1 Aralık 2019 tarihinde Denizli Sarayköy’de düzenlenen bir etkinlikten Efeler’e dönerken arka yolu tercih ettim. Amacım yörede kurulu jeotermal santralların doğaya olan etkilerini görmekti…
Bu yörede kurulan jeotermal santrallara kuyulardan akışkan taşıyan borular nedense hep yeşile boyanmış? Kuyular Büyük Menderes Nehrinin hemen yanında. Ova boru ormanına dönüşmüş. Yol boyunca havada kesif bir Hidrojensülfür kokusu var.
Büyük Menderes Nehri üzerinde bulunan köprüye geldiğimde gördüklerime inanamadım. Büyük Menderes Nehrinin suyu simsiyah, renginin neden siyah olduğu konusunda bilgi sahibi olamadım oysa o yörede zeytinyağı fabrikası yok, neden siyah?
Nehrin üzerine bir yalıçapkını uçarak köprünün altından batısına geçti, geçmesiyle geri dönmesi bir oldu. Çünkü nehrin batısındaki kıyılarda konabileceği bir ağaç, kaşak, ılgın, kısacası yeşil bir doku, bir ağaç dalı yoktu. Yeşil doku iş makinalarıyla yok ediliyor yerine taş döşeniyordu…
Yalıçapkınını hepiniz bilirsiniz ama ben yine bilmeyenler için anlatayım. Yalıçapkını, ismini konduğu ağaç dalından etrafını gözlemesinden almış, dünyanın ılıman iklime sahip bölgelerinde yaşayabilen rengârenk küçük bir su kuşudur…
Ege Bölgesinin simgesi haline gelen Yalıçapkınını belki son kez görüyorum. Böyle devam ederse Büyük Menderes Nehrinde yaşayan kuşların ve su canlılarının nesli tükenecektir. Çünkü nehir ölüyor, öldürülüyor. Nasıl mı?
Büyük Menderes Nehri Havzasında bulunan sulak alanların hemen hepsi kurutularak tarım arazisi yapıldı ve yok edildi. Şimdi Büyük Menderes Nehrinin ölümünü gözlerden saklamak amacıyla kenarını taşla kaplayarak kanal haline getirilmekte hem de devlet eliyle. Bu çalışma aslında nehrin ölümünü ilandan başka bir şey değil.
Nehirler, yaşayan canlı organizmalardır. Kendi ekosistemini oluşturmuşlardır. Onların sularında yaşayan çeşitli balıklar ve diğer su canlıları ile kıyısında yaşayan kuşlar ve yaban hayvanları ile bütünleşen ekosistemleri vardır…
Büyük Menderes Nehrinin taşkın yapması zararından çok yarar getirir, taştığı bölgedeki tarlaları kimyasal atıklardan temizler. Taşıdığı organik maddelerle toprağı gübreler ve daha iyi verim alınmasını sağlar…
Taşkınları önlemek için nehrin etrafındaki yeşil dokunun yok edilmesi demek o sistemde yaşayan canlıların yaşam alanlarının yok edilmesi demektir. Yaşam zincirinin kırılması demektir. Bir taraftan havzada yaşayan tüm canlıların envanterini (dökümünü) çıkarmak için çalışma yapan Devlet, diğer taraftan nehri kanala dönüştürerek canlıların yaşam alanlarını yok etmektedir.
Nehrin kenarında kendine yaşam alanı bulan ve yok edilen o bitkiler, suyun içindeki ağır metallerden arınmasını sağlayan doğal arıtıcılardır… Nehrin dokusunun yok edilerek etrafının taş ya da betonla kaplanması onun nehir olma özelliğini sona erdirir. O artık yaşayan bir nehir olmaktan çok, kirli suları denize taşıyan bir kanal olur…
Yıllardır bilim insanları araştırıyor, söylüyor, yazıyor ama kimse dinlemiyor, dinlemek istemiyor.! Doğa, diğer canlılarla birlikte insanın ortak yaşam alanıdır. Doğa sadece insana ait değildir.
İnsan, doğanın sınırlı olanakları içinde sınırsız gereksinimini karşılamak için doğayı dönüştürmeye kalktığında, yaşam zincirinin halkaları kırılmaya başlar. Halkaların kırılması gelecek yıllarda insan yaşamını olumsuz etkileyecektir…
Doğa, bizim istediğimiz şekilde ve şartlarda sağlıklı olarak varlığını sürdüremez. Onun kendi kuralları vardır. İnsan onun kurallarına uymak zorundadır. İnsanın var gücüyle tüketmeye ve dönüştürmeye çalıştığı doğa; kendini yenileyebilir, belirli bir süre sonunda yeniden canlanabilir ama geçen süre insan ırkının sonu olabilir. Bunu aklımızdan çıkarmayalım, zaman geçmeden doğa ile barışalım…