Kurban Bayramı geçeli henüz 2-3 gün olmuştu, mahallelinin yemediği, sokak hayvanları yesin diye parka gelişigüzel bıraktığı yiyecek atıklarının yanına çiğ et ve içyağının eklendiğini gördüm, yadırgadım, kızdım! Dünyada bu kadar aç insan varken bu israf niye? Çöp toplama görevlisi sokak hayvanlarının yemediği atıkları temizlemekten bıktı, fakat mahalle insanı hayvanların yemediği atıkları atmaktan vazgeçmedi.
Balkonda çiçeklerin yanında süs biberi, kekik, nane, maydanoz, biberiye gibi bitkiler yetiştiririm. Bitkileri sularken, saksının birine gizlenmiş beyaz bir şey dikkatimi çekti, bakınca içyağı olduğunu anladım, şaşırdım! Saksıda ne arıyordu, kim getirmişti? Aklıma Saksağan’ın getirebileceği geldi. Daha önce parkın girişine bırakılan sokak hayvanlarının yemediği artıkları bahçeye götürüp gömdüğünü görmüştüm…
Aradan bir süre geçti, 28 Temmuzda Manavgat’ta orman yangını başladı, yangın Anadolu’yu sardı. Ormanda yanan ağaçların, canlıların feryadını, acısını içimde duymaya başladım. Onlara yardım edememenin verdiği çaresizlik uykumu kaçırıyor, eskisi gibi rahat uyuyamıyorum…
Bu gün sabah ezanı okunmadan kalkıp balkona çıktım. İçyağını saksıya gömen kuşu bulmak istiyorum. Sokak lambası henüz yanıyor, yarasalar oyuklarına çekilmemiş, sokak lambasının ışığına gelen böcekleri, sinekleri avlamaya devam ediyorlar. Düğümü çözmek için sessizce kendimi göstermeden beklemeye başladım…
Sabah Ezanı okunmaya başladı. İçimden, “Allah’ım, yangınları çıkaranları, önlem almayanları, milyonlarca ağacın ve canlının ölümüne neden olanları, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kastedenleri tez zamanda kahreyle.” Diye dua ettim…
Tan yeri ağarmaya başladı, bir yerlere çarpacakmış gibi delice uçan yarasalar kayboldu,. Parka önce yerli kumrular, ardından artık bu coğrafyanın yerlisi küçük kumrular geldi. Onları ötüşlerinden, ses, renk tonundan ve boyunlarındaki aladan ayırt ediyorsunuz…
Ardından serçeler, kargalar geldiler, yayılmaya başladılar sabah kahvaltısı olarak ne buldularsa yediler, atıklara dokunmadılar. Kediler uyandı, inanmayacaksınız ama kediler hazır yiyeceğe alıştığından ne kuşlara saldırıyor ne de onları rahatsız edici harekette bulunuluyorlar. Saksağan ortalarda yok! Kediler daha rahat hareket ediyor, saksağan kuşları ve kedileri taciz ediyor. Tacizden sıkılan kediler, çileden çıksa da kuş avlamaya yeltenmiyor.
Sabahın ilk saatleri, güneş doğdu doğacak ortalık aydınlanmaya başladı, yerli kumrular ötüşlerini sürdürüyor, “gugukçuk gugukçuk.” Yeni kumrular durur mu? Onlarda ötmeye başladı. Onların ötüşü daha çok güvercini andırıyor ne de olsa aynı familyadan. Serçeler de bu koroya katılıyor. Kargalar kart ve rahatsız edici sesleriyle ortalığı inletiyor meydan onlara kaldı, saksağan hala ortalarda yok! Bir o mu mayıs ayında çok sık gördüğüm kuyruksallayan epeydir ortalarda görünmüyor…
Karşı binanın çatısında beslenen evcil güvercinler ile onların yanına sığınmış bir kaç kaya güvercini sabah uçuşlarına başladı. Güvercinlerden taklacı olanlar takla atmaya, yoz olanlar kayık çekmeye başladı. Kırlangıçlar yüksekten uçuyor hava güzel olacak. Saksağan hala görünmedi. Belli ki bugün karnını doyurmak için başka bir yere gitmiş. Onun yokluğunda parkta asayiş berkemal…
Kedilerin, kuşların bir şey arandığını fark ettim. Etrafa baktım atıklarla ilgilenmiyorlar ama bir şey aradıkları belli. Gözüme su kapları ilişti su kapları devrilmiş, suları yok! Hemen bir şişe su alıp parka gittim, sularını doldurup balkona döndüm. Hayvanlar kanıncaya kadar su içtiler, neşeleri arttı Tam o sırada tiz bir “cak cak” sesiyle saksağan teşrif etti,
Sesi duyan kuşlar, kediler tedirgin oldu. Saksağan onlardan yana değil, balkonun önündeki telefon teline konup bana bakmaya başladı sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyordu! Göz göze geldik…
“Ey insanoğlu! İçyağını yanlış balkona getirdiğimi sanma! Onu atan kişinin balkonuna götürseydim ne demek istediğimi asla anlamayacaktı. Düşündüklerimi diğer insanlara sen iletebilirsin, onun için senin balkonunu seçtim. Doğaya yaptıklarınız yetmedi mi? Havayı, suyu kirlettiniz, toprağı zehirlediniz, Dünyayı çöplüğe çevirip, yaşanmaz hale getirdiğiniz yetmedi mi? Anadolu’nun cennet ormanlarını yakıyorsunuz. Yaban hayatını yok ediyorsunuz, onlar olmadan nasıl yaşayacaksınız? Sonunuz ne olacak?” Der gibi baktı. İnsan olduğuma utandım, bunların hepsi doğruydu…
Hayvan deyip hakir gördüğümüz canlılar; havanın, suyun, toprağın ve doğanın değerini biliyor, koruyor. “Yaratılmışların en şereflisi” insan, birlikte yaşamak zorunda olduğu canlıları öldürüyor, ormanları yakıyor, doğayı kirletiyor, yaşam alanlarını yok ediyor. Başka söze gerek var mı?