Seçme, Seçilme Hakkı Ve Kadınlarımız…

Aralık 5, 2022

5 Aralık 1934 yılında Anayasa ve seçim kanununda yapılan değişiklikle, Türk Kadınına “Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı” tanındı. 1935 yılında yapılan TBMM 5. Dönem seçimlerinde 17 kadın, milletvekili seçilerek Mecliste yerini aldı. 5 Aralık, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilişinin yıldönümüdür…
 
Gerçek anlamda Türk kadınına seçme ve seçilebilme hakkı verildi mi? Seçilme hakkı verip onu Meclise, Belediye Başkanlığına, muhtarlığa, Belediye meclis üyeliğine seçtik mi? Türkiye’ de 2018 yılında toplam.  50.000 muhtar içinde 622 kadın muhtar var, ne kadar az? Az olsa da kadın Bakan, Milletvekili, Vali, Kaymakam ve Belediye başkanımız var diye öğünüyoruz…
 
Siyasi partiler, kadına seçilme hakkı tanıdı tüzüklerine kota, kontenjan koydu. Uygulamada tüzük unutuldu. 37 Meclis üyesi bulunan Efeler Belediye Meclisinde bile ancak 7 kadın meclis üyesinin bulunması, kadının seçilme hakkına verilen önemi gösterir…
 
Kadına seçme ve seçilme hakkının tanınmasının yıl dönümü törenlerinde kullanılan söylemler, yaşama geçirilip kadına seçilme hakkı tam olarak tanınmış olsa, ülkemiz daha uygar ve çağdaş hale gelirdi. Göstermelik te olsa yine törenlerde kadınlara sahip olması gereken hakların genel anlamda verilmediği, kadının olması gereken yerde olmadığı anlatılacak…
 
Gerçekte ise; “kadının yeri evidir,” “kadının asli görevi çocuk yetiştirmektir.” Diyerek, eve kapatılacak. Eve kapatılması yetmeyecek, ne giyeceğine, nereye gideceğine de başkaları karar verecek ve onu sosyal hayattan dışlamaya çalışacak…
 
Yine de kadın hakları ile ilgili törenlerde, panellerde hamasi nutuklar atılmaya devam edilecek. “kadınlar başımızın tacıdır.” Denilecek. Uygulamada ise Nazım Hikmet’in şiirinde dediği gibi “ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen.” Uğruna cinayetler işlediğimiz, sevdiğimiz için gözümüzü kırpmadan öldürülebilecek kişi olarak görülecek…
 
Oysa Kadim Türkler ve Anadolu halkı kadına hak ettiği değeri, insan olmasından kaynaklanan haklarını binlerce yıl öncesinde vermiş, ülke idaresinde, tarlada, bağda birlikte çalışmışlardı. Göktürklerde, “Kağanın eşine ‘Hatun’ denirdi. Kadın toplumda ön planda yer alır, toplum yaşamının her alanında erkekle birlikte çalışırdı…” (1)
 
Uygurlarda, “kadına saygı göstermek en başta gelen görgü kuralı idi. Kadın, erkeğin sahip olduğu tüm haklara sahipti. Kadınlara, hatun, işi, konçuy, kraliçe, prenses gibi asil isimler verilir di.” (2) Bunlar unutuldu…
 
Kadına hak ettiği gerçek değeri; onun eğitici ve öğretici yönünü bilen, Mustafa Kemal Atatürk ve laik Cumhuriyet verdi. Önce eşit yurttaş yaptı. Sonra seçme ve seçilme hakkı tanıyarak sosyal hayattaki yerini almasını sağladı…
Kadın, sağlıklı ve bilgili nesilleri yetiştirecek, eğitecek ilk ve tek kişi. Türk toplumunun çağdaş olması için, çocukların eğitilmesi, öğrenim görmesi; kadının, sosyal hayatta yerini alması, devlet idaresinin her kademesinde görev yapması gerekiydi. Öyle de oldu…
 
Kadınlarımız bu gün seçme, seçilme hakkını kullanabiliyor. Seçilerek milletvekili, bakan, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi olabiliyor. Okuyarak hâkim, savcı, avukat, doktor, öğretmen, fabrikada işçi olabiliyorsa Laik Cumhuriyet, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Medeni Kanunu sayesindedir.
 
Kadınlarımızı sözde değil, ona hak ettiği değeri vererek özde baş tacı edelim. Toplumsal yaşamımızda kadın-erkek eşitliğini kabul ederek, haklarını göstermelik değil, gerçekten vererek yaşayalım. Kadın ile erkeğin eşit olmadığı bir toplum çağdaş toplum değildir ve o toplum yeni bir uygarlık kuramaz…
 
 
KAYNAK:
1-İlhan Akbulut, Türk Hukuk Tarihi. S. 52
2-age. S.57

 

Yorumla

Your email address will not be published.