Seki̇z Mart Dünya Emekçi̇ Kadinlar Günü…

Mart 6, 2023

“8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü,”dür. İçeriği tam anlaşılmadan; yine coşkuyla nutuklar atılarak kutlanacak. Televizyonlarda meydanlarda, salonlarda günün anlam ve önemini dile getiren söyleşiler yapılacak…

Öncelikle 8 Mart, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak neden kabul edilmiş ve kutlanmaya başlamıştır? Bunu bilmek, 8 Mart Çarşamba günü yapılacak anma etkinliğinin ne olduğunu anlamak için gereklidir.

ABD’nin New York kentinde kadın emekçiler, ağır çalışma koşullarına ve günde 10 saatlik çalışma süresine karşı çıkmış, kapitalizme başkaldırmış, iş bırakma eylemi başlatmıştır. Emekçi kadınların iş bırakma eylemi devam ederken, 8 Mart, 1857 tarihinde kapitalistlerin adamları tarafından çıkarılan yangında 129 emekçi kadın yanarak hayatını kaybetmiştir…

Aradan 118 yıl geçtikten sonra 8 Mart ilk kez, 1975 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kutlanmaya başlandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 16 Aralık 1977 yılında aldığı karar ile üye ülkelerin, 8 Martı “Uluslararası Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü” ilan edildi. Kapitalizm, yaptığı katliamı unutturmak, dikkatleri başka yöne çekmek için 8 Mart’ı kutlama günü kabul ettirip, kadın emekçilerin şanlı direnişini bir güne indirgeyip sulandırmaya ve yaptıkları katliamı unutturmaya çalışmıştır…

Kadının sahip olması gereken haklar, sadece, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, seçme ve seçilme ile sınırlı değildir. Kadın her şeyden önce insandır ve insan olarak, doğuştan sahip olduğu, devredilmez, vazgeçilmez, geri alınamaz haklara sahiptir.    

Tarihe baktığımızda Anadolu’da yaşamış ve uygarlık kurmuş Hititler, “babaerkil bir aile yapılanmasına sahip olmalarına rağmen, erkek ailede mutlak hâkim değildir. Kadının insan olmasından kaynaklanan hakları ve serveti belli ölçüde yasalarla korunmuştur.” (1)

Kadim Türkler ve Anadolu halklarının yaşamında, geleneklerinde ve töresinde kadın kutsaldır, kadın anadır, kadın evin direğidir. Kadın çocuklarının eğitmeni ve öğretmenidir. Evin her işiyle ilgilenir, eriyle birlikte tarlada çalışır ve yaşamı paylaşır. Kurtuluş Savaşında olduğu gibi gerekirse yurdu, ailesi için silaha sarılır ve savaşır…

Anadolu tarihi incelendiğinde Hititlerden sonraki kadim kent devletlerinin de kadın haklarını koruduğunu, bunun için yazılı yasalar yaptıklarını ve kadına saygı gösterdiklerini görürüz…

Kadim Anadolu halkları arasında kadın-erkek ayrımı, haremlik selamlık uygulaması yoktur. Kadın-erkek ayırımı ve harem uygulaması, kadının sosyal hayattan dışlanıp eve kapatılması ilk önce batıdan geldi. Grekler (Yunanlılar) Batı Anadolu’yu sadece silahla değil kültürleriyle de istila ettiler…

Yunanlılar, Anadolu adetlerinde, göreneklerinde ve yasalarında olmayan kadın-erkek ayrımını Anadolu’ya getirip yerleştirdiler. Onlardan sonra Anadolu topraklarına hâkim olan devletler ve Hristiyanlık, kadını sosyal hayattan tamamen dışladı…

Türk kadınının tekrar sosyal hayata katılmasını ve toplumda yerini almasını, sağlayan, insan olmasından kaynaklanan haklarını tanıyan, Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyetidir.

Cumhuriyet rejimi, kadının erkeklerin çalıştığı her iş kolunda çalışmasını, eğitici ve öğretici kimliğini tekrar üstlenmesi için gerekli tüm yasal düzenlemeleri yapmış ve hayata geçirmiştir.

Türk kadınına düşen en önemli görev, insan olmasından kaynaklanan ve yasayla tanınan haklarından asla vazgeçmemesi, koruması, elinden almak isteyenlere karşı koymalıdır. Sekiz Mart o zaman gerçek anlamını bulacaktır.

 KAYNAK:

1-A. Muhibbe Darga Anadolu’da Kadın. S. 188

Yorumla

Your email address will not be published.