İnsan doğduğunda; anne-babasını, dinini, dilini, rengini, ırkını, cinsiyetini seçme şansına sahip değildir. Hangi dine, ırka, sosyal sınıfa mensup olarak dünyaya gelmişse, onlar gibi yaşar, onlar gibi düşünür. Ebeveynlerinin dinine mensup olur, dâhil olduğu toplumun, alışkanlıklarına, ananelerine göre davranır. Reşit olduğunda aklını kullanarak, kendi yolunu bulur…
Avcı toplayıcı dönemden, devlet kurma aşamasına, geçildiğinde sosyal sınıflar oluştu. Krallar, halktan aldığı vergileri, halkın refahını sağlamak yerine silahlanmak, savaşmak ve kendi rahatı ve ikbali için kullandı.
20. Yüzyılda Dünya egemenliğini ele geçirmek isteyen emperyalist uluslar, iki Dünya savaşı çıkardılar. Milyonlarca kişinin ölümüne, doğal kaynakların yok olmasına neden oldular. Savaş sonunda ormanlar yok oldu, tarım toprakları zehirlendi, hava kirlendi, su kaynakları kurumaya başladı…
21. Yüzyılda iklim krizi oluştu, doğal kaynaklar, insanları doyuramaz hale geldi. Kapitalistler, emperyalistler Dünyanın doğal kaynaklarına sahip olmak için, var güçleriyle silahlanıyor. Dünya barışı tehlikede…
Kuzeyde, Rusya Ukrayna savaşı sürüyor. Güneyde; Suriye, İran İsrail savaşı çıkma olasılığı var. Asya’da Çin, Amerika gerginliği her an savaşa dönüşebilir. Uzak Asya’da Kuzey Kore, Güney Kore ve Japonya savaşı her an çıkabilir. Dünyanın dört bir yerinde paylaşım için gerginlikler devam ediyor…
Türkiye, dört bir tarafından düşmanla çevrilmiş durumda. Kardeş Azerbaycan’ı saymazsak komşularımızdan hiç dostumuz yok gibi. Hepsi fırsat kolluyor. İkinci Dünya savaşı sırsında görevli dönemin hükümeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh.” İlkesine sarılarak, Savaşa girmemiş, ülkeyi yıkımdan, halkını ölümden korumuştur. Bu dönemde Türkiye kalkınmayı sürdürmüş, tarımda kendi kendine yeten ülkeler arasına girmiştir…
Bu gün de aynı ilkeye sarılıp, Dünyayı paylaşmak isteyenlerin kavgasına karışılmamalı, onların yaptıklarına ortak olunmamalıdır. İktidar şeffaf olmalı, halkı Dünyada olan bitenler hakkında bilgilendirmelidir. Çünkü savaş, Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Vatan Savunması için Yapılmıyorsa Cinayettir.”
Uygar devlet; demokratik, laik, adil, şeffaf, tarafsız, insan onuruna saygılı ve hukukun üstünlüğüne inanır. Adaleti sağlayamayan devletlere ne olduğunu antik dönemden başlayarak gelecek yazılarımda anlatacağım. Biz dönelim konumuza…
Cumhuriyetin yüzüncü yılına girildiği bu günlerde, Türk Halkı olarak, kurucu ayarlara dönerek, laik Türkiye Cumhuriyetini yaşatmak için elimizden geleni, hukuk içinde kalarak yerine getirmeliyiz.
Önümüzde seçimler var. Bu seçimler, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyeti yaşatmak için önemli bir fırsat. Halk için; adalet, eşitlik, özgürlük, hakça paylaşım isteyen. Doğaya saygılı, insanı ötekileştirmeyen, hukukun üstünlüğüne inanmış, “Yurtta sulh, Cihanda Sulh” ilkesini benimsemiş partilere oy vererek ve oyumuza sahip çıkarak yapmalıyız…
Milletvekili listeleri, ön seçim yapılmaksızın ilan edildi. Homurdanmalar, küskünlükler oldu. Bunları bir kenara bırakıp, iç hesaplaşma, seçim sonuna ertelenmelidir. Şimdi birlik zamanı.