Su, hava, toprak ve orman ekosistemleri: Bir tarafı yanmış, bir tarafı donmuş. Kutupları çok soğuk, ekvator kuşağı kavurucu sıcaklıkta ölü bir gezegeni canlı yaşamına uygun hale getirmiştir. Bu gezegen, Dünyadır…
Canlı yaşamın devamını sağlayan orman ekosistemleri, kuşların, canlıların evidir. Co2’i alır, Havaya Oksijen salar, tozu yutar, su döngüsünü düzenler, ortamın ısısını ayarlar, erozyonu, seli önler ve tarım toprağını verimli hale getirir. Meyveleri canlılara besin olur…
Bilim insanları, çevreciler, orman ekosistemlerinin kıymetini bilir ve ormanlara sahip çıkar, canı pahasına korur. Çünkü bir santim tarım toprağının yüzyıl, sağlıklı bir orman ekosisteminin 50 ila 60 yıl gibi uzun bir sürede oluştuğunu bilir…
Ülkemizde ve Dünyada yaşanan, deprem, hortum, tayfun, fırtına, aşırı yağış ve sellerden daha büyükleri geçmiş yıllarda da yaşandı. Eski mimarlar, binaları depreme dayanıklı yaptılar. Nysa kentinde 1400 yılda oluşacak seli kaldıracak kanalizasyon ve yağmur suyu tahliye sistemi, Ergene Nehri üzerine sel oluşumunda ulaşımı sağlayacak 1300 metre uzunluğunda köprü inşa ettiler. Onlar doğayla barışık insanlardı…
Televizyon ekranlarında; son günlerde yaşanan selleri, can ve mal kayıplarını görülmedik yağışlara, evlerin dere yataklarını yapılmasına bağlayan, Devlet ve belediye yetkilileri gördüm. Oysa olumsuz hava koşulları ve artan sıcaklığın; olağanüstü yağışların, orman azlığı yüzünden olduğunu herkes gibi onlar da biliyor ama çevreciler dışında kimse dile getirmiyor…
Anadolu ve Aydın ilçelerinde de dere yatağına ev yapıldığı biliniyor ama yeterli önlemler alınmıyor. Eski insanlar: “Dereler 40 yılda bir kere olsun mecrasını bulur!” Derler. Yani sel mutlaka oluşacaktır…
Selleri önlemek, yağış rejimini normale döndürmek sağlıklı ormanlarla olur. Devlet, ormanları koruyup, yeni orman alanları kurması gerekirken, torba kanunla depremden zarar gören 15 ili kapsayacak şekilde Anayasa koruması altında olan orman alanlarının ve zeytinliklerin imara açılmasını sağladı…
Kabul edilen torba yasanın ormanla ilgili maddesi, Anayasa’nın 169. Maddesine, uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Hele, imza koyup, Mecliste onaylanıp, kanun haline getirilen “Paris İklim Sözleşmesine” tamamen aykırıdır.
“Paris İklim Sözleşmesine” attığımız imza ile sözleşmenin 4. ve 5. Maddesinde belirtildiği gibi mevcut orman alanlarını korumayı ve yeni ormanlar yetiştirmeyi taahhüt ettik. O söz nerede kaldı?
Bunlarla da yetinilmedi, Anadolu’nun dört bir köşesi; altın, kömür, kuvars madenlerini çıkarmak için acele kamulaştırma kararı alınarak, ormanlık alanların ve tarihin tahribine resmen izin verildi. Orman ekosistemlerinin, Dünyanın, yaşam garantisi olduğu gerçeğinin bilinmesine rağmen…
Unutulmasın ki, zeytin, ormanlardaki değişik ağaçlar, canlı yaşam türleri, antik kentler Anadolu’nun yerüstü zenginliğidir. Bu zenginlik; yeraltında yatan kömürden, demirden, bakırdan, altından, kuvarstan ve jeotermal akışkandan kat be kat daha değerlidir…
Canlı yaşamının geleceği sağlıklı ormanlara, temiz çevreye ve yerüstündeki değerlerin korunmasına bağlıdır…