve araçlar ilçe belediyesinin malı olmuştur…
Yapılan hatadan dönmek yerine “Kırsal Mahalle ve Kırsal Yerleşik Alan Yönetmeliği” ile kısmen de olsa bazı konularda geri dönülmüştür. Yönetmelik, köy ve köylü kavramına yer vermemiş, belirlenen ölçütlere uyan yerleşim yerlerini kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alan saymıştır…
Yönetmelik, köyün eskiden üstlendiği görevleri ve ayrıcalıkları geri getirmiyor. Kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alana dönüştürülen eski köylerde bazı vergiler yarıya indiriliyor ve bazı muafiyetler tanınıyor. Tüzel kişiliği geri gelmiyor…
Yönetmelik, eksikliklerine rağmen köylüye biraz olsun nefes aldıracaktır. Kırsal mahalle olabilmek için, yerleşim yerinin, yönetmeliğin 4. Maddesinde sayılan özellikleri taşıması, özellikleri taşıyan köylerle ilgili olarak 6. Maddede belirtilen işlemlerin yapılması gerekir. Bunun için önce ilçe belediye meclisinin köyle ilgili “Kırsal Mahalle” kararı alması, kararın, Büyükşehir belediyesi meclisince 90 gün içinde onaylanarak yürürlüğe girmesi gerekir…
Yönetmelik, İlçe ve Büyükşehir belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin, kırsal mahalle kararı alıp almayacaklarını, köy ve köylüye ne kadar önem verdiklerini, köylüyü ne kadar sevdiklerini gösterecektir…
Köylünün tekrar köyüne dönmesi, atıl tarım alanlarının işlemesi, Türkiye’yi tarım ürünleri alanında dışa bağımlılıktan kurtaracak tek yoldur. “Köylü üretmezse kentli aç kalır.” Bu söz yabana atılacak bir söz değildir…
İklim krizi, yaşanan savaş, gıdanın ve suyun önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Köylerin kırsal mahalle ya da kırsal yerleşik alan değil, Cumhuriyetle kendisine verilen tüzel kişiliğin geri getirilmesi, tekrar köy haline döndürülmesi ülkeye ve insanlığa yapılacak en büyük iyilik olacaktır…