İnsan ne yazık ki, elindekinin değerini kaybettikten sonra anlıyor. Sağlığını kaybedince sağlığın, özgürlüğünü kaybedince özgürlüğün değerini daha iyi anlıyor…
Boşuna dememişler, “bir musibet, bin nasihatten evladır.” Diye. Yaşadığımız virüs salgını sağlığın ve özgürlüğün değerini bir kez daha anlamamıza yardımcı oldu.
Mahpus sözü hapisten gelir, hapsedilmiş kişi demektir. Dünyanın ve ülkemizin başına bela olan Koronavirüsün yayılmasını önlemek, en az zararla atlatılmasını sağlamak için alınan önlemlere uyarak birçoğumuz evine kapandı. 65 yaş ve üstünde olanlar için sokağa çıkma yasağı alınmadan önce çoğunluğumuz vatandaşlık görevi kabul edip gönüllü mahpusluğa razı oldu…
İşin ciddiyetini anladığım için yasak kararı alınmadan önce hem kendimin hem de başkalarının sağlığını riske atmamak için sokağa çıkmamaya başladım. Bugün 27 Nisan 2020 tam 43 gündür evde gönüllü mahpusum. Yeter ki virüs daha fazla zarar vermeden, can almadan durdurulsun, gönüllü mahpus olmaya razıyım.
Evde kalmayı fırsata çevirip eski kitapları karıştırdım. Bilgilerimi tazeledim bol bol kitap okudum, notlar aldım, köşe yazısı yazdım. Benim açımdan günler iyi geçiyor geçmesine ama başka insanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim…
Geçim derdinde olup çalışması gerekenlerin ihtiyaçları sosyal devlet olmanın gereği devlet tarafından karşılanmalı, virüs salgınının bir an önce önlenmesi için onların da evlerinde kalması sağlanmalıdır. Bunlar yapılırsa virüsten daha çabuk kurtulabiliriz…
Salgınla ilgili söylenenleri, yapılanı, yapılmayanı gözleme, izleme ve değerlendirme olanağım oldu. Bunların bir kısmını sizlerle paylaşacağım.
Televizyonu açıyorum, istisnasız hemen her kanalda yetkili yetkisiz, bilgili bilgisiz, tıp eğitimi görmüş ya da görmemiş hep aynı yüzler açık oturumlarda boy gösteriyor, aynı şeyleri anlatıyorlar. İnsanı televizyon izlemekten bıktırıyorlar. İzlemeye devam etsem paranoyaya kapılacağımdan korkuyorum.
İnternetten yerel ve ulusal gazeteleri okuyorum. Virüs salgınına karşı her önlemin eksiksiz alındığını anlatan devlet ve yerel yetkililerin haberleri var. Basına verilen demeçlere baktığımızda her yer güllük gülistanlık, hiçbir sorun yok, her şey yolunda…
Gazeteler, ana caddeleri yıkayıp dezenfekte eden araçların, pazaryerlerini ve halkın toplu halde bulunduğu yerleri deterjanlı su ile yıkayan işçilerin, evlere servis yapan görevlilerin resimleriyle dolu…
Yasak kararı 20 yaş altı ve 65 yaş üstü için alındı ve uygulanıyor. Yasak kapsamına alınan insanlar ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak gençler ve ülke yönetiminde söz sahibi olmuş, hizmet etmiş, nöbeti devretmiş ve emekliye ayrılmış ulu çınarlardır.
65 yaş ve üstü olanların birçoğunun sağlık sorunları, ilaç ve benzeri gereksinimleri, gençlerinde yaşlarına uygun eğitime, spora ve eğlenceye ihtiyaçları vardır. Bunların sağlanması, aranıp ihtiyaçlarının olup olmadığının sorulması gerekir.
43 gündür eşim, dostum, arkadaşlarım ve telefonla arayan Aydın Büyükşehir Belediyesi görevlisi dışında arayan, soran, ihtiyacın var mı diyen bir yetkili olmadı, unutulduk mu ne?
Büyükşehir belediyesi tarafından gönderilen; çay, şeker, kuru fasulye, bulgur, arpa şehriye, bir kalıp sabun, bir ekmek ve peçeteden oluşan yardım paketi ve bir saksı biber fidanı dışında yardım almadık. Yardıma ihtiyacım yok ama gereksinimlerimizi karşılayacak insana, görevliye ihtiyacımız var…
Maskemiz yok, evde iki kişi olduğumuz için maskeye ihtiyacımız yok ama kapı çalındığında maske takıp açmamız gerektiği halde olmadığı için takamıyor, gelen kişiden uzak durmaya çalışıyoruz…
Pencereden bakıyorum ve olanları izliyorum. Bizim sokakta vatandaşın her türlü ihtiyacını karşılamak için evlere servis yapan Büyükşehir Belediyesi zabıtasını, çöpleri toplayan ve konteynerleri dezenfekte eden temizlik işçilerini ve arada geçen polis araçlarını ve polisleri görüyorum…
Televizyon ekranlarında bir hamasettir gidiyor, haydi hayırlısı. Halka yapılanların, verilen sözlerin yeterince takip edilmediği, unutulduğu düşünülüyorsa büyük hata yapılıyor demektir. Halk kendisine yapılan iyiliği asla unutmaz…
20 yaş altı gençler ülkenin geleceği, 65 yaş ve üstünde olanlar ise ülkenin hafızasıdır. Onlara gereken özen gösterilmez, korunmaz, gözden çıkarılırsa ülkenin hafızası silinir, geleceği yok olur. Bunu unutmayalım.